Öfkesine Kapılıp İnsanların Kalbini Kıran, ALLAH'ı Üzmüş Gibidir

2011-09-10 15:21 WatchtoweR
Kulun Kalbini Kıran Rabbini Karşısına Alır


Bir müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâbe'yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır
"Sakın incitme bir cân-ı
Yıkarsın arş-ı Rahman'ı"

İnsan, yaratılmışlar arasında, Cenab-ı Hakk'ın halifesi olmaya, O'nun güzel isimlerini ve ulvî sıfatlarını tastamam yansıtma potansiyeline sahip, kainatın fihristi mahiyetinde, başka canlılardan pek çok farklı derinliklerle serfiraz kılınmış biricik varlık; kalb de insanın manevî donanımında müstesna bir konum ve husûsî bir misyona sahip çok önemli bir rûhânî latîfedir. Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselâm), "Allah sizin kalblerinize bakar, sûretlerinize değil" buyurarak, onun bir ‘nazargâh-ı ilahî' olduğunu işaret buyurur. Bu Hadis-i Şerif'ten anlaşılmaktadır ki, Cenab-ı Allah'ın insanla muamelesi kalbine göre cereyan etmektedir. Nitekim, Yunus bize seslenirken, "Ararsan Mevlâ'yı gönlünde ara" der. İşte bu ölçüdeki ehemmiyetine binaen sûfiler kalbe ‘hakîkat-i insaniye' namını takmışlardır. Öteden beri söz erleri en çok bu hayatî latîfe etrafında kelam etmiş, kalem gezdirmiş, sohbetlerine, nazımlarına, nesirlerine hep onu mevzu etmişlerdir. Kalb etrafında cereyan eden hususlar arasında da kalb kırma ve gönül incitmenin ayrı bir yeri vardır. Kalb, Gönül ve Cân Demektir; Aynı Zamanda Pek Kırılgandır.

Evet, bizde kalbe ‘gönül' de derler, ‘cân' da. Yine ‘cân' gibi Fârisî lisanından Türkçemize mâlolan ‘dîl' kelimesi de bu manada çok kullanılmıştıAtalarımızın sözleri içerisinde yer alan, " Gönül bir sırça kadehtir; kırılırsa yapılmaz "şeklindeki ifade, kalbin cam gibi kırılgan ve ince olduğunu, hiç umulmadık şekilde çarçabuk kırılabileceğini, telafisinin de hemen hemen imkansız olduğunu anlatır. Yine ecdâdımızdan bize miras kalan, "gönül yıkmak", "gönül kırmak", "gönül yarası" gibi ibarelerde gönül hep kalb yerine kullanılmıştır. "Gönül koymak" gücenmek anlamında, "gönül yapmak", yıkık ya da kırık bir gönlü tamir etme karşılığında, "gönül ehli" tabiri de, kalb-i selîme ulaşmış, halim, selim fıtratlı kimseler manasında istimal edilegelmiştir. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, başkalarını incitmeyi, onların kalblerini kırıp, gönüllerini yıkmayı bir alışkanlık haline getirmiş insanlar Cenab-ı Erhamürrâhimîn'in kainata serpiştirdiği rahmet, merhamet ve şefkatten hissesini alamamış nasipsiz insanlardır. Böyleleri aynı zamanda insan olmanın en önemli yanlarından birini teşkîl eden his ve duygudan mahrum hissiz kimselerdir ve ahlâk-ı âliye-i İslâmiye içerisinde çok mühim bir yeri olan nezâket, nezâhet, güleryüzlülük ve kem söz söylememe, kem bakışta bulunmama gibi lütuflardan mahrumdurlar. Evet, kalb kırmak tek kelimeyle kaba bir tavırdır ve kabalık sadece bedevîlere yaraşır. Allah-ü zü'l-Cemâl, kullarına her zaman sabrı şiar edinmelerini, dillerine hâkim olmalarını ve gayzlarını yutmalarını emretmenin yanında, " Ben kalbi kırık olanların yanındayım " buyurmak suretiyle, kullarının gönüllerini incitenlerin -bilmeyerek bile olsa- Zât-ı Ulûhiyeti karşılarına alacaklarına işaret buyurmuştur ki, gayet manidardır.Efendiler Efendisi de, gerçekten inanmış bir insanın en önemli vasfının diğer insanları eliyle ve diliyle rahatsız edip incitmemesi olduğunu ifade ederek bu husustaki en küllî ve kuşatıcı kâideyi koymuştur. Yine O'nun beyanlarına müracaatla söyleyecek olursak, kendi kalbinin rencide edilmemesini, gönlünün kırılmamasını arzu eden bir kimse başkalarının kalbini kırmaktan da hazer eder, sakınır. Zira, hakîkî mümin kendisi için istediğini kardeşleri için de arzular; şahsı için istemediği şeylerin başkalarının başına gelmesine de gönlü razı olmaz.

Kalb Allah'ın Evidir
Büyükler hep öyle demişler; kalbi Kâbe'ye müsavî hatta ondan daha üstün tutmuşlardır. İbrahim Hakkı merhum meşhur şiirinde, "Dil beyt-i Hudâ'dır, ânı pak eyle sivâdan Kasrına nüzûl eyleye Rahman gecelerde" diyerek kısa yoldan bu gerçeği ifade eder. Kalbin Zümrüt Tepeleri'nde bu mülâhazanın temeli şu cümleyle ifade edilir: "Marifet-i ilâhînin pürüzsüz, mücellâ ve yalan söylemeyen sadık bir lisanı olması itibariyledir ki, insânî mülkün melekûtu sayılan kalb, Kâbe'den daha eşref görülmüştür." Kalb, Kâbe'ye benzetilince kalb kırmak da Kâbe'yi yıkmaya kıyaslanır olmuştur. Mesela, bu minvalden olmak üzere"Kâbe'yi yıksam, yeniden yapabilirim, ama kırılan bir kalbi kat'iyen" şeklindeki ifade, İslam'ın yüz akı Hazreti Ömer'e izâfe edilir. İşin doğrusu, Hazreti Ömer gibi bir gönül insanının böyle bir şey söylemesi kadar tabiî bir şey olamaz. Müminleri incitip onların kalblerini kırmanın büyük bir vebal olduğunu düşünen Allah dostları, bir gönül yıkmanın Kâbe'yi yıkmak kadar günah olduğunu, hâkezâ, bir gönül yapmanın da Kâbe'yi yeniden inşa etmek kadar sevap olduğunu dile getirirmişlerdir. Onlardan biri olan Hazreti Mevlânâ, "Bir defa kalb kırmak, Kâbe'yi alt üst etmekten daha kötüdür. Zira Kâbe'yi Hazreti İbrahim inşa etmiş, gönlü ise Hazreti Allah yaratmıştır" der. İnsan kalbinin çok hassas ve kırılgan olması üzerinde en fazla duranlardan birisi de yanık şairimiz Yunus Emre'dir. Kalb kırmanın, gönül incitmenin ne büyük bir hata olduğu mülahazası onun pek çok mısraına misafir olmuştur. İşte onlardan ikisi:

"Gönül Çalab'ın tahtı, Çalab gönüle baktı
İki cihan betbahtı, kim gönül yıkar ise."
"Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil"

Kalb kırmak biraz da başkalarını hor ve hakir görmenin neticesidir. Evet, insanın kendisini üstün ve faziletli görmesinin, enaniyetinin ve bencilliğinin ‘tabiî' sonucu başkalarını hor görmesi, dolayısıyla da tahkir etmesi, küçük düşürmeye çalışmasıdır. Takdir edilir ki, böyle bir tavır ve davranış Allah nezdinde hiç de hoş görülmeyecek merdûd bir davranıştır. Çünkü Yaratıcı'ya nispetle bütün insanlar kuldur ve kullukları açısından da herhangi birinin diğerlerinden hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece ve sadece dini diyanet yapma yani hayata hayat kılma hususundaki hassasiyet ve titizlikte aranmalıdır. Bu ise tamamen bir kalb işidir; hiç kimsenin bir başkasının kalb balansını ölçüp değerlendirme gibi bir imkanı ve selâhiyeti olmadığına göre, kendilerini başkalarının fevkınde gören insanlar kibir ve ucup gibi insanı ateşe götüren iki karanlık tünele girmiş sayılırlar. Allah bizleri böyle bir sukûttan muhafaza buyursun!
Başkalarını hor görmenin o insanları incitmeye bâdî olabileceğini merhum Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin şu vecîz beytinde ne güzel ifade edilir: "Hiç kimseye hor bakma İncitme, gönül yıkma!"

İnsanlara değer verenlerdir ki, onlar gönül kırmaktan, kalb incitmekten, yürek hırpalamaktan ısrarla kaçar, böyle bir hataya düşmeyi kendi hesaplarına büyük bir günah telakkî ettiklerinden dolayı da başkalarıyla pek titiz davranmak suretiyle peygamberane bir tavır sergilerler. Evet, bu incelik ve nezaket ufkuna ulaşmış edep kahramanları, değil kalb kırma, hayatlarını kalbleri tamir etmeye, gönülleri mamur kılmaya adamışlardır. Felsefenin onlarcasında fakirlerin, düşmüşlerin, muhtaçların ve gönlü buruk olanların kalblerini tamir etmek ibadetler dairesi içinde değerlendirilir. Yine onlara göre gönül yapmak arş yapmak gibidir. Bir beytini sözlerimize berceste yaptığımız Alvar İmamı (rahmetullahi aleyh rahmeten vâsiaten), bir başka dörtlüğünde bize nasihatte bulunarak, kullarını incitmeyenleri, Allah'ın onların ayıplarını setretmek suretiyle mükafaatlandıracağını anlatır:


İlgili Diğer Konular

Yorum Yap


2006 - 2018 - Delinetciler Portal - Iletisim