sponsorlu bağlantılar
Her dil içinde bulunduğu şartlara ve ihtiyaçlara göre yeni gelişmeler kaydeder. Dilimiz de bugün çağın medenî gelişmelerine ve millî kültürümüzün verimlerine ifade aracı olarak iç ve dış yapısı bakımından birtakım yeni gelişmeler kaydetmektedir.

Büyük medeniyet hamleleri, o medenî gelişmeyi yapan ve ona katılan milletlerin dillerinde bir kısım değişme ve gelişme kaydeder. Doğuda İslâmiyet büyük bir medeniyet hamlesi gerçekleştirmiş ve bu medeniyet dairesine giren milletlerin dillerinde önemli ölçüde değişmelere yol açmıştır. Sonra Batıda Rönesans ile bir medeniyet hamlesi olmuş ve Avrupa dillerinde esaslı gelişmelere yol açmıştır. Türk milleti her iki medeniyet dairesi içinde yer alması münasebetiyle Türkçe her iki kültürden de etkilenmiştir.
Milletimiz önce İslam kültür ve medeniyeti içinde yer alırken, XIX. yüzyıldan itibaren Batı dünyası ile yakınlaşınca, o medeniyete ait yeni kavramlar ve düşünceler hayatımıza girmeye başladı. “Garplılaşmak”, “Batılılaşmak” diye nitelendirilen bu dönem, dilimiz için de birtakım yeni gelişmelere sahne oldu. Çağın medenî gelişmelerine uygun bir gidişi yakalayabilmek için ilimde, teknikte, sanatta, edebiyatta, gazetecilikte vb. alanlarda yeni bir terim sistemi ortaya koymak gerekiyordu. Oysa ki, o zamanki yazı dilimiz, konuşma dilinden tamamen ayrılmış, yapay bir görünüm kazanmış, çağın bu gelişmelerine ayak uyduramıyordu. Tanzimat aydınları Batıdan gelen yeni kavramları karşılayabilmek için başlıca iki yola başvuruyorlardı: Ya Fransızca kelimeleri olduğu gibi kabul ediyorlar, ya da Arapça ve Farsçaya dayalı yeni kelime ve şekiller türetiyorlardı. Böylece Tanzimat döneminin dili, bir yandan Fransızca kelimelerle öte yandan özellikle Arapça köklerden türetilmiş yeni kelime ve tamlamalarla genişlemeye başladı.

Zamanın şartlarına göre Tanzimatçıların yaptığı iş aslında yanlış değildi. Batı dillerinin istilasına karşı Osmanlı Türkçesini hiç olmazsa kendi bütünlüğü içinde geliştirmeye çalışıyorlardı. Çünkü Türk milleti büyük bir tarihin ve zengin bir kültürün sahibi idi. Böylesine büyük bir zenginliği taşıyan millet , elbette kendi benliğini koruyacak ve kültürünü yaşatacaktı.

Meşrutiyet’ten sonra konuşulan dil ile yazılan dil arasına kapatmak ve sade bir yazı dili meydana getirmek yoluna gidildi. Ancak Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı gibi milletçe uğradığımız büyük felaketler, Batı dünyası karşısında aydın insanlarımızda bir aşağılık duygusuna yol açtı. Bu duygunun sevkiyle Batı dünyası her yönüyle taklit edilmeye başlandı. Bu taklit ve Batı hayranlığı karşısında toplum hayatımız değişmeye, millî örf ve âdetlerimiz sarsılmaya, Batı dünyasından, özellikle de Fransızcadan bir yığın kelime dilimize girmeye başladı.

Gücümüzün tükendi zannedildiği bir anda İstiklal Savaşı gibi büyük bir zafer kazanarak, millî dayanışmamızın ve gücümüzün tükenmediğini bütün dünyaya gösterdik. Ne var ki, bu büyük zaferin ardından kendi millî kaynaklarımıza döneceğimiz yerde, sınırsız bir Batı hayranlığı ile, kayıtsız şartsız oraya yöneldik. Bu yönelmede Batının örf, âdet, ahlak anlayışına varıncaya kadar bütün kurumlarını örnek aldık. Bu hareket tarzında yalnızca Batı hayranlığı rol oynamadı, aynı zamanda millî ve manevî değerlere karşı takınılan olumsuz tavrın da etkisi oldu. Yerli ve geleneksel değerlerimiz arka plana itildi. Bu anlayış dile de hâkim oldu. Yeni nesillerin geçmiş değerlere ulaşma yolları kapatıldı; tarihî ve milli değerler kayboldu. Böylece dilimiz de sahip olduğu değer ve imkânlardan yararlanamaz duruma düştü. Bu defa kapılar Batı dillerine karşı sonuna kadar açıldı ve bir tasfiyecilik hareketi başladı. Dilimizde Arapça, Farsça kökenli ne kadar kelime varsa dilden çıkarılmaya ve yerlerine Batı kaynakları kelimeler veya nasıl türetildikleri belli olmayan binlerce uydurma kelime konmaya çalışıldı.

Bu yolla pek çok uydurma kelime resmî dile, öğretim diline yerleştirildi. Bu durum gerek aydınlarımızda, gerekse yeni nesillerde ana dil duygusunu ve dil şuurunu köreltip, dil üzerindeki duyarlılıkları yok etti. Böylece aydın kişiler kendi ana dili ile düşünme yerine, tamamen Batı dilleri ile düşünmeye, yani bir çeşit fikir tercümesi yapmaya başladılar. Bu dillerle düşündüklerini ifade edemeyince de kelime uydurmaya kalktılar. Böylece fikir ve kültür hayatımız kısırlaştı. Esasen bir dilden başka bir dile kelime girmesi de tamamen düşünme ile ilgilidir. Eğer bir millet kendi dili ile düşünmez, kendi dili ile ilim ve sanat eserleri ortaya koymazsa, o zaman milletin diline kendisiyle düşündüğü dilin kelimeleri girer. Bugün dilimizin Batı kaynaklı kelimeler tarafından kuşatılmasının en önemli sebeplerinden biri, dilimizin aydınlarımız tarafından ihmal edilmiş olması ve düşünce dünyalarındaki bu değişikliktir. Zira bir dilin fakirliği, zenginliği, kirliliği, temizliği dilin doğrudan doğruya kendisiyle değil, o dilin taşıyıcısı ve kullanıcısı olan insanlarla ilgilidir. Eğer bir dil ile bir şey düşünülmüyor, o dil ile bir şey üretilmiyorsa dilin gelişip zenginleşmesi nasıl mümkün olabilir? Dil bir imkânlar sahasıdır. O sahada üretim yapmak o dili kullananların görevidir. Ancak yeni üretimler yaparken de dilin işleyişini ve estetiğini göz önünde bulundurmak gerekir.

Dil insandan ayrı bir varlık alanı değil, onunla birlikte var olan bir varlık alanı olup varlık âlemini adlandırmak suretiyle yeni şekiller kazanır Yani dil ile varlık âlemi arasında sıkı bir karşılıklı münasebet vardır. Bu yüzden dil olmadan düşünmenin olması mümkün değildir. Düşünme ise ancak varlık âleminde karşılığı olan, manası bulunan kelimelerle gerçekleşir. Bu yüzden yapay olarak türetilen kelimeler hemen göze çarparlar. Bunlar cümlenin, fikrin yapısında boşluk meydana getirirler. Yani, varlık âleminde karşılığı olmayan bir kelimenin bir fikir ifade etmesi mümkün değildir. Bu bakımdan uydurma kelimeler içi boş kalıplar gibidir. Yeni kelimelerden ancak dilin düşünme ve işleyiş yönünden sindirilen ve halka mal olan kelimeler dilin gelişmesine yardımcı olurlar. Uydurma olanlar ise dilin gelişmesine engel olurlar.

Kitle İletişim Araçları ve Türkçe
İçinde yaşadığımız çağda kitle iletişim araçlarının hemen her alanda olumlu veya olumsuz derin etkilerini görmekteyiz. Ürettiği her türlü programda ifade ve etkileme vasıtası olarak kullandığı dil ile de bu araçlar gündemin en başında yer almaktadırlar.

Dilin esas görevi insanlar arasındaki bilgi aktarımını gerçekleştirmektir. Bu bakımdan iletişimde dilin önemi büyüktür. Toplumda bilgi aktarımını gerçekleştirecek en çabuk ve etkileyici yol ise gerek yazılı, gerekse sözlü iletişim araçlarıdır. Bu bakımdan iletişim araçlarında konuşulan ve yazılan dilin en doğru ve en güzel surette kullanılması gerekir. Çünkü bu araçların bilgilendirme, eğlendirme işlevlerinin yanında eğitme görevleri de vardır. Ana dilin geliştirilmesi, korunması, düzgün ve doğru olarak kullanılması kitle iletişim araçlarına önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu gözle bakıldığında ülkemizde yazılı, sözlü, görüntülü kitle iletişim araçlarında Türkçenin son derece bozuk ve yanlış kullanıldığına şahit olmaktayız. Bu yanlış kullanılışları a) yazılış, b) söyleyiş, c) anlatım, d) yabancı kelime kullanımı açılarından olmak üzere bir kaç grupta toplamak mümkündür:

1) Yazılış (imla) bakımından. Dilimizin bugün için karşı karşıya bulunduğu sorunların en önemlilerinden biri de imla sorunudur. Türkçenin henüz herkesçe benimsenip kabullenilmiş bir imla kılavuzu mevcut değildir. Bunun da sebebi imla kurallarının ve geleneklerinin tam oturmuş ve yerleşmiş olmamasıdır. Bugün ülkemizde kitap başlıklarından, gazete manşetlerinden, köşe yazılarından, ilan ve afişlerden, beyannamelerden resmî yazışmalara kadar hemen her yerde yazım, anlatım ve kullanım kusurlarına rastlanmaktadır. İmla açısından sıklıkla rastlanan yanlışların belli başlıları şu noktalarda toplanmaktadır:

a) Uzun ünlülerin yazılışında. Türkiye Türkçesinde esas itibariyle uzun ünlü bulunmamakla birlikte, dilimizde yaygın olarak kullanılan Arapça, Farsça kökenli kelimelerde uzun ünlü bulunmaktadır. Ünlü uzunluklarını göstermek için de dilimizde aksan işareti (^) kullanılmaktadır. Bugün yazılı basının büyük bir kesiminde ünlü uzunlukları hemen hemen hiç gösterilmemektedir. Bu durum hem yanlış söyleyişlere hem de yanlış anlamalara sebep olmaktadır. Halbuki söyleyişi esas alan imlamızda bir yanlışlığa ve karışıklığa meydan vermemek için, yazılışları aynı söyleyiş ve anlamları farklı olan kelimelerde ünlü uzunluklarının imlada mutlak surette gösterilmesi gerekir: hala/hâlâ, adem/âdem, adet/âdet, ama/ âmâ, alem/âlem vakıf/vâkıf, vb. gibi.

Ayrıca inceltme ve uzatmaların bir arada bulunduğu agâh, ahkâm, kâfir, kâtip, vb. kelimeler ile, nispet ifade eden uzun ünlülerin de imlada gösterilmesi şarttır: malî, resmî, millî, ciddî, ahlakî vb. gibi.

Bunların yanında hece sonlarındaki "ayın" sesinin düşmesiyle ortaya çıkan ünlü uzunluklarının da imlada gösterilmesi gerekir: mâbed, âlâ, mâlum, bâzı vb.

b) Birleşik kelimelerin yazılışında. Birleşik kelimelerin yazılışı açısından da her yayın kuruluşu kendine özgü bir imla uygulamaktadır. Hatta bir kelime aynı gazetenin farklı sütunlarında bile değişik biçimlerde yazılmaktadır: pekçok /pek çok, senben /sen-ben, ötedenberi/öteden beri, birkaç/bir kaç, herhangi bir/her hangi bir vb. Bu da herkesin kendi anlayışı doğrultusunda bir imla uyguladığını göstermektedir.

3. Söyleyiş bakımından. Türkiye Türkçesi için ölçünlü (standart) söyleyiş olarak İstanbul konuşması esas alınmıştır. Ortak dil gerek ses, gerekse şekil ve söz varlığı bakımından geniş ölçüde bu ağzın özelliklerini yansıtmaktadır. Bu bakımdan bütün okullarda, dil öğretiminde İstanbul Türkçesinin özellikleri okutulmakta, radyo ve televizyonlarda bu ağzın telaffuzu kullanılmaktadır. Bununla birlikte ölçünlü Türkçenin yanında Anadolu ağızları da yaşamaktadır. Standart dilden bazı farklarla ayrılan bu ağızların da dil tarihimiz açısından önemi büyüktür. Ne var ki bir zamanlar okul görevini yerine getiren İstanbul Türkçesi, bugün İstanbul'da sadece eski İstanbulluların ağzında yaşamaktadır. Bunun yerine İstanbul'un hemen her semtinde Anadolu ağızlarının konuşulduğu görülmektedir. Buna da sebep, küçük yerleşim merkezlerinden büyük şehirlere yapılan göçlerdir. Göç eden insanlar gittikleri yerlere örf ve âdetleriyle birlikte mahallî ağızlarını da taşımaktadırlar. Böylece standart dil, şehirleşmeye paralel olarak hızla değişmektedir. Konuşulan dilde, standart dilin özellikleri gittikçe kaybolurken, onun yerine geniş kitlede yaygın olan Anadolu ağızlarının söyleyiş şekilleri yaygınlaşmaktadır.

Bu tür söyleyiş bozukluklarının başında Arapça, Farsça kökenli bazı kelimelerdeki uzun ünlülerin kısa, kısa ünlülerin ise uzun söylenmesi gelmektedir:

Uzun telaffuz edilenler: Mesela ilk hecesi kısa söylenmesi gereken ayar kelimesi âyar ( /a:yar/) biçiminde, aynı şekilde ilk hecesi kısa söylenmesi gereken makam kelimesi mâkam (/ma:kam/) şeklinde telaffuz edilmektedir. Bunlar gibi Arapça tarikat> târikat (ta:rikat/), hakem> hâkem (/ha:kem/), dahi> dâhî (/da:hi:/), şaki> şâkî (/şa:ki:/), rakip> râkip (/ra:kip/), zafer > zâfer (/za:fer/, farîza> fâriza (/fa:riza/), kabîle> kâbile (/ka:bile/), resm-i geçit> resmî geçit gibi pek çok kelime ve tamlama yanlış söylenmektedir.

Bazı Batı kökenli kelimelerde de bu tür uzatmalara rastlanmaktadır: tişört>tîşört, lider>lîder gibi.

Kısa telaffuz edilenler: Uzun söylenmesi gereken bazı kelimeler de kısa söylenmektedir vâde > vade, kânun > kanun, âşık> aşık, pâre > pare, âlim> alim, âlem> alem gibi.

Bunun yanında yine ödünç kelimelerde bulunan ön, iç ve son ses durumunda daima ince söylenen /l/, mahallî söyleyişlerin etkisiyle gittikçe kalın söylenir olmuştur: lâf>laf, lâkırdı>lakırdı, cemal, kemal, hal (halın keyfin nasıl) gibi.

Bütün bu örnekler ağızların etkisinin kitle iletişim araçlarında gittikçe yaygınlaşmakta olduğunu göstermektedir. Bu yaygınlık sadece söyleyiş açısından değil, kelime kadrosu bakımından da kendini hissettirmekte, özellikle hitap sözlerinde bu durum daha belirgin olarak görülmektedir: yenge, abla, dayı, koçum, aslanım vb.

4. Argo ve küfür sözleri bakımından. Televizyon ve radyo programlarında, özellikle eğlence ağırlıklı programlar ile bir kısım filmlerde ağza alınamayacak kadar bayağı ve mübtezel ifadelere yer verilmekte, argo ve küfür sözleri sıkça kullanılmaktadır. Yazılı basında da bu tür kullanışlara rastlanmaktadır: herifçioğlu, eşşeoğlu eşşek, caart, oyarım, manyak vb.

Eğlence programlarında ve filmlerde, başlangıçta dili bu şekilde kullanmayı bir espri ve şaka unsuru olarak değerlendirenler, bu bayağı ifadeleri bütün toplumun kulağına doldurdular. Herkese "İnek Şaban" vekelimelerin her gün sabahtan akşama kadar kitle iletişim araçlarında kullanılması, bunların ortak dile girmesini kolaylaştırmaktadır. Bu kelimelerle yetişen gençler temiz, özenli, estetik değere sahip cümleler kuramadıkları gibi, sloganlaşmış üç beş argo kelimenin ötesinde bir kelime dağarcığına da sahip olamamaktadırlar. Bugün gençlerimizin konuşmalarına kulak veriniz "acayip, uh, oho, yemezler, yuhuu, yani, şey, hadi lan" gibi kelimelerin dışında zengin bir kelime kadrosuna sahip bulunmadıklarını görürsünüz.

Ayrıca tecrübesiz sunucuların, kelimeleri yanlış tonlama ve vurguyla, bozuk bir diksiyonla telaffuz etmeleri de, bu bozuk dilin gençler arasında yaygınlaşmasını adeta teşvik etmektedir. Gençler de özentiyle onlar gibi konuşmaya başlamaktadır.

5. Yabancı kelime kullanımı bakımından. Kitle iletişim araçlarında, Türkçenin kullanılışında görülen önemli bir sorun da Batı kaynaklı kelimelerin dilimizi kuşatmasıdır. Dil inkılabı ile başlatılan dili sadeleştirme çalışmaları sırasında dilimizde yerleşmiş bulunan Arapça, Farsça pek çok kelime dilimizden atılarak yerlerine yeni karşılıklar teklif edilirken, aynı duyarlılık Batı dillerinden girmiş olan kelimelere karşı gösterilmemiştir. Arapça, Farsça kelimeler birer suçlu gibi değerlendirilmiş, buna karşılık Batı dillerinden gelen kelimelerin dilimizi kuşatmasına kasıtlı olarak göz yumulmuştur. Günümüzde de, her gün Batı kökenli yüzlerce kelime dilimize girmektedir. Bunun çeşitli sebepleri vardır:

a) İhtiyaç. Teknoloji alanındaki gelişmeler, hayatın bütün alanlarında köklü yeniliklere yol açmaktadır. Teknik sahadaki bu hızlı gelişme karşısında, dilimizin bu terimlere karşılık bulma hızı çok yavaş kalmaktadır. Böylece yabancı nesne ile birlikte kelime de dilimize girmekte ve bir ihtiyacın karşılığı olarak kullanılmaktadır:

ankesörlü, video, kamera, televizyon, volkmen, kompütür, disket, hard disk, dinamo, faks, flaş, kompakt disk, no-frost, şilt vb.

b) Özenti. Pek çok kuruluş, özellikle ticarî amaçla yabancı isim kullanmaktadır.
Bunların başında radyo ve televizyon kanallarının adları gelmektedir: Cine-5,Show TV, Star, Flash TV, Mesaj TV, Number One FM, Süper FM, Class FM, Radyo Blue vb. gibi.
Dergi adları: Vizyon, Aktüel, Hey Girl, Antrakt, Cosmopolitian. Pet Show, Autoshow, Auto Katolog, İntermedia, Ekonomi, FOCUS. Tempo. Aksiyon, Paramatik vb.
İş yeri, dükkan, mağaza isimleri: Coııtinena,l Karosel, Capitol, Sabancı Center, Export Shop, Cafe Bar, String Bar, Capella Music Shop, Prestige, Pyramid, Food Bank vs.

c) Yenilik arzusu. Eski çağrışmalar yerine, bir tazelik ve yenilik arzusu da bu kelimelerin kullanılışını yaygınlaştırmaktadır. Mesela dükkân yerine "butik", mezeci yerine "şarküteri", bakkal yerine “ market”, merkez yerine "center", gösteri yerine "show" gibi pek çok kelime ülkemizin en uzak ve küçük yerleşim merkezlerinde bile yaygın olarak kullanılmaktadır.

ç) Bilgisizlik ve üşengeçlik. Dilimizde kullanılan yabancı kelimelerin pek çoğuna Türkçe karşılık bulmak mümkünken, insanlarımız her nedense böyle bir gayretin içine girmemekte, bunlara Türkçe karşılık aramayı gereksiz bir gayret saymaktadır. Hatta bulunmuş karşılıkları dahi kullanmamaktadır.
d) Gösteriş merakı. Orijinal görünmek veya dikkat çekmek için konuşma ve yazılarda, gerekli gereksiz yabancı kelimeler kullanılmaktadır. Bunların, bir ihtiyaç olarak değil, sırf özenti ve gösteriş olarak kullanılmaları, yaygınlaşmalarına sebep olmaktadır. Ayrıca televizyon programlarında ve reklamlarda yabancıkelimelerin etkiyi arttırıcı, üstünlüğü vurgulayıcı ve kaliteli olmanın markası gibi takdim edilmesi de yabancı kelime kullanımını özendirmektedir: mite buster, data bank, fried chicken, hamburger, mega kupon, ultra prima, super manket vs.

e)Yabancı dilde öğretimin yaygınlaşmış olması. Yabancı dille öğretim birçok eğitim terimlerinin dile girmesine sebep olduğu gibi, Türkçeleri mevcut olan bazı terimlerin de yabancı karşılıklarıyla öğrenilmesine yol açmaktadır. Durum böyle olmasına rağmen bazı orta öğretim kurumlarında ve birçok üniversitede yabancı dille öğretim yapılması hem öğrencilerin, hem de dilimizin zararına olmaktadır. Orta öğretimde fizik, kimya, matematik gibi fen konularını yabancı dille öğrenen öğrenci üniversite sınavlarında bunların Türkçeleriyle karşılaşınca zorlanmaktadır. Böylece öğrenci hem kendi dilinin terim varlığından habersiz olmakta, hem de ana dili şuurundan uzak kalmaktadır.

f) Ana dile ilgisizlik. Yabancı kelimelerin yaygınlaşmasının bir başka sebebi de ana dile karşı ilgisiz kalma, buna karşı yabancı dillere karşılık körü körüne bir hayranlık duymadır.

Her dil, münasebette bulunduğu başka dillerden sınırlı olarak ödünç kelimeler alabilir. Bu kelimelerinkelimelerin dilin ifade gücünü arttırmada önemli katkıları da olabilir. Bu unsurlar dilde rahat düşünebilme veyabancı tesirlere karşı da gelişi güzel terk etmemeliyiz. Dilimizin gelişmesini engelleyecek, tutarlılığını bozacak dış tesirlere karşı onu korumak mecburiyetindeyiz. sayısı belli bir oranı geçmediği sürece, o dilin tabii seyri veya bünyesi bozulmuş sayılmaz. Ayrıca bu ifade edebilme imkânını ortaya koyabildikleri ölçüde faydalıdırlar. Ancak dilimizi

Alınması Gereken Önlemler
Başta kitle iletişim araçlarında olmak üzere, Türkçenin kullanım açısından bir kirlenmeye veve bozulmayı önlemek için bir dil inzibatına ihtiyaç vardır. Bu konuda toplumda herkese görev düşmektedir. İhtiyaç duyulan bu dil inzibatını gerçekleştirmek için: bozulmaya maruz kaldığı görülmektedir. Her geçen gün daha da artan bu kirliliği

1. Ana dili öğretimine gereken önem verilmelidir. İlk okuldan başlayıp, üniversite de dahil olmak üzere, 15 yıllık bir eğitim sonrasında bile insanlarımız ana dillerini hakkıyla konuşup yazamıyor ve onu gerektiği şekilde kullanamıyorsa, onun öğretiminde bir eksiklik var demektir. Radyolarda, televizyonlarda konuşan, spikerlik yapan gençlerimize Türkçeyi düzgün kullanamıyorlar diye kızıyor ve onlardan şikâyetçi oluyoruz. Acaba bunlar ana dillerini yeteri kadar tanıyıp biliyorlar mı? Onlara bunu sormuyoruz. İnsanlarımızı önce her bakımdan dejenere edip sonra da bunlar niçin böyle yapıyorlar diye yargılamaya hakkımız yoktur. Öncelikle insanlarımızı bilgilendirmek ve ana dili şuuruna sahip kılmak mecburiyetindeyiz. Esasen dilde meydana gelen bu çözülüş, toplumun diğer kültür değerlerinde meydana gelen top yekün çözülmenin dile yansımış şeklinden ibaret olup, bir zihniyet değişikliğinin ifadesidir. Bunun önüne geçip gençlerimizi, millî kültür ve ana dili şuuruna sahip gençler olarak yetiştirmediğimiz sürece de bundan kurtulmamız mümkün değildir. Bunun için:

a) Öğretmenlerin iyi bir biçimde yetişmelerine özen gösterilmelidir. Ayrıca öğretmenlik mesleğini toplumda saygın bir konuma yükselterek, öğretmenleri geçim sıkıntısından kurtarıp, kendilerini sürekli yenileyip geliştirebilecekleri bir duruma getirmek gerekmektedir.

b) Okullarımızda iyi bir dil bilgisi öğretiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Dilin işleyiş kurallarını ihtiva eden dil bilgisi, ana dili öğretiminde çok geniş bir faaliyet alanının kapsamaktadır. Bu bakımdan üniversiteye gelinceye kadar daha ilk ve orta öğretim seviyesinde sistemli bir dil bilgisi öğretiminin gerçekleştirilmesi , dilin ses, düşünme ve işleyiş düzeninin iyice kavratılması gerekmektedir. Bunun için dil bilgisi programları ilk ve orta öğretim seviyelerine ayarlanmış biçimiyle metinlere dayalı olarak uygulanmalı ve zaman zaman tekrar edilmelidir. Bu tür uygulamaların öğrencilerin dil yeteneği kazanmalarında iyi sonuçlar vereceği muhakkaktır.

c) Öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırılarak çok kitap okumaları sağlanmalıdır. Bir dili doğru, güzel ve yetkin bir şekilde kullanabilmek için o dille meydana getirilmiş düzgün ve doyurucu örneklerin duyarak ve okuyarak iyice özümsenmesi gerekir. Bunun için bol miktarda metin incelemesi yapılmalıdır. Bu tür incelemelerde öğrenci, telaffuzunu düzeltme, okuduklarını anlama, karşılaştığı yeni kelimeleri öğrenerek de kelime dağarcığını zenginleştirme imkânını elde eder. Dil başlı başına bir milletin kültür servetini meydana getirdiği için de bu metinler aracılığı ile o dilin sahip olduğu kültür değerlerini tanır.
ç) Yabancı dille öğretimden vazgeçilmelidir. Bunun yerine ana dilini iyi öğretip, yabancı dil öğretimine ağırlık verilmelidir.

2. Araştırma, teklif, denetim ve yaptırım gücüne sahip bir müessesenin otorite olarak kabul edilmesi gerekir. Dilimizdeki bu sağlıksız gidişin sebeplerinden biri de, bu konuda son sözü söyleyecek yetkili bir otoritenin bulunmayışıdır. Bu bozukluk, gücü devlet ve milletçe kabul edilmiş bir merci olmadan düzene sokulamaz. Türk Dil Kurumu bu görevi yerine getirebilir. Bunun için Kurumun bugünkü yapısını ilmî bir teşekkül hâline getirmek gerekmektedir.


3. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'na eş televizyon ve radyo programlarını dil ve anlatım yönünden denetleyecek bir kurulun kurulması ve radyo ve televizyon yayınlarında kullanılacak Türkçenin sınırlarının belirlenmesi gerekir.


4. Radyo ve televizyonlarda (özel ve resmî hepsinde) spiker, sunucu, program yapımcısı vb. olarak görev yapacak kimselerin mutlaka bir dil eğitimine tabi tutulması ve kendilerine bu görevi yapabileceklerine dair bir belgenin verilmesi gerekir. Elinde belgesi olmayanlara bu gibi görevler verilmemelidir.
Piyasada, çok sınırlı bir kitleye hitap eden özel bazı dil ve diksiyon kursları varsa da, bunlar az sayıda kişiye hitap etmekte olup yeterli değildir. Bunların yerine, toplumun bütününe hitap etme imkanı olan TRT'nin Milli Eğitim Bakanlığı ve Dil Kurumu ile iş birliğine giderek bu konuya eğilmesi şarttır. En basit işler için bile "eğitim kursu", "çıraklık eğitimi" gibi kurslar açan devlet, hayatî önemi olan bu iş için herhangi bir eğitici program dahi düzenlememektedir. Son zamanlarda eline mikrofon alan herkes, spiker olarak, sunucu olarak televizyonlarda boy göstermektedir. Öyle zannediyorum ki, bu kişilerin pek çoğu herhangi bir alanda düzenli bir eğitim bile görmemişlerdir.

5. Türkçeyi özendirici yollara başvurulmalıdır. İçinde bulunduğumuz şartlarda, dilin güzel kullanılmasıve kuruluşlar maddi ve manevi bakımdan taltif edilmeli; Türkçe kullanımında yanlışlık yapanlar ise birtakım haklardan mahrum bırakılmalıdır. konusunda zorlayıcı usuller kullanmak belki mümkün olmayabilir. Bunun için Türkçe kullanımına itina gösteren kişi


Başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere resmî ve özel bütün kuruluşlar işe alma, göreve atama veve dili güzel kullanma meselesi de kendiliğinden çözülür. terfilerde, çalışanlar için eğer bir Türkçe sınavı uygulasalar, Türkçeye olan ilgi artar


Eğer bugün yabancı dillere karşı gösterilen ilgi ve teşvikin yarısı bile kendi dilimize karşı gösterilmiş olsa, Türkçenin halledilmemiş hiçbir meselesi kalmaz. Maalesef Türkçe yabancı diller karşısında daima arka sıraya itilmekte ve üvey dil muamelesi görmektedir.


Sonuç
Bugün dilimizin bozulduğu ve kirlendiği yolundaki kanaatler, dilimizin tam olarak bilinmemesinden ileri gelmektedir. Bu durum, dili kullanan kişinin dil anlayışı, kültür ve bilgi seviyesi ile ilgilidir. Dilimizin doğru ve güzel kullanılmasını istiyorsak, insanlarımıza bunun yollarını öğretmemiz gerekir. Bu yol da iyi bir dil eğitimidir. İnsanlarımızda görülen bu dil bozukluğunun sebebi, kültürsüzlük ve bilgisizliktir. Dil kültürle birlikte gelişir ve canlanır. Çünkü dil, insandan ayrı olarak bulunan bir varlık alanı değil, insan kültürünü meydana getiren ve onu taşıyan bir araştır. Dolayısıyla ilim, felsefe, sanat hepsi dilde saklıdır. Dilin taşıyıcısı veve üstün bir dil kullanamaz. Yani dilimizin geçmişten bugüne sahip olduğu üstün ve kullanıcısı olan insan eğer konuştuğu dilde var olan kültür değerlerine sahip bulunmuyorsa, anlatım bakımından da zengin zengin kültür değerlerini insanlarımıza veremiyorsak onların Türkçeyi güzel kullanmalarını sağlayamayız


Kısaca, toplumdaki herkesin millî değerlerimize sahip çıkacak bir dil şuuruna sahip olmadığı, yabancıve bu bayağılık iflas etmediği sürece, sağlıksız gidişten kurtulmamız mümkün değildir.


sponsorlu bağlantılar