Padişah Vahdettin - Vahdettin Dönemi Olayları

 Padişah Vahdettin - Vahdettin Dönemi Olayları


  Okunma: 17946 - Yorum: 20
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesi. Sultan Birinci Abdülmecîd Hanın oğullarının en küçüğüdür. Annesi Gülistû Sultan’dır. 2 Şubat 1861 târihinde doğdu. Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. Ağabeyi İkinci Abdülhamîd Han tarafından büyütülüp, himâye edildi. Çok zekî olup fıkıh bilgisinde pek ileriydi. 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşâd’ın vefât ettiği gün pâdişâh ve halîfe oldu.

    Saltanata geçtiğinde ordu ve donanmaya bir Hatt-ı Hümâyun göndererek Başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Enver Paşanın Başkumandan Vekili ünvânını Başkumandanlık Kurmay Başkanı şekline çevirdi. Tahta geçişi dolayısıyla hazırlanan Hatt-ı Hümâyunda Pâdişâh: Kabinede adâletin dağıtımı ve güvenliğin sağlanması husûsunda daha fazla gayret harcanmasını, zarurî gıdâ maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, üretimin arttırılmasını, siyâsî suçluların af edilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların nâmuslu kimselerden seçilmesini, kânûnî bir sebep olmadıkça kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi. (Ali Fuat Türkgeldi. Görüp İşittiklerim, s. 156)

    Bu istekler ve yeni icraatı pâdişâhın devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacağının açık bir deliliydi. Ancak bu sıralarda Birinci Dünyâ Savaşının korkunç neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesi imzâ edilerek, Birinci Dünyâ Harbi, mağlubiyetimizle bitti.

    Mütârekeye imzâ koyan delegeler, 10 Kasım 1918’de saraya arz-ı tâzim için geldiklerinde pâdişâh bunları kabul etmedi. Mütârekeden hemen sonra Osmanlıları Birinci Dünyâ Savaşına sokan Talât, Enver ve Cemâl Paşalar 3 Kasımda yurt dışına kaçtılar. 24 Kasım 1918’de Pâdişâh Daily Mail Gazetesi muhâbirine beyânat verdi. Daha sonra Times Gazetesi’nde de yayınlanan bu beyânatta, Osmanlıların Dünyâ Savaşına girmeleri sorumluluğunu İttihat ve Terakki Fırkasına yüklüyor, bu sûretle felâkete onları sebep gösteriyordu. Bu beyânatında: "Osmanlı Devletinin harbe katılması âdetâ bir kazâ neticesidir. Eğer siyâsî vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve millî menfaatlarımız ciddî sûrette nazarı dikkate alınsaydı, vukû bulan teşebbüsün aslâ mâkul olmadığı açıkça anlaşılırdı. Maalesef o zamanki hükûmetin basiretsizliği bizi bu bâdireye sürükledi ve felâketimize sebep oldu. Eğer ben Makam-ı saltanatta bulunsaydım, bu elim vak’a katiyyen husûle gelmezdi." demiştir.

    Neticede İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahideddîn’in elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idâre etmek kaldı.

    16 Mart 1920’de İstanbul İtilâf devletleri tarafından işgâl edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar Güneybatı, Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler. Vahideddîn Han 11 Mayıs 1920’de düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgâlini ihtivâ eden Sevr Antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzâlamadı. Osmanlı ordusu tamâmen lağvedildi. Medîne muhâfızı Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanıAli İhsan Paşa ve Harbiye Nâzırı Mersinli Cemâl Paşa gibi değerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Yalnız pâdişâhın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıt’ası bırakıldı. Sultan bu taburu, Ayasofya etrâfındaki sipere sokup câmiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.

    İşgâl altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılamayacağını anlayan Vahideddîn Han, güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi. Ancak bunlar; "Dünyâya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz." diyerek gitmeyi reddettiler. Sultanın, kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de İngilizler; "Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız." diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemâl’i; "Paşa, paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin." sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi.

    Vahideddîn Han, bundan sonra İstanbul’daki işgâl kumandanlarını oyalamak ve Anadolu’daki mücâdeleyi gözden uzak tutmak için türlü siyâsî gayretler içine girdi. Fakat İngilizler de Türk birliğini parçalamak için pâdişâh aleyhine çalışmaktan geri kalmadılar ve aleyhinde kampanya başlattılar. Yegâne arzuları pâdişâhı milletin gözünden düşürmekti. Nitekim bunda ısrar eden İstanbul’daki İngiliz işgâl kuvvetleri, 17 Kasım 1922 Cumâ günü halîfeyi baskı ve silah zoruyla DolmabahçeSarayından motora alarak Malaya harp gemisine bıraktı. Bu gemi, son Osmanlı pâdişâhı ve İslâm halîfesini, İngilizlerin Türk aydınlarını sürdükleri Malta Adasına götürdü. Vahideddîn Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayâtından sonra, 16 Mayıs 1926’da İtalya’da vefât etti. Cenâzesi Şam’a getirilerek Sultan Selim Câmii Kabristanına defnedildi.

    Vahideddîn Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlıydı. Arada Sultan Reşâd olmayıp da, İkinci Abdülhamîd Handan sonra tahta çıksaydı, İttihat ve Terakki hükûmetinin hatâlarını önleyecek, felâketlerin önüne geçecek kudret ve idâre sâhibiydi. Mala, dünyâya düşkün olmadığı güzel ahlâklı ve eşi az görülebilecek kadar fazla nâmuslu olduğu vesîkalarda göze çarpmaktadır. Çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsî ve pek cüz’î mal varlığından başka bir şey götürmediği, ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefâtında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.

    Vahiddedîn Hanın vatanının ve milletinin uğradığı felâketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadîseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayında yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, sultanın geceleri kaldığı dâireyi de sarar. O geceyi tesâdüfen Cihannümâ Köşkünde geçirmiş olanVahideddîn, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; "Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var." demekten kendini alamaz.


    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    Sultan Mehmed Vahdetdin

    367 - Padişah Vahdettin - Vahdettin Dönemi Olayları

    Vahideddin (1861-1926), 36. ve son Osmanlı padişahıdır. Tahta VI. Mehmed sanıyla çıkmışsa da daha çok ikinci adıyla tanınır. Abdülmecid'in (1839-61) oğludur. Vahideddin'den önceki üç padişah (V. Mehmed Reşad, II. Abdülhamid, V. Murad) da Abdülmecid'in oğullarıydı. Aslında saltanat sırası V. Mehmed'den sonra Abdülaziz'in (1861-76) oğlu Yusuf İzzeddin'deydi. Ama Yusuf İzzeddin 1916'da ölünce Vahideddin hanedanın en yaşlı erkeği olduğundan veliaht ilan edildi. V. Mehmed'in 1918'de ölmesi üzerine de padişah oldu.

    Vahideddin tahta çıktığında I. Dünya Savaşı sona ermek üzereydi. Osmanlı Devleti her yanda ağır yenilgilere uğruyordu. 1913'ten beri ülke yönetiminde kesin bir egemenlik kurmuş olan İttihat ve Terakki yönetimi 30 Ekim 1918'de ağır koşullar içeren MondrosMütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Ardından İttihat ve Terakki yöneticilerinin bir bölümü yurtdışına kaçtı. Geride kalanlar da ya tutuklandılar ya da etkinliklerine son vermek zorunda kaldılar. Ülkede siyasal boşluk doğmuştu. Vahideddin bu boşluğu İttihat ve Terakki'nin karşıtı bir siyasal parti olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'yla işbirliği yaparak doldurmaya çalıştı. Saltanatı süresince beş kez sadrazamlığa getirdiği eniştesi (ablası Mediha Sultan'ın eşi) Damat Ferid Paşa da Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na bağlıydı.

    Vahideddin Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri güçlerinin, ardından da Yunanlılar'ın Anadolu'da ve Trakya'da giriştiği işgal hareketlerine karşı bir şey yapamayacak durumdaydı. Ama bu işgallere karşı baş gösteren yerel direniş hareketlerine karşı çıkması, bunları İttihatçılık, başıbozukluk olarak nitelemesi yanlış yolda attığı ilk adımlar oldu. Vahideddin Anadolu'daki direniş örgütlerinin Mustafa Kemal'in önderliğinde birleşerek güçlü bir cephe oluşturması karşısında tutumunu daha da sertleştirdi. Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi'nde direniş yanlısı temsilcilerin ağır basması üzerine İtilaf güçleri 18 Mart 1920'de meclisi dağıttılar. Vahideddin de bu fiili durumu onaylayarak 16 Nisan 1920'de meclisi kapattı. Ardından Anadolu'daki işgallere silahla karşı koymaya çalışan Kuva-yı Milliye'yi dağıtmak amacıyla Kuva-yı İnzibatiye adlı bir orda kurmaya girişti. Anadolu' daki güçler 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni (TBMM) toplayarak Kurtuluş Savaşı'nı örgütlemeye girişirlerken Vahideddin yönetimi 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzalayarak Osmanlı Devleti'nin elinde kalan son toprakların da parçalanmasına razı oldu.

    Bütün bu gelişmeler Ankara ile İstanbul arasındaki zıtlığı artırdı. Kurtuluş Savaşı başarıya ulaşınca TBMM 1 Kasım 1922'de aldığı bir kararla saltanat ve hilafeti ayırdı; saltanata son verdi. Böylece padişahlığı sona eren Vahideddin İstanbul'un Ankara yönetiminin eline geçmesinden sonra kendisinden hesap sorulacağından korkarak 17 Kasım 1922'de İngilizler'e sığındı. Bu olay üzerine TBMM Vahideddin'i halifelikten de uzaklaştırdı. Bir İngiliz gemisiyle Malta'ya giden Vahideddin oradan Mekke'ye geçti. Burada halife sanını kullanıp Müslümanlar üstünde etki yaratmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bunun üzerine İtalya'nın San Remo kentine yerleşerek son yıllarını orada geçirdi. Bu kentte ölen Va-hideddin'in cenazesi Şam'a götürülerek Sultanselim Camisi'nin bahçesine gömüldü.


  3. #3
    bu neee yaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
  4. #4
    vaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaay
  5. #5
    iki yazı arasında düşüncelerimizi ciddi şekilde etkileyecek farklılıklar var.tarihbazen akılcı ve mantıkla hareketi gerektirir.ben uluscu ülkesini bu denli seven bir padişah halife vasfında insanın böyle bir süreçte bu direnişin içinde olur.ingiltere,fıransa,şam mekke gibi alakısız yerlerde sığınnma derdinde olmazdı diye düşünüyorrum.eğer inanmışsa bu ülke tarihine bunudaülkesiyle yaşaya bilmeli bir lider.saadam gibi mesela ladin gibi.
    ama apo gibi belçikada suriyede şurda burda sığınarak değil. saygılar

  6. #6
    hayret bir şey ne kadar yanlış bir bilgi. o zaman ege bölgesi boşuna doğmamış bebeklerini falan şehit vermişler bu kadar kendilerini düşünen bir padişahları varmış madem hemen çözüm bulurdu ve bulmuşda Atatürk'ü göndermiş bak bak bakkkk aferim .
  7. #7
    tarihi olayları değerlendirilirken lütfen tek taraflı düşünülmesin bura da resmen bir padişah vatan haini olarak gösteriliyor o dönemde vahdettin değilde fatih olsaydı aynı şeyleri söyleyebilirmiydik sizce, birde acaba tarihi yazan osmanlı olsaydı onlar ne yazardı bunuda düşünmek gerek
  8. #8
    anlayamadım herkez ayrı telden çalıyor..ben ülkemi seviyorsam beni bu topraklardan kimse alı koyamaz okadarr
  9. #9
    Misafir Nickli Üyeden Alıntı
    tarihi olayları değerlendirilirken lütfen tek taraflı düşünülmesin bura da resmen bir padişah vatan haini olarak gösteriliyor o dönemde vahdettin değilde fatih olsaydı aynı şeyleri söyleyebilirmiydik sizce, birde acaba tarihi yazan osmanlı olsaydı onlar ne yazardı bunuda düşünmek gerek
    aynen kardesim birde ben 7 gündür bu konularla ilgili araştırmalar yapıyorum.6.Mehmet(Ki gerçek adı bu)padişah olarak başa geçtiği zaman zaten 1.Dünya savaşı için yapacağı bir şey kalmamıstı ayrıca yalan soyluyr dediginiz arkadaşlar siz peki o bilgileri nereden aldınız

    LÜTFEN HERKEZ DİKKAT ETSİN BİR ÇOK YERDE OSMANLI PADİŞAHLARINA İSLAMA KARŞI OLUNAN YERLERDE YANLIŞ BİLGİLER VERİLİYOR ..
    ÇÜNKÜ HALİFELİK DİNE DAYALI BİR SİSTEM OLDUĞU İÇİN ÇOK KEZ OSMANLIYI KÖTÜLÜYORLAR ..
    AYRICA ŞU ANDA BÖYLE DÜŞÜNEN(Afedersiniz ama böyle) CAHİL KENDİNİ BİLMEZLER Kanuni Sultan Süleymanı Da KARI KIZ PEŞİNDE KOŞAN BİRİSİ YAPTILAR UTANMASALAR FATİH SULTAN MEHMETE BİLE DADANACAKLAR (HAŞA ) BİRAZ DAHA İLERİ GİDERLERSE İLK HALİFELERE DAHA DA İLERİ GİDİLİRSE Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.S) E LAF SÖYLEYECEKLER DİYE ÇEKİNİYORUM.AMA ATATÜRKÜN HİÇ SUÇU YOK ADAM SİGARADAN ÖLDÜ HERKEZ DİYOR Kİ ONUN DURUMUNDA OLSANIZ SİZDE İÇERDİNİZ PEKİ YA SİZ 6.MEHMETİN YERİNDE OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ ARKADAŞLARINIZ ÖLÜYOR SİZİN PEŞİNİZDEN GELEN KİŞİLER TEKER TEKER KATLEDİLİYOR ONU GEÇTİM KENDİSİ BİLE KATLEDİLECEK

    SORUYORUM SİZEE SİZ NE YAPARDINIZ BUNLARI DÜŞÜNÜNDE ORTAYA ÇIKIP AHKAM KESMEYE BAŞLAYIN !!!

  10. #10
    pısırık yüreksiz kendini düşünen bir adammış.adam kullanmayı seven biri olduğu için halkın inanmayacağını bildiği için güce ve işgale üstelik halife olarak sığınmış
  11. #11
    Ey kendini türk hissedenler bu padişah hainlik yapmış-bu böyle biline kendini türk hissetmeyenlere sözüm yok onlar bilmez görmezler duymazlar