Türk Tiyatro Sanatçıları - Sayfa 2

 Türk Tiyatro Sanatçıları - Sayfa 2

  Okunma: 46102 - Yorum: 37
  1. #12
    Gerçek Adı: Metin Akpınar

    Doğum Yeri: Aksaray, İstanbul

    Doğum Tarihi: 02.11.1942

    Onu Ünlü Yapan Ne?

    Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasındaydı (1967), daha sonra sinemaya adım attı ve Zeki Alasya ile birlikte rol aldığı sosyal içerikli filmlerle tanındı..

    Birliktelikleri:
    Eşi: Göksel Özdoğdu, 17 Şubat 1961'de evlendiler, (Ayrıldılar)

    Ailesi:
    Annesi: Nadide Hanım
    Babası: Mustafa Bey

    Ödüllerinden Bazıları: -
    Eğitim:
    - Pertevniyal Lisesi, Aksaray, İstanbul


    Meraklısına...
    1962'de Türk Talebe Birliği'nde amatör olarak tiyatroya başladı.
    İki yıl sonra ilk kez profesyonel bir oyunda yer aldı ve bu tarihten sonra önemli tiyatro yapımlarında rol aldı.
    1967'de Türkiye'nin ilk Kabare Tiyatrosu olan Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun kurucuları arasındaydı
    1972'de Tatlı Dillim filmiyle sinemaya adım atan Akpınar, Zeki Alasya ile ayrılmaz bir ikili oluşturmuşlar ve yıllarca tiyatroda, sinemada ve televizyon birlikte rol almışlardı.
    Bir söyleşide; dayısı Mevlanakapılı Kaşıkçı Ahmet'in ünlü bir kabadayı olduğunu söyleyen Akpınar, annesi engel olmasa kendisinin de kabadayı olacağını söylemişti.
    Daha önce küs olduğu Kemal Sunal ile Propoganda filminde, aynı şekilde Zeki Alasya ile de Güle Güle filminin çekimlerinde yeniden barışmıştı
    Propaganda filmiyle yeni bir sayfa açtığını belirten Akpınar artık farklı karakterleri canlandırmaya başlayacağını söylemişti.
    Yemeğe olan düşkünlüğü ile tanınıyor.
    Sıklıkla telif hakları ile ilgili şikayetlerde bulunan Akpınar, kazandığı paralar yatırım yapmasını bilen bir aktör. Zira, Zeki Alasya ile kavgalı oldukları dönemde çıkan tartışmalarda, Zeki Alasya'nın kazandığı paraları yatırıma dönüştürmediğini kendisinin ise farklı davrandığını söylemişti.

  2. #13
    Demet AKBAĞ


    Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümünü bitirdi. 1983 yılında Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu' nda profesyonel oldu. Sırasıyla Kent Oyuncuları, Hadi Çaman Yeditepe Oyuncuları, Devekuşu Kabare, Dormen Tiyatrosu ve Ortaoyuncular gibi özel tiyatro topluluklarında, 1987 yılından başlayarak da çeşitli TV programlarında çalıştı.

    Aynı yıl Magazin Gazetecileri Derneği tarafından yılın televizyon yıldızı seçildi. 1993 yılında Antalya Film Festivali'nde, " Tersine Dünya " adlı filmindeki rolüyle Altın Portakal Ödülü'nü aldı. 1995 yılında İsmail Dümbüllü, 1996, 1997, 1998 ve 2000'de Altın
    Kelebek, Yılın Komedi Sanatçısı ve 1996, 1997 yıllarında da Magazin Gazetecileri Derneği Komedi Sanatçısı ödüllerini aldı. Kuruluşundan ( 1995 ) bu yana " BKM Oyuncuları "ndaki oyunculuk görevini sürdürmektedir.

    Sanatçı, Zeki Ökten' in " Davacı " ve Ersin Pertan' ın " Tersine Dünya " filmlerinde rol aldıktan sonra, son olarak Yılmaz Erdoğan' ın " Vizontele " isimli filminde rol almıştır.




  3. #14
    Genco ERKAL


    Tiyatro, sinema sanatçısı Genco Erkal 1938 yılında İstanbul'da doğdu. Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldu. Sanat yaşamına Robert Koleji'nde amatör olarak başladı. 1957'de Genç Oyuncular, 1959'da Kenterler, daha sonra Arena, Gülriz Sururi-Ergin Cezzar, AST ve İstanbul Tiyatrosu'nda sahneye çıktı.
    1969'da Dostlar Tiyatrosu'nu kurdu. "Çöl Faresi", "Nalınlar", "Midas'ın Kulakları", "Keşanlı Ali Destanı", "Bir Delinin Hatıra Defteri", "Rosenbergler Ölmemeli" ve daha birçok oyunda rol aldı. 1981'de Ali Habib Özgentürk'ün yönettiği "At" filmiyle ilk kez sinema oyunculuğunu denedi. Başlıca filmleri arasında "Hakkari'de Bir Mevsim" ve "Faize Hücum" var.


  4. #15
    Haldun DORMEN


    1928 yılında Mersin’de doğan Haldun Dormen Yale Üniversitesinin tiyatro bölümünden masters derecesi ile mezun olduktan sonra çeşitli yaz tiyatrolarında çalıştı. 1954 yılında İstanbul'a dönerek Muhsin Ertuğrul yönetimindeki küçük sahneye girdi ve "Cinayet Var" adlı oyunla ilk kez Türk seyircisinin karşısına çıktı bu arada amatörlerle cep tiyatrosu çalışmalarını sürdürdü.

    1955 yılında Papaz Kaçtı komedisi ile Dormen Tiyatrosunu kurdu. Bugüne kadar yüzün üstünde rol alan Dormen, çeşitli tiyatrolarda 32'si müzikal 140 oyun sahneye koydu. Sürç-i Lisan Ettikse ve Antrakt adlı iki otobiyografik kitap ve aralarında Hisseli Harikalar Kumpanyası, Geceye Selam, Şen Sazın Bülbülleri, Yolun Yarısı, Günaydın Mr. Weill, Amphytrion 2000 ve Bir Kış Öyküsü gibi yapıtlar bulunan dokuz müzikal yazdı. Şehir tiyatrolarında onaltı yıldır oynanan "Lüküs Hayat" ve İstanbul Operasında "Kral ve Ben" müzikallerini sahneye koydu.

    1966'da sinemaya geçti ve yalnızca iki film yönetti. Bozuk Düzen (1966). Güzel Bir Gün İçin (1967) Hacettepe Üniversitesinden Onursal Bilim Doktoru belgesi alan ve Devlet sanatçısı olan Haldun Dormen halen Yapı Kredi Sigorta ve Yayla Sanat merkezinin Sanat danışmanıdır. Ellinin üstünde ödülü olan sanatçının bir oğlu ve bir torunu vardır.



  5. #16
    Zeliha Berksoy
    Oyuncu - Yönetmen


    "Almanların bir lafı vardır." diyor Zeliha Berksoy, kendini anlatırken: "Doğduğu oda" Tiyatro ve oyunculuğu, onun doğuşu ile yakından ilgili. Opera artisti olan Semiha Berksoy, annesi çünkü. Anne Berksoy, sıradışı bir insandır. Berlin'deki Yüksek Müzik Akademisi'ni bitmiştir. Zeliha'yı dünyaya getirdiğinde ise 35 yaşındadır. Yıl 1946'dır ve doğuma kadar Semiha Berksoy yalnızca kariyeri ile ilgilenmiştir. Böylesi bir müzik ortamına doğan bir bebek için de kaçınılmaz olan tek şey vardır: müzik dinlemek. Zeliha'nın çocukluğu operalar, Devlet Tiyatrosu kulisleri, turneler, yurt dışı gezileri arasında geçer. Hatta Viyana'da Devlet Operası'nda 'Tanrıların Çöküşü"nü izlediğinde üç buçuk yaşındadır henüz. "Tanrıların Çöküşü'nü gayet iyi biliyorum." diyor. "Hatırlıyorum değil, biliyorum. Çünkü oradaki bir sahneyi defalarca oynadım. Yani bana anlatılmadı bu; ben oynadım."Devlet Tiyatrosu'nda küçük çocuk rollerine çıkar sonra. Kararlıdır. Devlet sanatçısı olacaktır mutlaka.

    Normal eğitimin ardından Ankara Devlet Konservatuarı'nın tiyatro bölümüne girer. Beş yıllık eğitimden sonra Ankara Devlet Tiyatrosu ailesine katılmıştır artık. Yıl 1965'tir. Bu arada tiyatro üzerine yurt dışında eğitim görmeye karar verir. Eğitim için Berlin seçilir, çünkü Alman tiyatrosu ve Almanya'daki reji sanatı dünyada çok önemli bir boyut ve denek taşıdır ve Berlin'in Zeliha Berksoy'un kariyerinde de önemli bir yeri vardır. Böylece tiyatrodan destekli olarak Berlin'in sanat dünyasına doğru yol alır Zeliha Berksoy.

    "Berlin'e gittiğim zaman şehir ikiye bölünmüştü; Batı ve Doğu Berlin. Batı Berlin, Doğu Almanya'nın içinde küçük bir adaydı. Ancak gece treni ya da uçakla gidilebiliyordu. Gündüz kara yolu ile geçmek yasaktı. Aslında tiyatro sanatçısı olmak benim için bir şanstı. Böylece Doğu ve Batı'daki sanatı aynı anda izleyebiliyordum." Shiller Theatre o zaman Berlin Devlet tiyatrosu gibidir. İçinde çok önemli rejisör ve oyuncuları barındırır. Zeliha Berksoy'un reji asistanlığına başladığı tiyatroda Shiller'dir. Asistanlık görevini yaparken Berlin'deki bütün sanat hareketlerini de büyük bir merakla izlemeye devam eder. Müzeler ve özellikle modern sanat galerileri, tiyatrolar ve operalar sık sık ziyaret ettiği yerlerdir.

    "Berlin Asamble'ye de gidip gelmeye başlamıştım. İlk önceleri oyunları izleyip çıkıyordum. Bir ekoldür orası. Her tiyatroda bulunmayan çok ciddi ve geniş bir arşivi vardır. Brecht'e ait en küçük notların bile saklandığı, değerlendirildiği, oyunlarının hepsinin fotoğraflarının bulunduğu, reji defterlerinin ve Brecht'in yöntemleri ile hazırlanmış kitapların saklandığı bir arşiv. Orada Brehct zamanında yapılmış herşeyi bulabilir, hem oyunları izleyebilir hem de bu arşivden faydalanabilirsiniz. Provaları izlemeye gelenler arasında benim gibi yabancı insanlar da vardı. Böylece ben Berlin Asambleye gidip, gelmeye başladım. O tarihlerde Brecht"in karısı hayattaydı. Kendisinden izin aldım ve belli başlı yönetmenlerin provalarını izlemeye başladım. Asamble, başlı başına bir okuldu benim için. Bir yıl devam ettim. Bu bir yıl meslek hayatımda çok şeyi değiştirdi.

    Türkiye'ye döndüğümde başka bir insan olmuştum artık." Berlin'de kaldığı bir yıl boyunca tiyatro yapmayı hiç düşünmez Zeliha Berksoy. Esas meselesi, öğrenebileceği herşeyi öğrenip, kariyerine Türkiye'de devam etmektir. Hatta Shiller Theatre'dan oyunculuk üzerine teklif alır. Bir Alman gibi konuşmaya çalıştığı Almancasının da bunda etkisi büyüktür. Böylece kendini tam tiyatrocu olarak donatıp, Türkiye'ye döner."Ben Türkiye'ye döndüğümde 70'li yıllardı. Devlet Tiyatrolarında yine tutarlı, güzel oyunlar oynanıyordu. Birçok özel tiyatro vardı. Fakat politik olaylardan ötürü bazıları prop tiyatro yapıyordu. Bir bölüm de politik tiyatroydu. Tanınan tiyatrolar arasında Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu ve Halk Oyuncuları, Dormen tiyatrosu gibi dramatik oyunlar ya da bulvar oynayan gruplar vardı. Türkiye'ye geldiğimde amacım bir daha geri dönmemekti. Fakat Devlet Tiyatrosu'na yabancılaşmıştım. Yani, buradan giden aynı kişi değildim döndüğümde... Bunu çok hızlı idrak ettim ve Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldım. Berlin'de bir süre daha kalmaya ve oyunculuğu denemeye karar verdim. Gidecektim ve Shiller Tiater'da bir sahne hazırlayıp, oynayacaktım."

    "Asiye Nasıl Kurtulur?" Zeliha Berksoy'un yaşantısına yeni bir yön çizer. Oyun, Vasif Öngören'e aittir ve yazar oyunda Asiye'yi, ısrarla Zeliha Hanım'ın oynamasını ister. Asiye'nin annesi olan Zehra'yı da Semiha Berksoy oynar. Böylece Ankara Birlik Tiytarosu, "Asiye Nasıl Kurtulur?"un provalarına başlar. İki buçuk ay süren provaların ardından perde açılır ve Zeliha Berksoy'un deyimiyle Ankara'da tam bir zelzele yaşanır. "Oyun, Türkiye çapında patlamıştı. Öyle ki iki, üç ayda bitecek gibi değildi. 'Asiye'yi iki yıl oynadım. Tabii iki yıl geçtikten sonra insanın hayatında pekçok şey değişiyor." Tüm bunlar Zeliha Berksoy'u tekrar Berlin'e dönmekten vazgeçirir. Ardından meslek hayatına Dostlar Tiyatrosu'nda devam eder.

    Şehir Tiyatroları'nda konuk oyuncu olur. 'Kafkas Tebeşir Dairesi', Ferhan Şensoy'la 'Yedi Ölüm Günahı', 'Keşanlı Ali Destanı', tiyatro kariyerine önemli oyunlar olarak geçer. Yavuz Özkan'ın "Film Bitti" ve İrfan Tözüm'ün 'İkili Oyun'u, sanatçının 1989 tarihli iki film çalışmasıdır. Bakırköy Belediye Tiyatrosu 1974-75 yılları tiyatro ve opera sahne öğretim üyeliği yaptığı yıllardır sanatçının. 1980'de üniversiteye geçer. Bakırköy Belediye Tiyatrosu bünyesinde kurulan Yunus Emre Tiyatrosu'nun yönetimde Zeliha Berksoy da vardır. Sanatçı, Türkiye'nin üçüncü ödenekli tiyatrosu olan Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın kuruluşunda Genel Sanat Yönetmeni olarak görev alır. "Bakırköy'de 5 yıl boyunca seçme repertuarlar sunduk. O dönem Bakırköy Belediye Belediye Başkanı Ali Talip Özdemir'di. Yerel yönetimlerin politikacılarla uzlaşmaz bir çelişkisi vardır. Bu gibi nedenlerden ötürü aramızda büyük çekişmeler oldu ve ben bir süre sonra görevimden ayrıldım."Jeni 1994-95 sezonunda "Matmazel Juli"yi sahneler. Aynı yıl Brecht'in 100. doğum günü kutlamaları kapsamında ünlü yazarın kolajlarından "Yosma"yı sahneye koymaya karar verirler.

    "Genco Erkal, 'Yosma' için yeniden bir düzenleme yaptı. Oyunu tek kişilik hale getirdi ve dramatik bir örgü kullandı."Brecht'in yosmasının adı Jeni'dir. Oyundaki Jeni'de Brecht'in Jeni'sidir; 'Üç Kuruşluk Opera'daki Jeni, 'Mahagoni Kenti'ndeki Jeni... Tüm Jeni'ler Brecht'e ait, onun yarattığı özgün karaterlerdir. Jeni'nin her akşam gittiği bir bar vardır. Bir de Bay Koyner adında bir sevgilisi vardır. Jeni ondan kulakdan dolma birşeyler öğrenir. "Jeni, bir fahişe ancak diğerlerinden oldukça farklı... Yani cahil bir sahil fahişesi değil. Berlin'de kaldırımda çalışan fahişeler arasında da tabakalar vardır. Jeni, oyunda da söylediği gibi yaşamdan dersler çıkarmasını bilmiştir. Bay Koyner'in anlattıkları bilinçlenmesini sağlar. Anti hitlerci, militarizmi sevmez. Böyle bir tavrı var Jeni'nin... Bu bakımdan Jeni, Brecht'in özgün kişisi." Brecht 'in özel insanlarından birisidir Jeni. Yazar Jeni'yle hayatı olduğu gibi, tüm gerçekleri ile anlatır. Brecht en güzel ve vurucu sözleri ya sokak fahişelerine ya da yoksul insanlara söyletir. 'Üç Kuruşluk Opera'da öyledir. Özellikle dilenciler. Bu da sanatçının, hayata karşı sunduğu bir protestodur, bir karşı çıkıştır. "Bu kez oyundaki şiirlerin yorum çalışmaları farklıydı. 1979 yılında 'Brecht Kabare'yi yaptığımızda büyük başarı elde etmiştik. 1987'de yeniden yorumlamıştık. 1998'de ise söylemlerin çok daha farklı olması yani meseleleri yorumlama şeklinizin değişmesi gerekiyor. Bazı şiirleri daha sert söylüyorduk örneğin... Herşey başka biçimde, başka bir düşünce, felsefe, bakış açısı, başka bir form ve başka bir anlatım açısı gerektiriyordu."

    Zeliha Berksoy, Türk Tiyatrosu için emek vermeyi sürdürüyor. Peki neden bir Zeliha Berksoy Tiyatrosu yok? "Bunu hiçbir zaman düşünmedim. Çünkü beni sahnenin üzerinde olmak ilgilendiriyordu. Sonra benim yapmayı düşündüğüm tiyatroyu Genco Erkal zaten yapıyordu. Böyle bir tiyatro kurup idari ve ticari yükümlülüğünün riskini almanın anlamsız olduğu düşündüm. Yani, Bir Zeliha Berksoy tiyatrosu, Türkiye'deki tiyatroya ne katacaktı ki? Zaman kaybedip, yıpranacağıma istediğim oyunları, istediğim koşullarda, tiyatro kuruluşlarında oynadım, yanında da eğitmenlik yaptım. Bu beni daha çok ilgilendirdi. Ama dediğim gibi Türkiye'nin üçüncü ödenekli tiyatrosunu kurdum. Ben bir tiyatro kurdum, kurmadım değil. Sanatsal ve ideal olarak üst düzeyde konuma ulaştırdım."Tiyatrocu Kahramanlar"Yosma" Türkiye'nin pekçok yerinde seyirciyle buluştu. Zeliha Berksoy, bugün, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Başkanı."Kendi ülkeme Alman Tiyatro Kültürünü taşımak çok hoşuma gidiyor" diyor. "Artık Türkiye'de de Brecht kültürü tanınıyor. İzleyicilerden çok büyük bir beğeni, saygı ve ilgi var. Böylece tüm bu uğraşlar büyük bir düşünsel tatmin olarak dönüyor bana... Çok heyecanlanıyorlar. Ama düşünsel tatmin de çok önemli...

    Gerçekten, sanki "Yosma" bugün yazılmış gibi..." Türkiye'nin şu anki tiyatro ortamı içinse şunları düşünüyor: "Tiyatro seyircisinde büyük azalma oldu. Bugün ödenekli ve devlet tiyatrolarının hepsini saysanız 17, 18'i geçmez. Onlarda çok zor seyirci buluyor. Yine de ben tiyatro sanatçılarını kahraman olarak görüyorum. Kendimi de öyle... Herşeye rağmen direniyoruz ve yeni projeler üretiyoruz

  6. #17
    Haldun TANER



    Almanya'da Heidelberg Üniversitesi'nde siyasal bilgiler okudu. Yurda dönünce (1938) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1950), Edebiyat Fakültesi'nde tiyatro desrleri verdi. Tercüman ve Milliyet gibi gazetelerde günlük yazılar yayınladı. "Devekuşu Kabare Tiyatrosu"nu kurdu (1986), 1983 Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü (Pertev Naili Boratav'la) aldı.

    Çağdaş Türk tiyatrosunun en önde gelen temsilcilerinden olan Taner, geleneksel Türk tiyatrosu ile epik tiyatronun bir bileşimini yaratmaya çalışmıştır. Taner'in oyunları, önce toplumsal tiyatronun, sonra politik tiyatronun, daha sonra da müzikli tiyatro ile politik kabare tiyatrosunun örneklerini birleştirerek, çağdaş halk tiyatrosunun örnekleri ile birlikte “çağdaş halk tiyatrosu”nun ortak paydası altında toplanabilir. Taner'in değişen toplumsal değerleri, eski yeni çatışmasını ele alan gerçekçi toplumsal oyunlarını, epik tiyatro teknikleri ile göstermeci seyirlik ve açık oyun özellikleri taşıyan politik gülmece oyunları izlemiştir.

    Yüzeyde politikacı tipini eleştiren "Günün Adamı" (1949), geçmişin anılarını deşerken o günün anlamını bulgulayan yaşlı bir siyasetçiyi anlatan "Dışardakiler" (1952), bir sanatçının kapılaşmış çevresiyle çatışmasını yansıtan "Değirmen Dönerdi" (1958), tarihsel bir olayın öykülenmesini kuşaklar arası ayrımlar içinde gösteren "Lütfen Dokunmayın" (1960), toplumsal değişimler sürecindeki kişileri ortak çevreleri içinde gösteren "Fazilet Eczanesi" (1960), küçük burjuva hümanizmini bir aile örneğinde sergileyen "Huzur Çıkmazı" (1962), gecekondu yaşamındaki toplumsal-ekonomik çelişkileri bir kahramanlık parodisi içinde veren "Keşanlı Ali Destanı" (1964), küçük insanın sömürülüşünü tarihsel dönemlerle örneklendirerek yeren "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" (1964), Lukianos'un bir masalına dayanan ve sömürü mekanizmasını eleştiren bir siyasal alegori olan "Eşeğin Gölgesi" (1965), geleneksel tiyatro öğeleri içinde müzikli bir oyun olan "Zilli Zarife" (1966), Mınakyan Tiyatrosu, Ahmet Vefik Paşa tiyatrosu ve Kel Hasan Tuluat Tiyatrosu’nun Moliere'in George Dandin oyununun oynanışı örneğinde vererek, Türk halk tiyatrosunun “biçim sorunsalı”nı işleyen "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı" (1971), sanatçı ile toplum arasındaki ilişkiyi ele alan "Ayışığında Şamata" (1978), Haldun Taner’in başlıca oyunları arasındadır. Sanatçının kabare oyunları da şöyle sıralanabilir: "Vatan Kurtaran Şaban" (1968), "Astronot Niyazi" (1970), "Dün ve Bugün" (1972), "Aşk-ü Sevda" (1973), "Yar Bana Bir Eğlence" (1975), "Ha Bu Diyar" (1974

  7. #18
    645 - Türk Tiyatro Sanatçıları

    Uzun yıllar Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sanat yönetmenliği, oyunculuk ve yönetmenlik yapan Rutkay Aziz, 1987 yılında “Yer Demir Gök Bakır” filmiyle ilk sinema çalışmasını gerçekleştirdi. “Sis”, “Ada”, Ölü Bir Deniz”, “Piano Piano Bacaksız” adlı sinema filmlerinde rol aldı. Televizyonda “Yunus Emre”, “Cahide”, “Kurtuluş”, “Tutku” dizilerinde oynadı. “Evler Evler” adlı oyun ile En İyi Oyuncu, “Sis” filmiyle Türkiye Sinema Yazarları Derneği En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Mustafa Kemal Atatürk’ü canlandırdığı “Cumhuriyet” adlı film, hem sinema, hem de televizyonda dizi halinde gösterildi. Rutkay Aziz son olarak, Yalçın Yelence’nin yönettiği “Duruşma” adlı filmde avukat Rafet’i canlandırdı.

  8. #19


    Yıldız Kenter

    İstanbul'da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Onbir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor's Studio'da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarına hoca olarak atandı.

    1959'da Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de "Değişen Eğitim Metotları" ve "Oyunculuk Metotları" üzerine çalışmalar yaptı.

    1962'de Tiyatro hizmetlerinden ötürü " Yılın Kadını " seçildi. 1968'de İstanbul'da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez " Altın Portakal " ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs'ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

    100'ün üstünde oyun oynadı. 100'e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanısıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı.

    1981'de " Devlet Sanatçısı " olarak ödüllendirildi. 1984 de Roma'daki İtalyan Kültür Birliğince " Adalaide Ristori " ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır Sahne Hocalığı yapmaktadır.

    1989 yılında, Korsika - Bastia Film Festivalinde " Hanım " filmindeki rolüyle " En İyi Kadın Oyuncu " ödülünü aldı.

    1991 yılında Tiyatro Sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün " The Melvin Jones " yla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz " En İyi Kadın Oyuncu " üç kezde aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü.

    1994'de " Konken Partisi " oyunundaki Fonsla rolü ile " Olağanüstü Yorum " ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995'de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü " Onur " ödülüne layık gördü. Profesör Kenter'e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı " Mevlana Kardeşlik ve Barış " ödülü verildi.

    1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide'deki Jülide rolü için " En İyi Kadın Oyuncu " ödülü verildi. 19 Mayıs 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter'e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi.

    1998'de Ankara Sanat Kurumu " Yılın Kadın Sanatçısı " ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, " MARTI " adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü

    Filmleri 1951 Vatan İçin
    1964 Ağaçlar Ayakta Ölür
    1965 İsyancılar
    1966 Pembe Kadın
    1967 Yaşlı Gözler
    1971 Anneler Ve Kızları
    1971 Elmacı Kadın
    1972 Fatma Bacı
    1973 Ablam
    1974 Kartal Yuvası
    1974 Kızım Ayşe
    1974 Bir Ana Bir Kız
    1983 Zulüm
    1988 Hanım
    1999 Güle Güle
    2001 Büyük Adam Küçük Aşk
    2005 Sen Ne Dilersen

    Diziler
    1990 Uğurlugiller
    2002 Aşk ve Gurur
    2005 Saklambaç

    Ödülleri
    1964 Antalya Film Şenliği, Ağaçlar Ayakta Ölür filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
    1966 Antalya Film Şenliği, İsyancılar filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
    1974 Antalya Film Şenliği, Kızım Ayşe filmi ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
    1984 Roma'daki İtalyan Kültür Birliğince "Adalaide Ristori" ödülü.
    1989 Korsika - Bastia Film Festivalinde "Hanım" filmindeki rolüyle "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü.
    1991 Uluslararası Lions Kulübü The Melvin Jones Ödülü
    İki kez Ulvi Uraz "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü
    Üç kez Avni Dilligil "En İyi Kadın Oyuncu" Ödülü
    1994'de "Konken Partisi" oyunundaki Fonsla rolü ile "Olağanüstü Yorum" ödülünü aldı.
    Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı.
    1995'de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü Onur ödülüne layık gördü.
    1995 "Mevlana Kardeşlik ve Barış" ödülü verildi.
    1996'da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide'deki Jülide rolü için "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü 1997'de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı ödülü.
    1998'de Ankara Sanat Kurumu "Yılın Kadın Sanatçısı" ödülü
    1998 'de Tiyatronline Seyirci Ödüllleri
    1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü
    1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü,
    1999 "Martı" adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü.

    Doğum tarihi
    11 Ekim 1928
    Doğum yeri
    İstanbul

  9. #20
    Bir İlk Kadın: Afife Jale

    Başkaldırı, başarı, aşk, mutluluk, mutsuzluk... Huysuz ve Tatlı Kadın şarkısı onun için yapıldı. 24 Temmuz 1941"de yaşama veda eden Afife Jale , tarihe; "sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını" olarak geçti. Ama onun kısacık yaşamı daha fazlasını içeriyor.

    Afife Jale , orta halli bir ailenin kızı olarak,1902 yılında İstanbul'un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. Dr. Sait Paşa'nın torunudur. Çocukluk düşlerinde hep tiyatro vardı. İstanbul Kız Sanayi Mektebi'nde okuyordu. Ama onun aklı tiyatrodaydı.O yıllar Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu yıllardı. Bu yasağa rağmen 1918'de, Darülbedayi'ye (Şehir Tiyatroları) alınmak üzere açılan sınava bile girdi.

    10 Kasım 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alındılar. Afife ve Refika hariç öteki kızlar daha fazla dayanamamış ve "nasılsa sahneye çıkamayacakları" gerekçesiyle tiyatroyu bırakmışlardı . Aynı yılın 18 Aralık günü, Refika tiyatronun süflör, Afife de "mülazım artistlik" (stajyer oyuncu) kadrolarına alınmışlardı. Afife ise bir yılı aşkın bir süre boyunca bütün provalara katıldı, kendini sahneye hazırladı. Ama bir türlü sahneye çıkamadı. Öte yandan Refika, sahne gerisinde görev alan ilk müslüman Türk kadını oldu.

    Prof. Metin And, Türk Tiyatrosu Tarihi kitabında, 1920 yılında Darülbedayi'de, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" adlı oyununu, Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda (şimdiki Reks Sineması) sahneye koyuyordu. Bu oyunda Emel adlı kızı oynayan Eliza Benemenciyan topluluktan ayrılıp Paris'e gittiği için, bu rolü yüklenecek bir kadın sanatçıya ihtiyaç vardı. Ve Afife Jale, bu rol için seçildi. İlk kez Emel rolüyle ve takma bir isimle sahneye çıktı. O gece tiyatroya gelen zaptiyeler, yöneticilere bir uyarıda bulundularsa da, genç sanatçı bir hafta sonra da "Tatlı Sır" oyununda yeniden sahneye çıktı. Sanatçı polis tarafından tutuklanmak istenince, Kınar Hanım tarafından arka bahçeye kaçırılarak polislerin elinden zor kurtuldu.

    "Mesut olduğum ilk gece"
    Afife Jale O tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil'e anlatırken; "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." diye tanımlıyordu: "Sanatın, ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içinde idim. Ağlama sahnesinde, taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım... Alkış, alkış, alkış... Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Muharrir Hüseyin Suat bey, kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdurdu; alnımdan öptü: "Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin." dedi.

    Gerçekten de Afife Jale bir fedai gibi geçirir bundan sonraki yaşamını...
    Ve daha sonra Onu diğer kadınlar izledi. Tüm baskılara karşın bundan sonra Burhanettin Topluluğunda Seniye, Yeni Sahne'de Şaziye (Moral), Münir (Neyire Neyyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadınları Afife'yi izlediler" diye anlatılır.

    İşsizlik
    Üçüncü piyesi olan Odalık'ta oynarken, polis yine tiyatroyu bastı. Afife bu kez de makine dairesinden kaçırıldı . Bu zaptiye baskınında, Afife arkadaşlarınca kaçırılmışsa da, daha sonra sokakta polisce yakalanarak karakola ***ürüldü . "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalandı. Aile içinde, Babası Hidayet bey de, onun tiyatrocu olmasına karşıydı. kızını bu sevdadan vazgeçirmek için çok uğraştı. Başaramayınca sertleşti. Ona "******" dediği bir gün, "Benim Afife diye bir kızım yok" diye gürledi. Zaten Afife artık sahnede, "Jale" adını kullanıyordu. Sanatı için baba evini terk etti. 1921'de dahiliye nezaretinin bir buyruğu ile belediye, 27 Şubat günü 204 sayılı bildiriyi Darülbedayi Yönetim Kurulu'na gönderdi. Bildiride, Müslüman kadınların kesinlikle sahneye çıkamayacakları yazıyordu. Bu bildiri üzerine Afife'nin, Darülbedayi'deki ücretli görevine de son verildi.. Artık hayat onun için çok zorlaşmıştı. Güvencesiz ve parasızdı ama tiyatro onun için bir tutkuydu ve gözü başka bir şey görmüyordu.

    Hastalık
    Önüne gecilmeyen şiddetli başağrıları başlar. Tiyatrosuz kalması Afife'nin zaten zayıf olan sinirlerini alt üst etmiş, kaçışı haplarda ve uyuşturucularda bulmaya başlamıştı. Sonradan aşık olduğu Suriye'li bir eczacının , yaptığı iğneler de onda bir alışkanlık başlatmıştı. Eczacı morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlışlık yapar. Bunun sonucu Afife artık bir morfinmandır.

    Ortalık biraz durulunca, birkaç yıl sonra Burhanettin Tepsi Kumpanyası ile Anadolu'da turneye çıkmış, yeni tiyatro topluluğu ile Kadıköy'de oynamış, daha sonra da Fikret Şadi'nin Milli Sahne'siyle çeşitli kentlerde temsiller vermişti. Zaten 1923'ten sonra Türk Kadınları Atatürk'ün emriyle sahneye çıkmaya başlamıştı.

    Gün geçtikçe bozulan sağlığı ve uyuşturucu alışkanlığı, tiyatroyu ister istemez bırakmasına neden oldu. Bu onu büsbütün çileden çıkardı.

    1928 yılında bir arkadaşıyla, Kuşdili çayırında Hafız Burhan'ın bir konserine gitmiş, orada sanatçıya tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar'la tanışmıştı. Kısa bir sürede Pınar, genç kadına deliler gibi aşık olur. 1929 yılında evlenirler ve Selahattin Pınar "Nereden Sevdim O Zalim Kadını", " Huysuz ve Tatlı Kadın " gibi birçok ölümsüz şarkısını onun için besteler.

    İkisi de, Gençliklerini acılar içinde harcamışlardı. Evlenince hayat boyu ıskaladıkları her şeyi, birlikte yapmaya çalıştılar. Evde saklambaç oynadılar. Bahçede enginar yetiştirip, yarıştılar. "Bir çocuk resmi" kıvamında şiirler yazdılar. Pınar çaldı; Afife dinledi. Ancak güzel günler uzun sürmedi. Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordu ve tiyatronun boşluğunu uyuşturucularla dolduruyordu. Suriye'li Eczacı onu morfine alıştırmıştı bir defa, kurtulamıyordu.... Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, damarına morfin şırınga ettiğini gördü ve çöktü. Morfin için eczacıyla ilişkiye girmişti Afife.. Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duyuyordu. Onu hayata döndürebilmek için çırpınmaya başladı. Sürekli melankolik besteler yapar olmuştu .Ama Bir süre sonra, Pınar karısının morfin bağımlılığı ile başa çıkamamaya başladı. Tiyatrodan uzak kalmak, sahneye çıkamamak, Afife'yi mutsuz kılıyor, kurtuluşu yalnız "iğne"de buluyordu.

    Çırpındılar, bu gidişi geri çevirebilmek için... Olmadı ! Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi oldu. Bunun üzerine Afife; "Terk et beni" diye yalvardı ona. "Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim" dedi. Ve 1935 yılında boşandılar... Şimdi afife için en kötü yıllar başlıyordu. Bundan sonra Afife içine düştüğü girdaba büsbütün batarak, sefalet içinde sürünmeye başladı. Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar, aşevlerinde karının doyururken, ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağlardı. Ayrılık acısını yeni bir evlilikte dindirmeyi deneyen Selahattin Pınar ise hiç birlikte yatmadığı bu kadından kısa sürede ayrılır.

    Afife Jale, kimsesizliğinin, terk edilmişliğinin, yoksulluğunun son durağı olan, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde geçirir, yaşamının son yıllarını... 24 Temmuz 1941 günü henüz 39 yaşındayken, bir deri bir kemik veda etti hayata.. Ölümü gazetelere haber bile olmadı. Cenazesine 4 kişi katıldı. Mezar yeri de, mektupları ve fotoğraflarıyla birlikte kaybolup gitti. Unutuldu...

    Tiyatronun ve devrinin bu büyük fedaisi, böylece sessiz sedasız yok olup gitti. O istediği hayatı yaşayabilmek için çok bedel ödedi. Büyük mutlulukları ve mutsuzlukları bir arada yaşadı . Ve elbette sanatta, kadınların tarihine geçti.

    Uzun yıllar onun adını bile anan olmadı. Lâkin son dönemlerde, önemli bir yere sahip oldu;yönetmenliğini "Şahin Kaygun'un üstlendiği, Müjde Ar ve Tarık Tarcan'ın baş rollerini paylaştığı, " AFİFE JALE " adlı sinema filmi ile, Afife Jalenin hayatı, beyaz perdeye taşınmıştır... Daha sonra, Haldun Dormen'in önerisi ile 1997 yılının mayıs ayından bu yana, her yıl Afife Jale adına, tiyatro ödülleri dağıtılmaktadır...

    Neziha Araz'ın kaleminden Afife şöyle sesleniyor; "Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın.

    Tiyatro varsa ben varım" inancı ve aşkıyla yaşıyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" işte gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatını icra etmek eşanlamlıydı, bu eşanlam da tiyatroydu. Toplum hayatında ilk olmak; yani onun deyimle "ilk ateşi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aşkı ya da direnişi başlatmak" bir olaydı ve bunun her zaman bir bedeli vardı. İlkler, yol boyu bu bedeli ödediler."


  10. #21
    Demet Akbağ sanatçısı. (d. 23 Aralık 1959). Türk komedyen,sinema ve tiyatroBir Demet Tiyatro'da oynamaktadir. İzmir'lidir tiyatro kariyerine İzmir Atatürk Lisesi'nde okurken başlamıştır meşhur olması ise Yılmaz Erdoğan ile başrolü paylaştığı "Bir Demet Tiyatro" yıllarına isabet eder. Ayrıca "pişti" programında Hülya Avşar ve Beyazıt Öztürk'le beraber yorumculuk yapmıştır. BKM'nin en önemli starlarından biridir. 2008 yılı itibariyle Kanal 1'de yayınlanan "Süper Aile" adlı yarışma programının sunuculuğunu yapmaktadır.

    268 - Türk Tiyatro Sanatçıları

    Kariyer


    • 1982 yılında tiyatroya amatör olarak başladı
    • 1983 yılında Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nda profesyonel oldu
    • Kent Oyuncuları, Hadi Çaman Yedi Tepe Oyuncuları, Deve Kuşu Kabare, Dormen Tiyatrosu ve Ortaoyuncular gibi özel tiyatro topluluklarında çalıştı.
    • Daha sonra BKM oyuncuları arasına geçti
    • Kuruluşundan bu yana BKM'de çalışıyor.
    • 1997'den sonra Televizyon programlarında yer almaya başladı
    • "Bir Demet Tiyatro" dizisinde ve "Otogargara", "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?" "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyunlarında yer aldı.
    • Televizyonda da "Ölümsüz Aşk" adlı dizide rol aldı.
    • Televizyondaki "gıda terörü" haberlerinden etkilendiği için, oynadığı sucuk reklamından önce firmayla ilgili geniş bir araştırma yapmış ve öyle reklam filmi teklifini kabul etmişti


    Oynadığı Bazı Tiyatro Oyunları


    • Haybeden Gerçek Üstü Aşk
    • Bana Bir Şeyhler Oluyor
    • Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü
    • Otogargara
    • Kadınlık Bizde Kalsın
    • Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu
    • Yorgun Matador
    • Artiz Mektebi
    • Beyoğlu Beyoğlu
    • Deliler
    • Arzu Tramvayı
    • Davacı
    • Bir Demet Tiyatro


    Filmleri


    • O... Çocukları (2008)
    • Organize İşler (2005)
    • Neredesin Firuze (2003)
    • Vizontele Tuuba (2003)
    • Vizontele(2000)
    • Tersine Dünya (1993)
    • Davacı (1986)

  11. #22
    Abdurrahman Palay, (d. 7 Mayıs 1923, İstanbul - ö. 14 Nisan 2002, İstanbul), Tiyatro ve sinema oyuncusu, seslendirme sanatçısı, yönetmen, senarist.




    Öğrenim gördüğü liseyi ikinci sınıfta bırakan Palay, memurluk ve futbolculuktan sonra amatör olarak ilgilendiği sanat hayatında profesyonelliğe 1951 yılında Saat 6 Tiyatrosu`nda başladı. 1952'de Mahmut Moralı'nın desteği ve davetiyle Şehir Tiyatrolarında çalışmaya başladı. Ekrem Reşit Rey'in davetiyle İstanbul Radyosu Temsil (tiyatro) Kolu`nda görev yaptı. Bir dönem Oraloğlu Tiyatrosu'nda çalışan sanatçı, 1954 yılından itibaren kamera karşısında da oyunculuk yaptı, seslendirme çalışmalarında bulundu.


    1964'te kendi adına bir tiyatro topluluğu kuran Abdurrahman Palay, daha sonra Arena Tiyatrosu'nda rol aldı. 1963 yılından sonra senaryo yazarlığı, film yönetmenliği ve sinema oyunculuğuna yönelen sanatçı, bir filmde yapımcılık deneyimi de yaşamış, ölümünden önceki yıllarını pansiyon işletmeciliği yaparak geçirmiştir.


    Abdurrahman Palay, Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Orhan Gencebay, Göksel Arsoy, Ümit Besen gibi birçok sanatçıyı seslendirmiş, seslendirme yönetmenliği yapmıştır.
    Sanatçı; Türk sineması'na n'ayır, n'olamaz sözcüklerini kazandırmış olmasıyla ünlüdür.



    Rol aldığı bazı oyunlar


    • Fırtına
    • Othello
    • Veronalı İki Centilmen
    • Baba Parası
    • Sam Rüzgarları
    • Kurtlar ve Kuzular
    • Bu Akşam Semerkant'ta
    • Kahvehane
    • Cyrano De Bergerac
    • Hamlet
    • Dilekçe
    • Yarış Bitti


    Filmografisi (oyuncu)


    • Meçhul Kadın - 1995
    • Yumuşak Ten - 1994
    • Seni Kaybedersem - 1993
    • Batmayan Güneş - 1993
    • Akrep - 1993
    • Aşkın Zamanı - 1990
    • Ayşem - 1984
    • Sevmek Yeniden Doğmak - 1984
    • Yıkılan Gurur - 1983
    • O Kadın - 1982
    • Yalan - 1982
    • Leyla ile Mecnun - 1982
    • Gazap Rüzgarı - 1982
    • Şöhretin Sonu - 1981
    • Ben Topraktan Bir Canım - 1980
    • Vazgeç Gönlüm - 1980
    • Benim Gibi Sevenler - 1977
    • Arzu - 1976
    • Hesapta Bu Yoktu - 1972
    • Öldüren Yumruk - 1971
    • Çifte Yürekli - 1970
    • Cingöz Recai - 1969
    • Bir Aşk Türküsü - 1969
    • Damgalı Adam - 1966
    • Ayşecik Boş Beşik - 1965
    • Ahtapotun Kolları - 1964
    • Keşanlı - 1964
    • Erkek Fatma Evleniyor - 1963
    • Yaralı Ceylan - 1963
    • Kısmetin En Güzeli - 1962
    • Utanmaz Adam - 1961
    • Derbeder / Kırık Aşk - 1961
    • Naylon Leyla - 1961
    • Yabancı Adam - 1961
    • Ümitsiz Kapı - 1961
    • Suçlu Aşıklar - 1961
    • Yörük Aşkı / Zalim Felek - 1961
    • Şeytan Kız - 1960
    • Erkek Fatma - 1959
    • Kendi Düşen Ağlamaz - 1959
    • Üç Kurşun - 1959
    • Ayşe'nin Çilesi - 1958
    • Çoban Kızı - 1958
    • Sokak Çocuğu - 1958
    • İhtiras Rüzgarları - 1958
    • Kurt Mustafa - 1957
    • Anası Gibi - 1957
    • Sönen Ocak - 1957
    • Kara Bahtım - 1957
    • Günahsız Yavrular - 1956
    • Aşıklar Kabesi Mevlana - 1956
    • Üç Yetimenin Izdırabı - 1956
    • Katibim - 1956
    • Yol Palas Cinayeti - 1955
    • Babaların Günahı - 1955
    • Hayatımı Mahveden Kadın - 1955
    • Her Yerde Tehlike - 1955
    • Kaybolan Gençlik - 1955
    • Üsküdar'a Giderken - 1955
    • Görünmeyen Adam İstanbul'da - 1955
    • Affet Beni Allahım - 1953
    • Bu Kadın Benimdir (Zavallı Necdet) - 1953
    • Beklenen Şarkı - 1953
    • Kahpenin Kızı - 1952
    • Deli - 1952


    Filmografisi (yönetmen)


    • Hesapta Bu Yoktu - 1972
    • Altın mı Aşk mı - 1971
    • Kaderin Oyunu - 1970
    • Kendi Düşen Ağlamaz - 1969
    • Gül Ayşe - 1969
    • Bir Aşk Türküsü - 1969
    • Ah Bu Kadınlar - 1967
    • Garipler Sokağı - 1967
    • Acı Türkü - 1967
    • Acı Tutku - 1967
    • Kırık Saz - 1966
    • Garibim Çalıkuşu - 1966
    • Zehirli Kucak - 1966
    • İsyancılar - 1965
    • Keşanlı - 1964
    • Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere - 1964
    • Erkek Fatma Evleniyor - 1963
    • Yaralı Ceylan - 1963
    • Kırık Aşk - 1961
    • Naylon Leyla - 1961
    • Utanmaz Adam - 1961
    • Yabancı Adam - 1961
    • Şeytan Kız - 1960
    • Erkek Fatma - 1959
    • Kendi Düşen Ağlamaz - 1959
    • Kurt Mustafa - 1957
    • Üç Yetimenin Izdırabı - 1956
    • Her Yerde Tehlike - 1955
    • Babaların Günahı - 1955


    Filmografisi (senarist)


    • Hesapta Bu Yoktu - 1972
    • Altın mı Aşk mı - 1971
    • Kaderin Oyunu - 1970
    • Bir Aşk Türküsü - 1969
    • Gül Ayşe - 1969
    • Kırık Saz - 1966
    • Zehirli Kucak - 1966
    • Garibim Çalıkuşu - 1966
    • İsyancılar - 1965
    • Keşanlı - 1964
    • Adalardan Bir Yar Gelir Bizlere - 1964
    • Erkek Fatma Evleniyor - 1963
    • Naylon Leyla - 1961
    • Utanmaz Adam - 1961
    • Şeytan Kız - 1960
    • Erkek Fatma - 1959
    • Üç Yetimenin Izdırabı - 1956
    • Babaların Günahı - 1955
    • Her Yerde Tehlike - 1955


    Filmografisi (seslendirme yönetmeni)


    • Kördüğüm - 1982
    • Hak Yolu - 1971
    • Yumurcağın Tatlı Rüyaları - 1971
    • Arkadaşımın Aşkısın - 1968
    • İstanbul Tatili - 1968