Çanakkale Türküsünün Hikayesi

 Çanakkale Türküsünün Hikayesi

  Okunma: 61500 - Yorum: 10
  1. #1
    Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın atmosferinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir doğuş zamanı vardır. Ancak Çanakkaletürküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır.

    Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutkunun Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış adlı eserinde yer elmaktadır. Mektupu yazan Emrullah Nutkunun kardeşi Seyfullahtır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1. sınıf öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkaleden gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan muktubunda şöyle der:

    Sevgili Anneciğim,

    Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.

    Hucumu bekleyen askerler


    Mektebimizi alıyorlar., hastane olacakmış, bizi de İstanbuldaki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize; Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi olduğunu söyledi.

    Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. Çanakkale içinde Aynalıçarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkare ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkaleden ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben.

    Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim.

    Oğlunuz Seyfullah.

    Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkalede harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine qötürmemiz gerektiğini haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemibal!in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal, Musiki Mecmuasında bu türkünün Çanakkale savaşları sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi (Çanakkael içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkalede öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfinin bu türkünün 1. Dünya Savaşından çok önce söylendiğini kendisine anlattığını bildirir.

    O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz; Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir.

    Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım.

    Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz. Çanakkale Marşı bestekarı Kemani Kevser Hanım .

    Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:

    Çanakkale Kahramanlarının Hatırası

    Atar çavuş atar vururlar seni
    Ölmeden mezara koyarlar seni
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içini duman bürür
    Kırk altıncı fırkanın namı yürür
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde dolu bir testi
    Analar babalar ümidi kesti
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde sıra serviler
    Altında yatıyor aslan şehitler
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale boğazı dardır geçilmez
    Kan olmuş suları bir tas içilmez
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde bir sarı yılan
    Osmanlının tayyaresi durdurur divan
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale sende vurdular beni
    Nişanlımın mendiline sardılar beni
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale sende yatar bir selvi
    Kimimiz nişanlı kimimiz evli
    Of gençliğim eyvah

    Atar ingiliz atar pişman olursun
    Kan alıcı fırkaya kurban olursun
    Of gençliğim eyvah

    İstanbuldan çıktım başım selamet
    Çanakkaleye varmadan koptu kıyamet
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale seni duman bürüdü
    Ali Kemal Beyin namı yürüdü
    Of gençliğim eyvah

    Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız
    Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız
    Of gençliğim eyvah.

    Sözlerin üstünde yazan Çanakkale Kahramanlarının Hatırası ibaresi, bize bu marşın Çanakkaledeki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğnu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezaretinin teşvik ettiği harp edebiyatı kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz.

    Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkaledeki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz 1915de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına qötürmüştür.


  2. #2
    Çanakkale Türküsünün Hikayesi

    Çanakkale, I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerden sadece bir tanesiydi. Ancak Çanakkale Savaşı'nın taşıdığı önem bunun çok ötesindedir.

    Çanakkale Savaşı, tarihi bir dönüm noktası, Dünya tarihini etkileyen önemli gelişmelerden birisidir. Bütün olumsuz şartlara rağmen burada kazanılan zafer, bir savunma savaşının kapsamını aşan, sadece savunulan bölge ve ülke itibariyle değil, dünya dengelerini sarsan ve değiştiren bir çerçeveye ulaşmıştır.

    Bu zaferin belkide bizim için en önemli yanı, Milli Mücadele ruhunun ilk meşalelerinin burada yakılmış ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk temel taşlarını atan Türk Milleti'ne Mustafa Kemal Atatürk'ü kazandırmış olmasıdır.
    Bunun yanı sıra Çanakkale zaferi, hastalanmış, hatta ölmüş gözü ile bakılan Türk Milleti'ne şan, şeref ve güven kazandırmış, özbenliğini yeniden kazanmasına yardımcı olmuştur. Ayrıca, Türk Milleti'nin askerlik kabiliyetini, fedakârlık ruhunu, vatan ve millet sevgisini, manevi gücünü bir defa daha dünyaya göstermiştir.

    Bu türkü de Çanakkale savaşlarında şehit olan askerlerimiz için yakılmıştır.

    Çanakkale İçinde - Kastamonu yöresi

    Çanakkale içinde aynalı çarşı

    Ana ben gidiyom düşmana karşı

    Of gençliğim eyvah


    Çanakkale içinde bir uzun selvi

    Kimimiz nişanlı kimimiz evli

    Of gençliğim eyvah


    Çanakkale üstünü duman bürüdü

    On üçüncü fırka harbe yürüdü

    Of gençliğim eyvah


    Çanakkale içinde toplar kuruldu

    Vay bizim uşaklar orda vuruldu

    Of gençliğim eyvah


    Çanakkale içinde bir dolu testi

    Analar babalar umudu kesti

    Of gençliğim eyvah

  3. #3
    Teşekkurler
  4. #4
    çok güzel olmuş elinize saglık
  5. #5
    gerçekten çok güzel olmuş sizin seyenizde dersimden kesinlikle 100 alıcam teşekkür ederim. :)
  6. #6
    çok güzel olmus tşk ederiz
  7. #7
    Sanatı “yansıtma kuramı” açısından yorumlayanlara göre edebiyat, dünyaya tutulmuş bir aynadır. Bu anlayışa bazı itirazlar yapılabilir; ancak “ayıklamasız ve billurlaştırmasız bir yansıtma manasına almamak kaydıyla” edebiyatı, hayatın bir gölgesi, aynası olarak kabul edebiliriz.

    Edebiyat aynasına akseden konular arasında hiç şüphesiz, insanı derinden etkileyen, onun duygu, düşünce ve hayal dünyasında büyük yankılar uyandıran olaylar başt agelir. Bu bağlamda; büyük depremler, göçler, yangınlar ve savaşlar ilk sırada yer alır. Harplerin bunlar arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü savaşlar, edebiyatta, diğerlerine göre daha geniş ve kalıcı bir yer işgal eder.

    Bütün ulusların, başlangıçtan itibaren edebi eserlerine bakıldığında yaptıkları savaşların akisleri görülebilir. Bu durum Türk edebiyatı için de geçerlidir. Savaşlarda kahramanlık olaylarını, başarılarını, toplamun ortak duygularını şiirle ifade etme geleneği eski Türk topluluklarına kadar uzanır. Yazılı ilk edebi metinlerimiz olan Göktürk Kitabelerinden bugüne zengin Türk edebiyatı bünyesinde üç kıtada at koşturan Türk ulusunun yaptığı savaşları işleyen eserleri bulmak mümkündür. Örnek kolarak; Gazavatnameler, Zafernameler, savaş destanları, asker türküleri gösterilebilir. Ağırlıklı olarak “savaşı okun edinen” bu tür eserlere harp edebiyatı denilmektedir.

    Türk edebiyatında harp edebiyatı vadisine dahil edebileceğimiz eserlerin sayısında özellikler 1860 tarihinden itibaren büyük artış olmuştur. Bunda bu tarihden sonra Osmanlı devletinde gazete ve derginin yaygınlaşmasının büyük etkisi vardır. 1860 sonrası Türk basınına bakıldığında; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi, 1897 Osmanlı-Yunan Harbi, 1911 de İtalya’nın Trablus’u işgali, arkasından Girit’in elden çıkması, Balkan Muharebeleri ve nihayet Birinci Dünya Harbi ile ilgili başta şiir olmak üzere değişik türlerde kaleme alınmış pek çok eser bulunabilir. Bunlara müstakil kitap halinde basılan ürünler de dahil edildiğinde sayı daha da artar.

    İsmini verdiğimiz bu savaşlar serisi içinde edebiyatımızı en çok etkileyen 1. Dünya savaşı olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın hem uzun sürmesi hem de etkisinin derin ve geniş olması bunun en önemli nedenidir. Tabii, bu savaşta Çanakkale cephesinde meydana gelen muharebelerin ayrı bir yeri ve önemi vardır. İstanbul’un kapısının kilidi olarak değerlendirilen Çanakkale Boğazının İngiliz ve Fransızlarca zorlanması İstanbulda büyük bir infiale sebep olmuş; kilidi kurcalayanlara engel olma, hatta uzanan elleri kırma şuurunu uyandırmıştır. O sebeple üniversiteli hatta liseli binlerce genç, defterlerini kalemlerini sıralarının üzerinde bırakarak Çanakkale cephesine koşmuşlardır. Çanakkale savaşı Anadolu’da da büyük bir heyecan yaratmış yurdun dört bir yanından gönüllü askerler akın akın Çanakkale’ye sevk edilmiştir.

    Şehirlerde yaşayanlar Çanakkale harbine ilişkin gelişmeleri basından takip ederken anadolu köylerinde ise halk şiirleri gündemi türkülerle dile getirmiştir. Gaziantep yöresinden derlenen bir türküdeki şu dörtlük, Anadolu’nun gözü ve kulağının Çanakkale’de olduğunu göstermektedir:

    “Kamışlı boğazından yürüdü asker
    Çanakkale’den de alında haber
    Oynayarak yollandı yavuklu nefer
    Koca bir hap oluyormuş bu sene”

    Çanakkale cephesinden alınan haberler başta İstanbul olmak üzere yurt çapında büyük yangı uyandırmış Türk askerinin orada veridiği eşsiz mücadeleyi dile getiren birçok şiir yazılmış ve türküler yakılmıştır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki Çanakkale Harbi ile ilgili o yıllarda yazılan şiirler ve söylenen türküler içinde unutulmaktan kurtulanı oldukça azdır. Bunlardan biri M. Akif’in Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri; diğeri ise bugün Çanakkale türküsü adıyla bilinen meşhur türküdür. Akif’in şiiri ile ilgili bir kısım ilmi araştırma ve incelemeler yapılmış olmasına karşın Çanakkale türküsü hakkındaki araştırmalar maalesef yeterli değildir. İşte bu eksiklik bizi böyle bir tebliğ hazırlamaya yöneltti. Çanakkale öyküsünü kronolojik bir takiple doğuşu ve yayılışı çerçevesinde araştırmaya çalıştık.

    A. “Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı

    Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır.Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak” meydana gelene de “yakım” denilmektedir. Pek çok olay türkü yakılmasına sebep olabilir. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, tabi afetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, vatanın bir parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan sebeplerin başında gelir. Kısaca, hayatın çeşitli safhalarında, teker teker kşahıslar vey abelli bir muhit yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış vakalara ait türküler meydana getirilebilir.

    Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı ( ruhu sanatçı olan kişi, aşık, halktan biri) hafızasındaki şiir ve ezgilerinde yardımıyla yeni bir türkü yaratır. Böylece türkü yakılmış olur. Yakılan türkü ağızdan ağza geçerek zamanla bazı değişikliğe uğrar. Bu sırada çocu türkülerde olduğu gibi türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider.

    Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan farklı değildir. Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın atmosferinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir doğuş zamanı vardı8r. Ancak Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır.

    Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun “Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış” adlı eserinde yer elmaktadır. Mektupu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1. sınıf öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan muktubunda şöyle der:

    Sevgili Anneciğim,

    Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.

    Mektebimizi alıyorlar., hastane olacakmış, bizi de İstanbuldaki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize; “Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi olduğunu” söyledi.

    Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. “Çanakkale içinde Aynalıçarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı” şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkare ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkaleden ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben.

    Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim.

    Oğlunuz Seyfullah.

    Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemibal!in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal, Musiki Mecmuası’nda bu türkünün Çanakkale savaşları sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi” (Çanakkael içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1. Dünya Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını bildirir.

    O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz; Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir.

    Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım.

    Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz. Çanakkale Marşı bestekarı Kemani Kevser Hanım .

    Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:

    Çanakkale Kahramanlarının Hatırası

    Atar çavuş atar vururlar seni
    Ölmeden mezara koyarlar seni
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içini duman bürür
    Kırk altıncı fırkanın namı yürür
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde dolu bir testi
    Analar babalar ümidi kesti
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde sıra serviler
    Altında yatıyor aslan şehitler
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale boğazı dardır geçilmez
    Kan olmuş suları bir tas içilmez
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale içinde bir sarı yılan
    Osmanlının tayyaresi durdurur divan
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale sende vurdular beni
    Nişanlımın mendiline sardılar beni
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale sende yatar bir selvi
    Kimimiz nişanlı kimimiz evli
    Of gençliğim eyvah

    Atar ingiliz atar pişman olursun
    Kan alıcı fırkaya kurban olursun
    Of gençliğim eyvah

    İstanbul’dan çıktım başım selamet
    Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
    Of gençliğim eyvah

    Çanakkale seni duman bürüdü
    Ali Kemal Bey’in namı yürüdü
    Of gençliğim eyvah

    Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız
    Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız
    Of gençliğim eyvah.


    Sözlerin üstünde yazan “ Çanakkale Kahramanlarının Hatırası” ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğnu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı” kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz.

    Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz 1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür.

    İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündümüğümüz ve yine bugünkü Çanakkale Türküsünün sözlerini hazırlatan bir diğer şiir Destancı Mustafa’ya aittir. Destancı Mustafa’nın tek sahife halinde bastırıp “30 Para’dan sattığı “Çanakkale Şarkısı’ biraz daha uzun olup ondört kıtadan oluşmaktadır. Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:

    Çanakkale Şarkısı


    Çanakkale’sine vardım selamet
    Anafartalar’da koptu kıyamet,
    Nakarat
    Anafartalar’da oldu kıyamet
    Çanakkale’sinde büyük çarşı
    İşte ben gidiyorum düşmana karşı
    Nakarat
    Borular çalıyor ileri arşı
    Çanakkale’sinde bir uzun servi
    Kimimiz taşralı kimimiz yerli
    Nakarat
    Askerde rahatla geçirdik devri
    Çanakkale’sinde bir yeşil direk
    Ölen düşmanlar asevinmek gerek
    Nakarat
    Harbin dehşetine dayanmaz yürek
    Çanakkale’sinde yapılır testi
    Düşmanlar çekilip ümidi kesti
    Nakarat
    Kahraman askerin yorulmaz desti
    Çanakkale’sinde sıra serviler
    Sanki yağmur gibi iner mermiler
    Nakarat
    Düşmanın üstüne düşer mermiler
    Çanakkale’sinde elektirikler
    Kumanda ediyor liva ferikler
    Nakarat
    Düşman cesediyle doldu tarikler
    Çanakkale’sinde büyük çınar
    Duymasın anam ölürsem yanar
    Nakarat
    Sağ kalır isem her daim anar
    Çanakkale’sinde sıra söğütler
    Zabitler bir yandan asker öğütler
    Nakarat
    Vadesi gelerek ölen yiğitler
    Çanakkale’sinde akıyor dere
    Hesapsız düşmanlar döküldü yere
    Nakarat
    Bomba yarasıyla açıldı bere
    Çanakkale’sinin çoktur furunu
    Osmanlı askeri arslan torunu
    Nakarat
    Asla unutulmaz Arıburnu
    Çanakkale’sinde toplar inliyor
    Topların sesini herkes dinliyor
    Nakarat
    Topçular düşmanı görüp mimliyor
    Çanakkale’sinde yanar löküsler
    Kahraman askerler durmaz göğüsler
    Nakarat
    Korkarak kaçar hemen öküsler
    Çanakkale’sinde kurulur Pazar
    Aslan askerlere değmesin nazar
    Nakarat
    Ecel geldi ise kısmetimde yazar.

    Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin olduğu görülmektedir. Özellikle şu dizeler arasındaki yakınlık oldukça dikkat çekicidir:

    Çanakkale’sine vardım selamet
    Anafartalar’da toptu kıyamet
    (Destancı Mustafa)

    İstanbul’dan çıktım başım selamet
    Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
    (Kevser Hanım Bestesi)

    Çanakkale’sinde yapılır testi
    Düşmanlar çekilip ümidi kesti
    (Destancı Mustafa)

    Çanakkale içinde dolu bir testi
    Analar babalar ümidi kesti
    (Kevser Hanım Bestesi)

    Çanakkale’sinde bir uzun servi
    Kimimiz taşralı kimimiz yerli
    (Destancı Mustafa)

    Çanakkale sende yeter bir selvi
    Kimimiz nişanlı kimimiz evli
    (Kevser Hanım Bestesi)

    Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve pek çok halk şiirinde de rastlayabileceğimiz söz kalıplarından kaynaklanmaktadır. Çünkü halk şiiri ve türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden ‘söz kalıpları’ alınır adeta yenilere monte edilir. Bu yüzden yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça faydalanıldığı görülür. Değişik türkülerden aldığımız şu örnekler bune birer kanıttır:

    1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır:
    (….)
    Yunan’ın içinde bir sıra selvi
    Kimimiz nişanlı kimimiz evli
    Sılada bıraktım saçları telli

    ‘Köy Halk Türküleri’ adlı kitaptaki türkülerin birinde restladığım şu dizeler bir hayli tanıdık geliyor.

    Isparta’dan çıktım başım selamet
    Köy yoluna döndüm koptu kıyamet.

    Hasan Ali Yücel’in “ürk Edebiyatına Toplu Bir Bakış” isimli eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça dikkat çekicidir:


    Karakoldan çıktım yan basa basa
    Ciğerlerim toptu kan kusa kusa
    (…….)

    Yarin çevresine sardılar beni, Erdoğan Gökçe, “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklör Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s. 7119,7121


    Ölmeden toprağa koydular beni,
    Vay koydular beni!.......

    Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu türkülerdeki bazı söz kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır. Bu noktada yukarıda yaptığımız tespimizie bazı ilaveler yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale Marşı” yazılan “Çanakkale Şarkısı”, veya yakılan Çanakkale türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk şiiri birikiminden izler taşımaktadır. Bu durum bir eksiklik değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde gelenekteki devamlılığın tabii bir sonucudur. Dolayısıyla bu bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir.

    Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde 1916 yılı başlarında yayınlanan bir diğer metin de Flarinalı Nazım’ım kaleme aldığı “Çanakkale Türküsü” adlı şiirdir. Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi yoktur. Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır.

    Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından günümüze doğru geliş veya yayılış öyküsüne bakabiliriz:

  8. #8
    hiç gzel değil
  9. #9
    insan bir yazarını yazar dmi?
  10. #10
    çok güzel bir türkü tüylerim ürperiyor
  11. #11
    Misafir Nickli Üyeden Alıntı
    Teşekkurler
    ozamanlar o dönemde olsaydın ...