Tıp Alanındaki Son Gelişmeler

 Tıp Alanındaki Son Gelişmeler

  Okunma: 23926 - Yorum: 1
  1. #1
    Yeni bir döneme girerken, geriye bakıp geçmişin muhasebesini yapmak adet olmuştur. Biz de 2000 li yıllara girerken geride kalan yüz yıllık döneme tıptaki gelişmeler açısından bir göz atalım. Tahmin edilemeyecek kadar gelişmelerin olduğu bu dönemin özeti için, bu yıl doğan bir bebeğin 1900 yılında doğan büyük dedesine oranla 30 yıl daha uzun yaşama ümidinin olduğunu belirtmek önemlidir sanırım.

    Tıp Alanındaki Son Gelişmeler

    Gerek hekimler ve gerekse hastalar için çok etkili gelişmeler oldu. Tıp, her türlü olaydan ders alarak kendini geliştirme olanağı bulabiliyor. Bu yüz yıllık dönem de bu açıdan oldukça hareketliydi. Öncelikle iki tane dünya savaşı oldu. Ölenlerden, yaralananlardan sakat kalanlardan dersler çıkarıldı. Soğuk savaş yılları, ekonomik çöküşler ve ve refahın bir arada yaşandığı yıllar oldu. Nüfus artışı patlama boyutuna ulaştı. Tıpta uzmanlaşmalar sonucu ekip çalışmaları arttı, öte yandan da teknik gelişmeler devrim yaratacak ölçülere vardı.

    Antibiyotikler de bu dönem içinde keşfedildi. Böylece, büyük ölçüde öldürücü olabilen birçok hastalık, hastaneye yatmaya bile gerek olmadan tedavi edilebilir hale geldi.

    Koruyucu hekimlik bilinçi gelişti. Uluslararası kuruluşlar sağlık alanında da önemli hizmetler sağladı. Eşgüdümlü koruyucu hekimlik çalışmalarına karakteristik bir örnek olarak Çiçek Hastalığına karşı aşılama kampanyaları gösterilebilir. Yüzyılın başlarında çok sayıda ölüme ya da sakatlığa yol açan Çiçek Hastalığı, tüm dünyada sistemli olarak yürütülen aşılama kampanyaları sonucunda tarihe karıştı. Tüm dünyada herkes aşılı olduğu için hastalık etkeni olan virüs yaşayacak ortam bulamadı ve yok oldu. Artık çocuklar için çiçek aşısı yapılma gereği de kalmadı.

    Aşı mucizesi

    Çocuk Felci de aynı noktaya gelmek üzere. 2000 yılında bu hastalığın kökünün kazınması hedefi kısa gecikmelerle başarılmak üzere. Aşıların geliştirilmesiyle kızamık, difteri, tetanos gibi bir çok tehlikeli hastalığı önüne geçildi. Siroz ve karaciğer kanseri gibi tehlikeli riskler taşıyan bir çeşit sarılık nedeni olan Hepatit B virüsü için geliştirilen aşı, gelecekte bu hastalığın da ortadan kaldırılması için umut veriyor.

    Açık kalp ameliyatları da bu dönem içinde başladı. Gerek kapak değiştirmeleri ve gerekse by-pass uygulamalarıyla tıkalı olan kalp damarlarına çözüm getirilmesi sayesinde milyonlarca insanın ömrü uzadı. Daha kaliteli bir yaşam olanağı buldu.

    Kanser alanında da büyük gelişmeler var. Ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, emar (MR), endoskopi gibi tetkik yöntemlerinin tıbbın hizmetine sunulması, periyodik sağlık tarama kontrolları bilincinin gelişmesi, erken teşhis olanağı kazandırdı. Ayrıca gelişen cerrahi teknikler, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi tedavi olanakları da kanser tedavisindeki başarı oranlarını büyük ölçüde arttırdı. Örneğin 1970 öncesi kesin ölüm demek olan lösemi (kan kanseri) ve lenfomalar (lenf kanseri) kemoterapi ve kemik iliği nakli gibi olnaklarla hemen hemen tümden tedavi edilir hastalıklar grubuna girdi.

    Bireyler bilinçlendi

    Toplumların sağlık bilincinin gelişmesi de ortalama yaşam sürelerini uzattı ve hastalık sıklıklarını azalttı. Kandaki kolesterol düzeyinin düşürülmesi ile damar sertliği sıklığının azaldığının belirlenmesi sayesinde doymuş yağları azaltılmış beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması sayesinde damar sertliği ve buna bağlı sorunlar daha da azalmaya başladı. Bu bilinci en yaygın olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde koroner kalp hastalığı 1972’ye göre yüzde 51 azaldı. Toplumlardaki hijyen bilinci de bulaşıcı ve mikrobik hastalıkların daha az görülmesini sağladı.

    Gebelik kontrol olanakları bir felaket haline gelen nüfus artışını kontrol altında tutabilme, herkesin istediği zaman istediği kadar çocuk sahibi olması olanığını yarattı.

    Sağlığı bozan etkenler de giderek daha iyi tanınmaya başladı. Örneğin tütün kullanımı ile akciğer kanseri arasında ilişkinin kanıtlanması, gelişmiş ülkelerde daha az tütün kullanımı ve bunun sonucunda akciğer kanserine yakalanma riskinin azaltılmasını sağladı.

    Görüldüğü gibi, bu dönem sadece felaketler getirmedi. İnsanların sağlığı ve mutluluğu için önemli gelişmeler kaydedildi.

    2000’li yılların her türlü felaketten uzak sağlık ve mutluluk dolu günler getirmesini dilerim.

    Tıpta organ nakli devrimi

    Fransa`da, tıpta ilk kez, tek bir vericiden alınan karaciğerle üç hasta sağlığına kavuşturuldu. Paul Henri Bismuth Hastanesi`nden Dr. Henri Bismuth, 15 Eylül`de yapılan operasyonda, ölmüş bir kişiden alınan sağlıklı karaciğerin, diğer organlarını tahrip eden zehirli bir protein üreten, genetik bir bozukluğun yol açtığı metabolik rahatsızlığa sahip hastaya nakledildiğini söyledi.

    Tıpta devrim

    İ.Ü. telecerrahide Türkiye’yi 2000’li yıllara taşıyacak bir projeye imza attı. Çağımızında hızla gelişen bilgi iletişim teknolojisi sayesinde, medikal bilgiler interaktif canlı görüntülerle dünyanın bir çok ülkesine taşınabilecek. Sistem ülkemizde hizmete girdiği zaman İ.Ü. Tıp ve Cerrehpaşa Fakülteleri ile Brüksel, Starsbourg ve Toulouse Telemedıcıne merkezleriyle de zaman zaman “telekonferans” bağlantısı kurulacak ve canlı yapılan ameliyatlar izlenebilecek. İ.Ü,’ne bağlı Sürekli Tıp Eğitimi Araştırma ve Uygulama Merkezi olarak, iki yıldır yapılan çalışmalar sonucu dün başlayan 4. Ulusal Endoskopik-Laparoskopik Cerrahi Kongresi’nin 1. Ulusal Telemedıcıne Cerrahi Sempozyumu’nda ele alınarak tanıtılan sistemin, bu ay içinde hizmete girmesi bekleniyor.

    Tıpta süper buluş!

    Araştırmacılar, kalp hastalığını oluşmadan tespit etmenin formülünü buldular. Manyetik ses dalgaları ile çalışan (PC MR) teknolojisi kullanarak, kalbi besleyen atardamarlardaki kan dolaşımını belirleyen araştırmacılar, bu tekniğin geleneksel MRI tekniğinin bir benzeri olduğunu açıkladılar. Yeni teknik doktorlara kan dolaşımı sorununu tespit açısından yeni imkanlar veriyor. Tekniğin hiç kalp hastalığı belirtisi oluşmamış insanlarda, gelecekteki sorunları açıkça ortaya koymasının, hastalığın önlenebilmesini kolaylaştırabileceği kaydedildi.

    Tıpta Türk damgası

    Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü, “Protez-Malzeme-Yapay Organlar” Anabilim Dalı’nda görev yapan Dr. Buruk Armağan Konduk ile Prof. Dr. A. Hikmet Üçışık’ın yaptığı doktora tezinin bir parçası, 10. Uluslararası Biyomedikal Mühendisliği Kongresi’nde ödüle layık görüldü. Singapur’da yapılan kongrede, Dr. Konduk’un tez kapsamındaki biyomalzeme alanındaki “yapay böbrek” çalışmasına Üstün Seçkin Çalışma Ödülü verildi.

    Kanı, toksik maddelerden temizleyen diyaliz makinesi ve yapay böbrek konularında elde ettiği orijinal neticeleri başarılı bir şekilde toplayan Dr. Konduk, konusunda bilime getirdiği yenilikle birlikte, daha önce benzer kapsamda bir araştırma yapılmamış olduğu için ödüle layık görüldü. Dr. Konduk’un çalışmasının sadece tıbbi konulu bir araştırma değil, aynı zamanda biyomedikal mühendislik yönü de bulunuyor.

    Mühendislik ve tıp bir arada

    Çalışmasında konuya sadece tıp ve sadece mühendislik açısından bakmayan Dr. Konduk, tıp ile mühendisliği birleştirerek çok yönlü derinlik ve genişlik içerisinde irdeleyerek sonuçlandırdı. Dr. Buruk Armağan Konduk’un bu çalışması böbrek hastalarına, klinisyenlere, mühendislere ışık tutacak bir doktora tezi olup, çalışmasının diğer kısımları Konduk tarafından Amerika’da, Çin’de ve Avustralya’daki çeşitli konferanslarda sunuldu.

    Doktor robotlar mucize yaratıyor

    ÖZELLİKLE çok hassas ameliyatlarda robot cerrahların kullanımı giderek çoğalıyor. Çok hassas operasyonlarda cerrahın ellerinin titrediğine ve bunun sonucu ciddi, kalıcı sakatlıklar meydana geldiğine dikkat çeken uzmanlar, robotların aldıkları komuta göre hiç heyecanlanmadan ameliyat edilecek bölgeyi tam ve kesin olarak bulup gerekli müdahaleyi yaptığını belirttiler.

    Robotların doktor elinden çok daha iyi olduğunu vurgulayan Prof. Russell Taylor, cerrah robotların göz içindeki en ince kılcal damarlara girmek, kemik delmek ve beyin hücreleriyle oynamak gibi operasyonlar için mükemmel olduklarını söyledi. Prof. Taylor, ‘‘Programlıyorsunuz ve operasyona başlıyorsunuz. Hiçbir hata olmuyor. Bu, muhteşem bir durum’’ diye konuştu. Otomotiv ve diğer sanayi alanlarında çok yaygın olan robotlar, tıpta ilk olarak 80'li yılların sonunda deneme niteliğinde kullanılmaya başlanmıştı.

    Robotların, tıpta her tür operasyonda kullanılması için ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) onayı gerekiyor. FDA, şimdiye dek 2 ayrı robotun kullanımına izin verdi. ‘‘Neuromate’’ adındaki robot, nöroloji dalında kullanılırken ‘‘Robodoc’’ adlı başka bir robot ortopedi alanında kullanılıyor.

    Tıpta dev adım

    1- Kalp nakline son

    Kalbe destek amacıyla geliştirilen bir alet, kalp naklini gereksiz kılıyor.

    2- Meme kanserinde çığır

    Meme kanserinde tümörler lazerle yok ediliyor. Böylece göğsün alınması tarih oluyor.

    ABD'de sağlık alanındaki araştırmalar, tıpta yeni, umut verici gelişmeler sunuyor. Bu alandaki iki yeni buluş, tıp dünyasında dev bir adım olarak nitelendiriliyor.

    3- Kalbe takviye pompa

    Amerikan Kalp Derneği'nin (AHA) yayın organı Circulation dünkü sayısında kalple ilgili son araştırmayı duyurdu. New York'taki Columbia Presbyterian Tıp Merkezi'nde 111 hastaya Sol Karıncık Destek Aleti (LVAD) takıldı. Mutlaka operasyon gerektirecek kadar tükenmiş kalpler, yavaş, yavaş eski ritmine kavuştu ve uzmanları bile şaşırttı. Kalbin zayıflamış sol karıncığını güçlendiren mucize aletin hastaları operasyona hazırlaması amaçlanmıştı.

    4- Göğüs alınmıyor

    Arkansas Üniversitesi'nden Prof.Steven Harms'ın Chicago'daki radyoloji konferansına sunduğu meme kanseri araştırması ise, hastalığın ilk ya da orta dereceli aşamasında sonuç veriyor. Yeni buluşa göre, tümöre iğneyle ulaşılıyor ve fiber optik tel vasıtasıyla yaklaşık 10 dakika lazer veriliyor. Böylece göğsün alınmasını önleyen yeni buluş, hem hastayı kısa sürede iyileştiriyor, hem de maliyeti düşürüyor. Bu arada New York'tan radyoloji uzmanı Dr.Thomas M.Kolb ise 18 bin 5 kadın üzerindeki üç yıllık araştırmasında, meme kanserinin teşhisinde, mamografinin tek başına yetmediğini, ultrasonun da gerektiğini saptadı.

    Mucize buluş şirket kurtardı

    Kök hücre ile ilgili araştırmaları finanse eden ve 38.4 milyon dolar zarar ederek güç duruma düşen Geron firması, dün dünya basınında çıkan ‘Tıpta Devrim’ haberleriyle kurtuldu. 10 doların altındaki hisse senetleri bir ara 24.5 dolara fırladı, iki günde 41 milyon hisse el değiştirdi. Buluş, insanlardan önce Geron'un ömrünü uzattı.

    Tıp dünyasında çığır açacak, insan vücudundaki tüm doku hücrelerine kaynaklık yapan kök hücrenin ilk kez laboratuvar ortamında üretilmesi haberi, zor durumdaki Geron adlı Amerikan firmasının hisselerinin borsada katlanmasına neden oldu.

    Merkezi California Menlo Park'da bulunan bu küçük ve adı duyulmamış biyoteknoloji şirketi, önceki güne kadar kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyor ve güçlükle ayakta durabiliyordu. Geron firması, para kazanmak bir yana, son dört yıl içinde tam 38.4 milyon dolar zarar etmişti. Firma iflas etmemek için inatla direniyor, belki de umutla, birşeylerin olmasını bekliyordu. Geron'un umutla beklediği olay, Perşembe günkü, başta Wall Street Journal olmak üzere, önde gelen Amerikan gazetelerinin birinci sayfasında patlamıştı. Gazete haberlerinde, insan vücudunun yenilenmesini sağlayacak hücrenin laboratuvarda üretildiği, buluşun tıp dünyasında yeni bir çığır açacağı, artık insan ömrünün uzayacağı bildiriliyordu.

    Yüzde 150 artış

    İşte bu buluşu gerçekleştiren araştırmacı bilimadamlarına maddi destek veren, buluşun ticari ve yasal haklarını elinde bulunduran firma Geron'du. Gazete haberleriyle birlikte, bu adı sanı duyulmamış firmanın Amerikan Nastaq Borsası'ndaki hisseleri fırladı.

    Değeri 9.87 dolar olan hisse senetleri, Cuma günü % 150 oranında rekor artış göstererek, 24.50 dolara yükselmiş, hisselerin kapanış fiyatı ise 17.18 dolar olmuştu. İki gün içinde el değiştiren hisse sayısı, 41 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştı.

    İnanılmazı başardıklarını ve firma olarak büyük mutluluk duyduklarını açıklayan Geron'un başkan yardımcısı Tom Okarma, buluşu değerlendirirken, ‘bu teknik ileride, kök hücrelerin örneğin kalp kası hücresi şeklinde büyüyerek, zarar gören kalp kaslarını tamir etmesini sağlayacak. Beyin hücresi biçiminde büyüyerek Alzheimer veya Parkinson’u tedavi edecek. Omurilik yaralarını onaracak. Şeker hastalığı ve kanser tedavisinde de kullanılabilecek’ diye konuştu.

    Ancak, uzmanlar bu buluşun pratik sonuçlarını görmek için en az 10 yıl beklemek gerekeceğini, insanlara fazla ve erken umut vermemek gerektiğini bildiriyorlar.
    Şimdilik, bu sayısız derde deva hücre üretimi buluşu, firmanın da, araştırma için bankalardan aldığı krediler gibi birçok derdine deva olduğu bir gerçek.

    Tıptaki yeni Gelişmeler

    Hastalıklar, artık nefes testiyle teşhis edilecek. Geliştirilen bir aygıt, bazı hastalıkların teşhisinde kan ve idrar tahlilini ortadan kaldırıyor.

    İngiliz bilim adamları, antibiyotikle tedavi gerektiren yaygın hastalıkları nefes kokusundan tanıyabilecek bir aygıt geliştirdi. Söz konusu aygıt, soğukalgınlığı, akciğer enfeksiyonları, astım gibi hastalıkları, kan ve idrar tahlili olmaksızın tanıyabilecek. Doktorlar, şeker hastalıklarının tespitinde de kullanabilecekleri aygıtın, hastaya, doğru ilacın yerinde ve dozunda verilmesi konusunda ‘‘devrim’’ niteliğinde bir ilerleme sağlayacağına işaret ettiler. 2000 yılı sonunda İngiltere'deki bütün kliniklerde kullanılmasına başlanacak olan aletin küçültülmüş ve elde kullanılabilen türünün de en geç 2002 yılında doktorların hizmetine sunulacağı belirtildi.

    Bilim adamları, aygıtın polisin kullandığı alkol kontrolü aygıtlarınına benzediğini söylediler. Diğer pek çok hastalığın tespitinde kullanılabilecek türler üzerinde de çalışıldığını belirten İngiliz bilim adamları, aygıtın gereksiz antibiyotik kullanımının önüne de geçeceğine dikkat çektiler. Uzmanlar, aygıtın hem hastalara ilaç yüklenmesinin önüne geçeceğini, hem de antibiyotik kullanımını sınırlayarak ilaç ve para savurganlığını azaltacağını savundular. Londra'daki İmperial Kolej tarafından geliştirilen aletin seri üretimi için üniversite ile biyoteknoloji üzerinde çalışmalar yapan Kiotech adlı şirket arasında ortaklık anlaşması da imzalandı

    Onlar çok cefa çekiyor ama Nobel filan alamıyor

    Marie Curie lösemiden ölmüştü. İnsanlığın en önemli keşiflerinden birini yapmak, radyum elementini bulmak Curie'ye 1911'de Nobel Ödülü kazandırmış, ancak yaşamına da mal olmuştu. Radyum ışınlarına maruz kaldığı için zaten anemi ve katarakttan musdaripti.

    Fizikçi Robert Mayer (1814-1878) termodinamiğin ilk yasasını geliştirmiş, ancak buluşunu matematiksel olarak kanıtlayamadığı için kendini pencereden aşağı atmış, hayatta kalmıştı.

    Kuzey Kutbu'nda araştırma merkezi kurmak üzere keşif gezisine çıkan 25 bilim adamı Grönland yakınlarında mahsur kalınca birbirlerini yemeye başlamış, içlerinden sadece biri, fizikçi ve doğa bilimleri uzmanı Octave P. Pavy (1844 1884) açlıktan ölüm yolunu seçmişti.

    Bilimin ne çileli bir iş olduğunu kanıtlayacak daha yığınla örnek var. Neyse ki bugün artık gelişen teknoloji sayesinde bilim adamları mesleklerini daha güvenli bir şekilde icra ediyorlar.

    İLK SIRADA KOKU UZMANLARI VAR

    Ancak bilimi parlak unvanlardan, onur verici ödüllerden soyutladığınız takdirde bazen geriye son derece tehlikeli, iğrenç ve çekilmez bir manzara kalıyor.

    İşte Popular Science dergisi, bilimin iğrenç nesnelerle iştigal edilen alanlarını araştırmış ve en tiksinti verici olanlardan bir hit listesi oluşturmuş. Yüzlerce aday arasından ince eleyip sık dokuyarak, mide kaldırmayacak cinsten olanları belirlemişler.

    Birinci sırada koku uzmanları var. Çoğunluğu, ağız çalkalama suyu üreten şirketlerde çalışan bu uzmanlar, kozmetik firmalarının laboratuvarlarında mütemadiyen çiçek damlalarını koklayan burunların tam zıddı bir iş yapıyorlar. Ürün kalitesi test edilsin diye, aklınıza gelebilecek her türlü pis kokuya maruz bırakılıyorlar. Sarmısaklı, soğanlı nefeslerle içli dışlı yaşıyorlar.

    Bu onların rutin işi. Bir de ekstraları var. Minneapolis'ten Michael Levitt adlı bir gastroenterolog bir deney yapmaya karar veriyor ve iki koku uzmanıyla anlaşıyor. Sonra 16 denek buluyor ve bunlara kuru fasulye yediriyor. Denekler, dışarı sızma yapmayacak şekilde minik keselere yelleniyorlar. Sonra koku uzmanları önlerine en az yüz örneği alıp, bunları birer birer açarak derin bir şekilde burunlarına çekiyorlar. Her koklamadan sonra, üzümün bağını ifşa eden degüstatörler gibi kokuyu tanımlıyorlar ve evreka! Dr.Levitt, insan gazındaki ortak bileşeni keşfediyor: Hidrojen sülfit.

    Dr. Levitt'in iddiasına göre hekimler hastalıklara teşhis koyarken kesinlikle insan gazına dikkat etmiyorlar. Oysa ki, gazın bileşimi çok önemli potansiyel bir tıbbi semptom. Örneğin hidrojen sülfit memeliler için son derece zehirli bir gaz ve birçok hastalığın yanı sıra kolitin oluşumunda da rol oynuyor.

    Üreme ve yapay döllenme alanında çalışan araştırmacıların da sağlam birer mideye ihtiyacı var. Bu araştırmacılar, sperm elde etmek için boğalara ve domuzlara mastürbasyon yapıyorlar.

    ARAŞTIRMACILAR KENDİLERİNİ SOKTURUYOR

    Malaryayla mücadele eden bilim adamlarının ise hastalığı yayan sivrisineklerin huyunu suyunu iyice bellemesi gerekiyor. Sivriler içinde en azılısı ise Brezilya'da yaşayan ‘‘Anopheles darlingi’’. Bunlar Afrika'dakiler gibi ışığa gelmiyor. Araştırmacının hayvanı inceleyebilmesi için kendini sokturması gerekiyor. Sivri trafiğinin arttığı akşam saatlerinde araştırmacı çadır şeklindeki kapana oturuyor ve ziyafet başlıyor. Kıdemli araştırmacılardan Helge Zieler bir akşam üç saat içinde 500 darlingi toplamış ve bu arada tam 3 bin kez sokulmuş.

    Tıbbi mesleklerde zaten iç bulandırıcı nesnelerle uğraşılması kaçınılmaz ama, bir de son derece çekici görünen felaket meslekler var. Örneğin astronotlar ve NASA'da izolasyon odası testi yapanlar.

    Astronotların uzun uzay yolculuklarına nasıl tepki vereceğini ölçen yaşam destek birimlerinden sorumlu mühendisler, 91 gün süreyle penceresiz izolasyon odasında kalıyor, idrarlarını re-cycle edip içiyor, tam anlamıyla işkenceye maruz kalıyorlar. Üstelik fazla mesai ücreti de almıyorlar. ‘‘Astronotlar en azından yol alıyor. Biz ise yerimizde sayıyoruz’’ diye düşünüyorlar.

    Ancak, güneş sistemindeki en iyi işi yaptıkları düşünülen astronotların hayatı da kolay değil. Mesele sadece ölüm riski değil. Büyüyünce astronot olacağım, diyen çocukları düş kırıklığına uğratacak cinsten cefalı bir iş bu. Bir kere hekimler reaksiyonlarını incelesin diye vücut ısıları düşürülmüş vaziyette santrifüjün içinde oturuyor, sürekli sonda takıyorlar. Karmaşık ve stresli bir ortamda bulundukları yetmiyormuş gibi, hayvanlar üzerinde bilimsel araştırmaların yapıldığı mekik seferlerinde sürekli maymun ve fare pisliği temizliyorlar.

    Tıpta devrim

    İngiliz bilim adamları, ağır akciğer hastalıkları sebebiyle hayati öneme sahip organlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olan hastalara, kendi kemik iliklerinden yeni organ üretebileceklerini açıkladılar.
    Bilim adamları, araştırmalarının sonucunda üç değişik türde kan hücresi üretebilen kemik iliğinin, aynı zamanda akciğer hücresi de üretebileceğini gördüklerini bildirdiler. Bilim çevreleri, bu gelişmelerin organ naklinde yaşanan komplikasyonları ortadan kaldırması açısından son derece önemli olduğuna dikkat çektiler.
    Araştırma derinleştirilip, kişilerin kendi kemik iliği hücrelerinden akciğer üretilmesi mümkün olduğu takdirde, bu pek çok akciğer nakli operasyonunda yaşanan ‘’vücudun yabancı organı reddetme’’ riskini tümüyle ortadan kaldıracak.

    Tıpta devrim: Hücre üretildi

    Bilim adamları, vücudun yapıtaşı olarak kabul edilen ana hücrelerden, beyin için gerekli olan önemli hücreleri elde ettiklerini açıkladı. Sinir Hastalıkları Ulusal Enstitüsü araştırmacılarından Dr. Ron McKay, farelerin ana hücrelerini, sinir hücreleri haline dönüştürmek için yeni bir yöntem bulduklarını, bu yöntem ile istenildiği kadar ana sinir hücrelerinin elde edilebileceğini ve elde edilecek sinir hücreleriyle vücuda gerekli olan bileşimlerin üretilebileceğini söyledi. Araştırmacılar, yeni yöntemle bir gün insan ana hücrelerini kontrol edebileceklerine inandıklarını ve bu şekilde Parkinson hastalığının tedavi edilebileceğini ileri sürdü.

    Kalp ameliyatından 32 saat sonra yürüdü

    ABD'de göğsü açmadan yapılan ilk kalp ameliyatını gerçekleştiren dünyaca ünlü cerrah Dr. Mehmet Öz, 33 yaşındaki kadın hastasını McSwiney'i basına tanıttı. Dr. Öz, hastanın kalbindeki deliği robot kullanarak kapattı.

    New York Presbyterian Hastanesi'nin Kardiyovaskular Enstitüsü Direktörü olan Dr. Mehmet Öz, iki çocuk annesi McSwiney'in kalbindeki deliğin robot kullanılarak kapatıldığını söyledi. Göğüs ameliyatlarında başarılarından ötürü Amerika'da ‘‘Altın Parmaklı Adam’’ diye nitelenen Dr. Mehmet Öz, ‘‘Tıpta yeni bir sayfa açtık. Göğüs kafesi açılmadan kalp ameliyatının gerçekleşeceğini şimdiye kadar hiç kimse düşünmemişti. Artık cerrahın ellerinin çalışabileceği büyüklükte göğsü açmaya gerek yok’’ dedi. Dr. Öz, şunları söyledi:

    VİNCİ ADLI ROBOT

    ‘‘Hastayı masaya yatırdıktan sonra göğüs kaburgaları arasında bir santim çapında üç delik açtık. Sonra ameliyat masası yanında bulunan ‘Vinci' adlı 1.5 milyon dolarlık robot aracılığıyla deliğe endoskopi aleti sokuldu. Birkaç metre mesafedeki kontrol panelinde robotun kurşunkalem kalınlığındaki parmaklarını diğer iki delikten sokarak ameliyata başladım ve kalp deliğini dikişlerle kapattım. Endoskopi aletindeki minik kamera, kalbin 360 derecelik görüntüsünü renkli, üçboyutlu ve büyütülmüş olarak paneldeki ekrana getirdi. Robot ellerin hem titremesi yok, hem de kalbin her yanına ulaşıyorlar. Böylece hata oranı en aza iniyor. Robotla yapılan ameliyatlar göğüs açılarak yapılanlardan bir kaç gün önce hastanın iyileşmesini sağlıyor.’’

    ROBOTLA BY-PASS

    Göğüs cerrahisinde ‘‘ilk’’lere imza atmasıyla tanınan Dr. Öz ‘‘Bu önemli gelişmeden sonraki hedefiniz nedir?’’ sorusunu ‘‘Sonbaharda göğsü açmadan yine robotlarla by-pass ameliyatı yapacağım. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi bu konuda izin verdi’’ şeklinde yanıtladı.

    Kalp deliği kapatıldıktan 32 saat sonra yanında kocası ve iki kız çocuğuyla basın toplantısına yürüyerek gelen Susan McSwiney, kalbindeki deliğin doğuştan olduğunu söyledi. Susan McSwiney, ‘‘Kendimi çok iyi hissediyorum. Dr. Öz'e teşekkür ederim. Robotla ilk ameliyatın bana yapılmasından ötürü de ayrıca mutluyum’’ diye konuştu.
    Kansere neştersiz tedavi

    19. yüzyılda tüberküloz hastalığı neyse, 20. yüzyılda da kanser o hale geldi. Herkes er geç kesin bir tedavisinin bulunacağına inanıyor. Ama bunun yakın gelecekte olacağını söylemek kolay değil. Şu aşamada kesin olarak bilinen şey kanserin tek bir tedavisinin olmayacağı gerçeği. Beyin kanserinden göğüs kanserine ve prostata kadar her kanserin ayrı bir karakteri olduğu için farklı tedavi yöntemleri geliştirmek gerekecek. Sorun ise şu: kansere “derman”ın yakın zamanda bulunması beklenmiyor. Hatta önümüzdek on yıl bile kanser tedavisi için kesin sonuçların alınmasına muhtemelen şahit olmayacak. Haberin buraya kadar ki kısmı pek iç açıcı değil, ama gelelim güzel haberlere; önümüzdeki on yıl içerisinde doktorlar pek çok kanseri başlama aşamasında teşhis edebilecek yöntemlere haiz bulunacaklar.

    Böylece sadece pek az kanserli hücre varken hastalık kronik bir hale gelmeden yok edilme aşamasına gelebilecek. Bunun haricinde kanserin verem gibi ilaçlarla “tedavi edilebilir” bir hastalık hale gelmesini görmek için en az 25 yılın geçeceğini söylemeliyiz. Fakat işte kanser hastalarının çilesini büyük ölçüde azaltacak bir yeniliğe doktorlar imza atmayı başardı. Bundan sonra kanser hastaları yıpratıcı ameliyatlarda neşter altına girmek zorunda kalmayacaklar. Çünkü ABD’de geliştirilen bir yöntemle artık kanser ameliyatları “Siber bıçak” adı verilen bir yöntemle dışarıdan yapılacak uygulamalarla gerçekleştirilebilecek.

    İşte on yılın tıp devrimleri

    2001
    Organ nakillerini kolaylaştırmak amacıyla bağışıklık sistemi devredışı bırakılabilir hale getirilecek.

    2002
    AIDS tedavisinde HIV’e karşı aşı bulunacak.

    2003
    Bilgisayar kontrollü bacak protezi kullanıma girecek. Konserve kan yerine yapay akyuvarlar kullanılacak. Yaraların iyileşmesi yapay olarak hızlandırılacak.

    2004
    Yapay kalp nakledilecek organlar uzun süre saklanabilecek. Dünya çapında organ ağı kurulacak. Sıtma kontrol altına alınacak.

    2005
    Yapay akciğer bulunacak. Sıtma ve diğer enfeksiyon hastalıkları tarihe karışacak.
    2007
    Alerjilerin tedavisi mümkün olacak. Şeker hastalarına gen tedavisi uygulanacak. Yapay pankreas kullanıma girecek.

    2008
    Kopmuş sinirler birbirine bağlanabilecek. Bağırsak içini araştırmak için uzaktan kumandalı kapsül sondalar kullanılacak. Kalp kaslarının dokusu yenilenebilecek. Yapay karaciğer kullanıma girecek. Kanserin yayılmasını önleyecek ilaç bulunacak.

    2010
    Allzheimer hastalığı tedavi edilebilecek. Doğuştan gelen genetik bozukluklar gen terapisi ile giderilebilecek.

    2011
    Beden dokularında çeşitli organlar üretilecek.

    “Siber bıçak”

    ABD’de bilim adamları, uzun bir iyileşme dönemi gerektiren acılı kanser ameliyatları yerine, kanserli tümörü dışarıdan güçlü radyasyon uygulayarak yok eden ‘’Siber bıçak’’ adlı yeni bir teknoloji geliştirdiler. ‘’Siber bıçak’’ teknolojisini geliştiren Stanford Üniversitesi’nin cerrahlarından Dr. John Adler, ABC televizyonuna açıklamasında, ‘’bu yeni buluş, ameliyatlarla ilgili her şeyi değiştirecek’’ dedi. Adler, ‘’bütün işlem uzaktan kumandayla otomatik olarak yapılıyor. Doktor, bu işlem sırasında elbette kritik bir unsur olarak kalıyor, ancak ameliyat denilen şey ortadan kalkmış oluyor’’ diye konuştu. Bu yeni teknolojinin, Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un, Cruise füzelerini yok etmekte kullandığı teknolojiyle benzerlik taşıdığı da ABC’de yayınlanan haberde belirtildi.
    Yeni buluşa göre, dijital X-ray kanserli tümörü hedef alıyor ve güçlü radyasyon uygulanıyor. Çıkış yeri Stanford Medical Center olan bu yeni buluş, Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic, Dallas’taki Texas Üniversitesi Southwest Medical Center, Pittsburgh Shadyside Hastanesi ve California’daki Newport Diagnostic Center’da uygulanıyor.
    ‘’Siber bıçak’ın’’ özellikle boyun ve baş bölgesindeki tümörlerde, ameliyatın taşıdığı risklerden kaçınmak için kullanıldığı, ancak vücudun herhangi bir yerindeki tümörü yok etmek üzere geliştirildiği belirtiliyor.

    Tıp nereye koşuyor?

    Ortalama insan ömrü her geçen yıl uzuyor. Bunun nedeni yaşam standartlarındaki gelişme kadar tıpta sağlanan ilerlemeler. İnsanın gen haritasının belirlenmesiyle bilimadamları hastalıkları daha ortaya çıkmadan tespit etmeye başladı. Oysa bundan yaklaşık 30 yıl önce bulunan kızamık aşısı büyük bir devrim yaratmıştı. İşte geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren tıbbın kilometre taşları.

    1922 İnsülin ilk defa hayat kurtardı

    İlk insülin iğnesi 14 yaşındaki Leonard Thompson'a yapıldı. Kanada'daki Toronto General Hastanesi'nde yatan çocuk, diabet hastalığı yüzünden ölmek üzereydi. Enjeksiyon ile kandaki şeker miktarı normale düştü. Bu sayede milyonlarca diabetli üzerindeki ölüm korkusu kalktı ve onların da normal bir yaşam sürdürebileceği anlaşıldı.

    1928 Smear testinde ilk adım

    Yunan bilimadamı George Papanicolou, rahim boynundaki kanserli hücreleri tespit edebildiğini fark etti. Bu bugün modern anlamda kullanılan pap smear testinin başlangıcı oldu.

    1935 Kan nakli ölümleri azaltıyor

    Kan nakli tekniğinde sağlanan gelişmeler, çeşitli yaralanmalar sonucu meydana gelen kan kayıplarıyla hastaneye başvuran hastaların hayatlarını kurtardı.

    1944 Antibiyotikler yayıldı

    Doktorlar ilk kez verem gibi mikrobik olan ve bütün bir aileyi etkisi altına alan hastalıkları tedavi etmeyi başardılar. Penisilin, Alexander Fleming tarafından 1928'de keşfedilmesine rağmen İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar kullanılmamıştı. Antibiyotiklerin üretilip, geniş kitleler tarafından tüketilmeye başlaması da aynı tarihlere rastlıyor.

    1952 İlk açık kalp ameliyatı

    Amerikalı cerrah Dr. Walton Lilihei ilk başarılı ameliyatı gerçekleştirdi. Ameliyat sırasında hastanın bedeni soğutuluyor ve kalpteki kan boşaltılıyordu. 1953'te Dr. John Gibbon ilk kalp-akciğer makinesini geliştirdi. Bu makine sayesinde cerrah kalp üzerinde çalışırken tüm vücuda kan pompalanabiliyordu.

    1953 DNA’nın sırrı çözüldü

    İngiliz bilimadamı James Watson ve Francis Crick DNA'nın yapısını keşfetti. Keşifleri tıbbi araştırmaların yönünü değiştirdi. Artık hastalıklar genlere yapılan müdahaleler ile tedavi edilebiliyor.

    1955 Kemoterapi ilaçları geliştirildi

    Bilimadamlarının kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları üzerinde çalışmaya başlaması İkinci Dünya Savaşı sonrasına rastlıyor. 1950'lerin ortasına gelindiğinde kansere karşı kullanılan üç ilaç vardı. Bu ilaçlar hala bazı kanser vakalarında kullanılan tedavi yöntemlerinin temelini oluşturuyor.

    1956 Çocuk felci aşısı çıktı

    Bu yeni aşı binlerce çocuğu felcin sakat bırakan etkilerinden korudu. Bugün tıp bu hastalığı artık ortadan tamamen kaldırmaya çalışıyor.

    1961 Doğum kontrol hapları

    Cinsel devrim kadınların doğurganlıklarını kontrol edebilmeleriyle başladı. Önceleri sadece evli olanlara tanınan bir hak olsa bile.

    1962 Sigara ve kanser bağlantısı

    Sigaranın ilk kez akciğer kanseri ve bronşitle olan bağlantısı ortaya çıkarıldı. O günden bu yana sigaranın başka tür kanserlere de neden olduğu tespit edildi. Bilimadamları artık pasif içicilerin karşı karşıya bulunduğu riskleri anlatmaya çalışıyor.

    1962 İlk modern kalça protezi

    Modern anlamda kalça protezi cerrah John Charnley tarafından gelişitirildi.

    1967 İlk kalp nakli

    Güney Afrikalı cerrah Christian Barnard trafik kazasında ölen bir gencin kalbini 59 yaşındaki Louis Washkansky'e taktı. Washkansky operasyondan 18 gün sonra zatürreden hayatını kaybetti. Ancak 1974 yılında, ameliyat sonrası enfeksiyonlara karşı geliştirilen bir ilaç sayesinde kalp nakillerinde başarı oranı arttı.

    1968 Kızamık aşısı bulundu

    Aşının bulunmasından önce kızamık tüm dünyada öldürücü bir hastalıktı. Hala da öyle ancak rakamlar düşüş gösteriyor. Bugün dünya genelinde kızamıktan hayatını kaybeden çocuk sayısı yılda 2 milyon.

    1972 Astım hastaları için sprey

    Sprey bulunmadan önce astım hastaları yan etkileri bulunan steroid haplarını kullanıyordu. Spreyler sayesinde hastalar daha düşük dozda ilaç almaya başladı. İlaç doğrudan ciğerlere ulaşıyor ve daha az yan etkiye neden oluyordu.

    1978 İlk tüp bebek

    Louise Brown'ın doğumu çocuk sahibi olamayan çiftlere umut verdi.

    1979 Çiçek hastalığı yok edildi

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1960'lı yıllarda başlatılan kampanya sayesinde çiçek hastalığı virüsü gezegenden silindi.

    1981 İlk AIDS vakaları ortaya çıktı

    Kaliforniyalı doktorlar hastanın bağışıklık sistemini çökerten yeni bir hastalık ile karşılaşmaya başladılar. 1983 yılında HIV virüsü AIDS'in nedeni olarak açıklandı. O günden bu yana tüm dünyada yaklaşık 19 milyon kişi bu hastalıktan öldü. 45 milyon kişi ise kanında virüs taşıyor. 1987 yılında geliştirilen AZT hastalığın gelişimini erteliyor.

    1993 Göğüs kanseri geni bulundu

    Bilimadamlarından oluşan uluslararası bir grup göğüs kanserine yol açan geni buldu. Bir yıl sonra ortaya ikinci bir gen çıktı. BRCA1 ve BRCA2 genlerine sahip olanların daha sık kontrolden geçmesi gerekiyor.

    1997 Dolly klonlandı

    Edinburgh Roslin Enstitüsü ilk memeliyi klonladığını duyurduğunda, koyun Dolly tüm gazete ve dergilerin kapaklarını süslüyordu. Medya hemen insan klonlanması hakkında senaryolar üretmeye başladı.

    2000 İnsanın gen haritası çıkarıldı

    Bu buluş tedavisi mümkün olmayan pek çok hastalık için yeni çalışmaların başlamasını sağladı. Gelecekte hatalı genlerin sağlıklı olanlarla değiştirilmesi ve hastalıkların önlenmesi mümkün olacak.
    Biyolitik insan doğuyor

    FRANSIZ araştırmacı ve yazar Herve Kempf ‘‘Biyolitik Devrim : Yapay İnsanlar ve Canlı Makineler’’ adlı kitabında, okuyucuyu ‘‘biyolitik insan’’ üretilen laboratuvarlara götürüyor. Herve Kempf, ‘‘İskoçya'da klonlanan koyun Dolly, bir çocuk oyuncağı. Araştırmacılar neredeyse yapay insan üretmeye hazırlanıyor’’ diyor. Herve Kempf, 20'nci yüzyılda tıp dünyasının yaşadığı hızlı gelişmeyi neden ‘‘biyolitik devrim’’ diye adlandırdığını şöyle anlatıyor :

    ‘Yaklaşık 200 yıldır, neolitik devrime benzer bir gelişme yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi neolitik devrim, insanlığı günümüzden 12 bin yıl önce, avcılık ve toplayacılığa dayalı bir toplum yapısından tarım ekonomisine geçiren büyük devrimin adı. Tıbbın insan vücudunda yaptığı değişiklikleri, makine ve yapay organların kullanımını, biyoloji ve elektroniğin tıpta kullanımını dikkate alırsak, insan toplumunun yeni bir devrim yaşadığını söylemek yanlış olmaz...’’

    Neolitik dönemde, insan, doğayı evcilleştirmeye çalıştı. Kendisinin dışındaki doğa güçlerinin esiri olan, yaşamak için tamamen doğaya mahkum olan insanoğlu, zaman içinde doğanın sırlarını keşfetti. Herve Kempf, ‘‘Yüzyıllar süren mücadele sonucu insan, doğanın efendisi oldu. Şimdi ise doğayı ‘içeriden' ele geçirmeye hazırlanıyor’’ diye yazıyor. ‘‘Canlıyı içeriden kuşatma’’ projesini de şöyle açıklıyor:

    Canlının iç mekanizmasına müdahale.

    Canlıların kimi özelliklerini cansız maddelere verme (takma ve yapay organlar).

    Elektronik ve bilgisayar teknolojisini kullanarak canlıyla cansızı ‘‘melezleme’’ çalışmaları.

    İNANILMAZ GELİŞME

    Kempf, tıptaki bu gelişmeye örnek olarak kalbi veriyor. İlk organ nakli denemesinin yüzyılın başında, 1902 yılında yapıldığını hatırlatan araştırmacı, 1964 yılında ilk kez domuzdan alınan kalp kapakçığının insana başarıyla takıldığını, bu ameliyatın artık ‘‘sıradan’’ hale geldiğini söylüyor. ‘‘Pacemaker’’ denilen kalp pilindeki gelişme ise daha da hızlı oldu. Pil, ilk kez 1958 yılında İsveçli Arne Larson’un kalbine takılmıştı. Bugün yılda 400 bin pil takılıyor.

    CYBORG İNSAN

    Araştırmacı Herve Kempf, giderek hızlanan bu gelişmenin dünyayı nereye ***ürdüğünü de bir bilimkurgu ustası gibi, şöyle tarif ediyor :

    ‘‘Otobüste tüp bebek olarak dünyaya gelmiş bir insanla veya başkasının böbreğini taşıyan birisiyle yanyana oturmayı, yahut kalçasında titan çivi olan bir ihtiyara yer vermeyi artık kanıksadık herhalde. Eh, kalp kapakçığını domuzdan almış, Parkinson hastalığının sebep olduğu titremeleri kesmek için beynine bir mikroçip takılmış insanlarla yaşamaya da alışacağız. Ama gelişme bununla da bitmiyor. Mesela Japonya'da Yoşimori Kuwabara'nın üzerinde çalıştığı yapay dölyatağına ne demeli? Plastik bir dölyatağında, suni döllemeyle hayat verilmiş ‘cyborg' insanlar da sırada. Galiba ‘canlı nedir?' sorusuna yeni bir cevap aramamız gerekecek...’’

    21. yüzyıl insanının yedek parçaları

    ‘‘Biyo’’ parçalar

    GÖZ

    İlk kornea tabakası nakli 1961'de yapıldı.

    KALP

    1964 yılında başka bir canlıdan insana kapakçık nakli yapıldı.1967'de insandan insana kapakçık nakli gerçekleştirildi.

    KARACİĞER

    İnsandan insana ilk nakil, 1967'de gerçekleşti. Başka bir canlıdan insana nakil, 2000-2010 yılları arasında yapılacak.

    BÖBREK

    1950 yılında insandan insana ilk nakil yapıldı.

    2000-2010 arasında başka bir canlıdan insana ilk nakil nakil gerçekleşecek.

    SPİNKTER

    Uzmanlar, 1976'da elektro-simülasyonla idrar yaptırmayı başardılar.

    KEMİK

    2005 yılında kültür kemiği üretilecek.

    KIKIRDAK

    Tüm vücutta kullanılabilecek kültür kıkırdağı, en geç 2005'te üretilecek.

    DERİ

    Kültür üstderisi 1988'de denendi. Silikon üzerine kültür alterisi 1995'te gerçekleştirildi.

    DİZ KIKIRDAĞI

    1996'da ilk diz kıkırdağı, bir hastanın dizine nakledildi.

    ‘‘Tekno’’ parÇalar

    BEYİN

    1986'da Parkinson hastalığına karşı talamus simülatörü denendi.

    GÖZ

    En geç 2020 yılında elektronik retina üretilecek.

    KULAK

    1988'de içkulağa elektrot yerleştirildi.

    KALP

    İlk kalp pili 1958'de takıldı.

    Yapay kalp 2004 yılında insana takılacak.

    KARACİĞER

    1996'da biyolojik yapay karaciğer denendi.

    EL

    1986'da elektro-simülasyonla yönetilen takma el yapıldı.

    KEMİK

    1963'te ilk kalça protezi takıldı.

    BACAK

    Elektro-simülasyonla çalışan takma bacak 2003'te gerçek olacak.


  2. #2
    çok güzell saolun:))))) hehehe