Kanımız, her birinin kendine has bir vazifesi olan alyuvarlar, akyuvarlar, trombositler ve plazmadan oluşur. Alyuvarlar vücut hücrelerimize oksijen taşır. Akyuvarlar (bir sonraki safyada göreceğiniz gibi), hastalıklarla mücadele eder. Trombositler, damardan kan sızıntısını önlemekte rol oynar.

Yüzde 90 nisbetinde sudan oluşan plazma, kanımızın sıvı bölümüdür. Plazma al ve akyuvarları, trombositleri, besin maddelerini ve hormonları taşır, ısıyı dağıtır. Ayrıca hücrelerimizin içinde ve etrafında ihtiyaç duyulan sıvıyı da plazma temin eder.

Olgun bir alyuvarın hücre çekirdeği yoktur, yani hücre bölünmesi yoluyla üreyemez. Bu yüzden, kemik iliğimiz sürekli olarak yeni alyuvarlar imal etmekle meşguldür. Yetişkin bir erkeğin kanında yaklaşık 3 trilyon alyuvar vardır. Ortalama dört ay yaşayan alyuvarlar yıprandıklarında büyük çoğunluğu dalakta olmak üzere vücut tarafından parçalanırlar.

Alyuvarlar incecik kılcal damarlardan bile süzülecek esnekliktedir. Oksijen molekülleri alyuvarın taşıdığı hemoglobin adı verilen bir maddeye bağlanır. Hemoglobinin ana malzemesi demirdir. Kılcal damarlara ulaşan alyuvar, taşıdığı oksijeni civar dokulara verir.

Normalde, alyuvarlar kan hacmimizin yaklaşık yüzde 45′ini oluşturmaktadır. Kansızlık hastalığı çeken kişilerde ise yeterli miktarda sıhhatli alyuvar yok demektir. Getir-götür işleri

Kan plazmamız ve alyuvarlarımız kılcal damarlardan civar dokulara lüzumlu malzemeyi taşır ve buralardaki atık maddeleri toplarlar. Kılcal damarlar o kadar incedir ki, 10 tanesi bir araya gelse, kalınlıkları ancak bir saç teli kadar olur

Trombositler kemik ilimiğimizdeki büyük hücrelerin ufalanmasıyla oluşmuş minik parçacıklardır. Ortalama ömrü dört gün olan trombositlerin vazifesi birbirlerine yapışıp pıhtılaşma oluşturarak, kan kaybını önlemektir. Eğer kanda yeterince trombosit yoksa, pıhtılaşma gerçekleşmez, bu yüzden de en ufak kesik bile büyük bir tehlike arzedebilir.

Sızıntının Kapanması
(1) Elimize batan bir iğne, bir kan damarına rastlayabilir. Damardan derimizin içine kan akar.
(2) Kandaki küçük trombositler yarayı kapatmak için olay yerine hücum eder.
(3) Trombositler yapışkan iplikler halinde bir maddenin teşekkül etmesini sağlar. Bu iplikler kanı pıhtılaştırıp, kanamayı durduran bir ağ oluşturur.
(4) Yaranın üzeri yeniden sıhhatli deri hücreleriyle örtülür. Hemofili hastalarında kan pıhtılaşması çok güç olmaktadır.

Mor Bir Leke
Kolumuzu veya bacağımızı sert bir cisme çarpıp, berelediğimizde, cildimizde mor bir leke ortaya çıkar. Bu durumda, cilt yüzeyimizin altında, çatlayan kan damarlarından kan sızmaktadır.

Akyuvarlarımız
Akyuvar hücreleri alyuvarların iki katı büyüklüğüne ulaşabilmektedir. Kanımızdaki her bir akyuvara karşılık 500 ilâ 1000 alyuvar vardır.

Akyuvarlar hem kemik iliğinde, hem de lenf şebekemizde imal olunur. Damar duvarlarından kolaylıkla süzülerek içeri ve dışarı geçebilen akyuvarlar zor durumdaki dokuların yardımına koşar.

Vücuda hastalık yapan organizmalar (virüs veya bakteriler) girdiği zaman, vücut hastalıkla mücadele etmek için otomatik olarak akyuvar üretimini hızlandırır. Üretilen bu akyuvarların büyük bölümü çöpçü hücrelerdir. Çöpçü hücreler bakterileri, artık maddeleri ve ölü hücreleri yiyerek sıhhatimizi kazanmamıza yardımcı olur.
Akyuvar üretiminin kontrolsüz biçimde artmasına kan kanseri adı verilmektedir. Olgunlaşamayan bu faydasız akyuvarlar bir süre sonra o kadar kalabalıklaşır ki, kanda sıhhatli al ve akyuvarlara yer kalmaz. Bütün akyuvarlar, alyuvarlardan daha büyüktür. Bu akyuvarda bileşik hücre çekirdeği görülüyor.