İnsanlığa Hizmet Etmiş Kişilerin Çocukluğu

 İnsanlığa Hizmet Etmiş Kişilerin Çocukluğu


  Okunma: 89100 - Yorum: 27
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Thomas Alva Edison

    Thomas Alva Edison, Milan, Ohio'da doğdu. Yedi kardeşin 7. olmaktadır. Babası Samuel "The Iron Shovel" Edison, Jr.(1804–1896)(Kanada), anneside Nancy Matthews Elliott (1810–1871)dur. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir.Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti ve ilköğrenimine burada başladı. Fakat başladıktan yaklaşık 4 ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.Bu arada evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurdu. Özellikle kimya deneylerine ve Volta kaplarından elektrik akımı elde etmeye yönelik araştırmalara ilgi duydu; bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi.

    O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satıyor, bir yandan da trenin yük vagonunu yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık bir gazete basıyordu. Ama bir gün içinde kimyasal madde bulunan şeylerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı.Daha sonra telgrafçılık öğrenmeye karar veren Edison 1863-1868 arasında ABD ve Kanada da birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868 de bir atölye kurdu ama yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olarak Boston dan New York ‘a gitti.


    179 - İnsanlığa Hizmet Etmiş Kişilerin Çocukluğu
    Thomas Edison çocukluk dönemi



    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    Albert Einstein

    Alman asilli ABD'li fizikci. Dindar olmayan Yahudi bir ailenin cocugu olarak olarak 1879 yilinda dogdu. 1902'de Isvicre vatandasi oldu. E=mc² formulunu buldu. 1921'de Nobel Fizik odulunu aldi. Hitlerin iktidara gecmesiyle bir daha ulkesine donemedi. Atom bombasini buldu fakat hic bir ulkeye uygulanmasini istemedi. 1946'da Atom Bilginleri Uyaniklik komitesi baskani oldu ve olumune kadar Nukleer Silahlara karsi cikti. 1955' de vefat etti.

    Not: Albert Einstein'in okul yillarinda basarili bir ogrenci olmadigi bir soylentidir. O aslinda cok basarili bir ogrenciydi. Sadece ogretmenleriyle iyi gecinemiyordu.


    Thomas Edison

    Edison cok fakir bir ailenin cocuguydu. Okulunda basarisi yoktu. Bu okuldan atilmasina neden oldu. Sonra icini bir hirs burudu. Copluklerden buldugu dergilerden ve gazetelerle kendini gelistirdi. Ve sonunda en onemli bulusu olan Ampulu buldu. EDISON'un 100'un uzerinde onemli buluslari vardir... (Dogum tarihi:1841, olum tarihi: 1931)


    Leonardo Da Vinci

    Italyan fizikci-astronom ve yazarç Modern mekanigin kurucularindan fizik kanunlari aciklamak icin matematigin kullanilmasinda buyuk rol oynamistir. Bircok deneyin sonucunda cisimlerin boslukta dusmesi yasasini kesfetmis, atalet ilkesini ilk kez formule etmis. Hizlarin olusumu ilkesini sezinlemis ve sarkacin sallanimindaki es zamanligi saptamistir. Astronomide durbunu kullanarak evrenin gozlenmesinde bir devrim yaratmistir.
    Ay'ın engelbelerini, Jupiter gezegeninin baslica uydularini , Venusun safhalarini ve Samanyolunda yildizlarin varligini kesfetmistir.


    Louis Pasteur

    Fransiz kimyaci ve biyolog. Mikroplarin kendiliginden uremesi diye bir seyin soz konusu olmadigini gosterdi. Saraplari, biralari inceledi. Bira icin pasteurize yontemini buldu. Bulasici hastaliklar uzerinde calisti. Sarbon hastalaginin mikrobik oldugunu kanitladi. Sarbon ve kuduz asısını buldu.(1885)

    Galileo Galilei

    Italyan fizikci-astronom ve yazarç Modern mekanigin kurucularindan fizik kanunlari aciklamak icin matematigin kullanilmasinda buyuk rol oynamistir. Bircok deneyin sonucunda cisimlerin boslukta dusmesi yasasini kesfetmis, atalet ilkesini ilk kez formule etmis. Hizlarin olusumu ilkesini sezinlemis ve sarkacin sallanimindaki es zamanligi saptamistir. Astronomide dubunu kullanarak evrenin gozlenmesinde bir devrim yaratmistir. Ay'ın engelbelerini, Jupiter gezegeninin baslica uydularini , Venusun safhalarini ve Samanyolunda yildizlarin varligini kesfetmistir.

    Pierre Curie

    ( Fransiz fizikci 1859-1906) Sarbonne Universitesini bitirdikden sonra bilimsel arastirmalara basladi. 1880'de piezoelektrik olayini 1893'te miknatisin sicakliga bagliligini aciklayan "Curie yasasi" ni buldu. Bu yasaya gote butun ferromanyetik cisimlerin manyetik ozelliklerini "Curie sicakligi" adi verilen bir sicakligin uzerinde degisir. Esi Marie Curie ile birlikte yaptigi arastirmalar sonucu 1898'de uranyumun bozunma urunlerinden olan iki yeni elementi "polenyum" ve "radyum"u elde etmeyi basardilar. 1900 de radyumdan yayilan isinlarin havayi iyonlastirdigini gorerek bu isinlarin elektrik yuklu oldugunu ortaya koydular. 1903'de Becquerel ile birlikte Marie ve Pierre Curie Nobel odulunu aldilar.

    Marie Curie

    1867 - 1934 Polonya asilli Fransiz fizikci) 1895'de Pierre Curie ile evlendi. Toruyumun radyoaktif ozelligini buldu

    Isaac Newton

    (İngiliz fizikci, matematikci ve astronom 1642 - 1727)
    1669'da beyaz isigin bilesimi uzerinde bir teori ortaya atti. Newton isigin kucuk cisimlerden meydana geldigini saniyordu. Etki ile tepkinin ayni (esit) oldugunu ileri surdu. Evrensel cekim yasasini kesfetti. Teleskobu icat etti.


    Alfred Nobel

    (İsvecli kimyaci 1833 - 1896) Stockholm yakinlarindaki kucuk laborotuarinda hitrogliserin uretmeyi basardi. Labarotuarinda bir patlamadan kardesini kaybetti. Sonra Vinterviken'de ve Hamburg yakinlarinda laboratuarlar kurdu. Dinamit barutunu buldu. Daha sonra dinamit lokumunu buldu. Olumunden beri edebiyat, baris ve bilim dallarinda Nobel odulu denilen odulleri dagitilmaya baslandi.


    Newton: Yerçekimini keşfetti; ama bunu keşfettikten tam 11 yıl sonra açıkladı, çünkü o kadar alıngan ve utangaç birisiydi ki, herkesin onu bombardumana tutacağını biliyordu ve bununla karşılaşmaktan korkuyordu, ama arkadaşı sağolsun, yerçekimi açıklaması gerektiğine ikna etmiş onu. e bizde bu sayede çağ atlamış olduk


    Edwin Hubble ; Andromeda galaksisini keşfetti, fakat asıl keşfi bundan sonra geldi; daha başka birçok galaksi keşfetmişti, evrenin samanyolundan ibaret olmadığını belkide sonsuz olabileceğini ortaya çıkardı, fakat daha da önemli keşfi bundan sonra geldi : tayf ölçerlerini bu galaksilere doğru tuttuğunda tüm galasilerin tayfının kırmızıya kaydığını keşfetti; tayfın kırmızıya kayması nesnelerin uzaklaştığı anlamına geliyor, üstelik bu galaksiler sadece bizden değil hepsi birbirinden uzaklaşıyordu, yani evren genişliyordu ...

    Mimar Sinan ( Koca Sinan )

    Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı.

    Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar Halep’de Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.

    Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, O’nun sanatının gelişmesini gösteren basamaklar gibidir. Bunların ilki, Şehzadebaşı Camii ve Külliyesidir. Külliyede ayrıca imaret, tabhane (mutfak), kervansaray ve bir sokak ile ayrılmış medrese bulunmaktadır.

    Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Yirmiyedi metre çapındaki büyük kubbe, zeminden itibaren tedricen yükselen binanın üzerine gayet nisbetli ve ahenkli bir şekilde oturtulmuştur. Sükûnet ve asaleti ifade eden bu sade ve ahenkli görünüşü ile Süleymaniye Camii, olgunlaşmış bir mimariyi temsil etmektedir.Sekiz ayrı binadan meydana gelen Süleymaniye Camii ve Külliyesi, Fatih’ten sonra şehrin ikinci üniversitesi olmuştur.

    Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı Edirne Selimiye Camii’dir. Selimiye’nin kubbesi, Ayasofya kubbesinden daha yüksek ve derindir. 31,50 metre çapındaki kubbe, sekizgen şeklindeki gövde üzerine oturmuştur. Üç şerefeli ince minarelerine üç kişi aynı anda birbirini görmeden çıkabilmektedir.Sinan bu camiin ustalık eseri olduğunu ve bütün sanatını Selimiye’de gösterdiğini belirtmektedir.

    Osmanlı, kubbeyi bir Doğu mirası olarak almış, Akdeniz'de yıkamıştır. Türk tarihçileri Ayasofya'yı bir Bizans yapısı sayar, Süleymaniye'nin ona öykünmediğini göstermeye çalışırlar.

    Sinan yalın kubbenin geometrik biçimini içerde ve dışarda en etkili kılacak düzenleri arar ve bulur. Temel strüktürel fikrin güçlü ve katıksız mimari ifadesini yaratmak, onun yaşamının temel mimari sorunu olmuştur. Bu çabanın sonucu, bütün yapıları için ortak bazı tasarım özelliklerinden söz edilebilir: Bunların başında kemer ve kubbe gibi eğri biçimlerin, insanları belki de (ilksel) simgeselliklere uzanan geometrileriyle etkileyen varlıkları gelir. Büyük kubbeli yapılarında, ana kubbenin diğer mimari öğeler ve insan ölçüleriyle karşıtlaşan ,boyutsal ve görsel egemenliği, insan-kubbe ikileminin yarattığı gerilimle bu yapılara heyecan verici bir içerik kazandırır.

    Kubbe yapısının, tümülüsten ve ilkel konuttan başlayıp stu-pada, büyük mezar yapılarında ve anıtsal yapılarda devam eden ve giderek kubbeyi mekânın tek örtüsü haline getiren gelişimi, Sinan'ın elinde sonuçlanır. Morfolojik açıdan Sinan yapıları, son bir çözümlemede üç geleneksel yapı düzeni ve imgesini birleştiren sentezlerdir: Tromplu Sasanî ya da İslâm kubbesi, geç Roma mimarisinde ortaya çıkan çevre koridorlu kubbeli mekân ve bütün İslâm tarihi boyunca değişmeyen dikdörtgen bir alan olarak plânlanan cami. Cami mekânının değişmez parametresi olan dikdörtgen plân, Sinan'ın yapı tasarımına örtüden başlamasına olanak veriyor. Çünkü her tür örtü şemasını bir dikdörtgen ya da kare çevre içine yerleştirme olanağı vardır. O dönemin kubbeli yapı simgeselliğinde, kubbeyle "Gök"ün ve sultanın varlığını görmek olasıdır.

    Sinan'ın üslubu, kuşkusuz sadece kubbeye bağlı olarak tanımlanamaz. Tasarımda bir mimari öğeler hiyerarşisi kurulmuştur. Bu hiyerarşinin kurgusu içinde büyük kubbe, kubbeler, kemerler, revaklar, pencereler üslubun niteliğini büyük plânda saptayan diğer öğelerdir. Kaldi ki, o dönemin ikincil üslup öğelerini, mukarnas bezemelerini, sütun başlıklarını, kemer klişelerini, silmeleri, korkulukları, çini kaplamaları, boyalı bezemeyi, ahşap işçiliğini eklemeden tümel tasarım tamamlanmıyor. Üslubun kimliği bu öğelerin varlıksal bütünleşmesiyle oluşmaktadır. Fakat Sinan'ı yücelten sanat söyleminin ana teması, ondan önce ve sonra da var olan Osmanlı yapı geleneğinin ikincil yapı ve bezeme öğeleri değil, büyük mekânsal kompozisyonlardır

    Mimar Sinan, gördüğü bütün eserleri büyük bir dikkatle incelemiş, fakat hiçbirini aynen taklid etmeyip, sanatını devamlı geliştirmiş ve yenilemiştir. Eserlerindeki sütunlar, duvarlar ve diğer kısımlar taşıdıkları yüke mukavemet edebilecek miktardan daha kalın değildir. Kullandığı bütün mimari unsurlarda bu hesap dikkati çeker.

    Mimar Sinan aynı zamanda bir şehircilik uzmanıdır. Yapacağı eserin, önce çevresini tanzim ederdi. Yer seçiminde de büyük başarı göstermiş ve eserlerini, çevresine en uygun tarzda yerleştirmiştir.

    Bilinen eserleri: 84 camii, 53 mescid, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen, 48 hamam olmak üzere 364 adettir.

    Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını söylemekteler.Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır.Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş.Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.

    Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur.Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

    İşte Sinan’ın eserlerini inceleyen ve birçoğunu da restore eden Mimar Abdülkadir Akpınar’ın söyledikleri:

    “Karşılaştığım bir özellikten dolayı gözlerime inanamadım. Sinan’ın eserlerinde en ufak bir çıktı ve desen dahi tesadüf değil. Renklere bile bir fonksiyon yüklenmiş. Çünkü yapıyı herşeyi ile bir bütün olarak ele almış. Bütün ölçülerini ebced hesabına göre yapmış ve bir ana temayı temel almış. Ölçülerini asal sayıya göre yapmış ve onun katlarını baz almış. İlmini din ile bütünleştirip mükemmel eserler ortaya koymuş. Örneğin SinanKur’an-ı Kerim’de geçen “Biz dağları yeryüzüne çivi gibi gömdük...” ayetinden etkilenerek yapılarının yer altındaki kısmını ona göre inşa etmiş. Yapıları hislerine göre değil, matematiksel olarak oluşturmuş. Bugünün teknolojisi bile Sinan’ın yapmış olduğu bazı uygulamaları çözemiyor. Küresel ve piramidal uygulamalarının bir başka benzeri daha yok. Ama bunların hepsi estetik sağladığı gibi yapının sağlamlığını da pekiştirmiştir.
    Kaynak: davetci.com, historicalsense.com

    Ayrıca Selimiye Camii'ni inceleyen ve açıklayan bir kitapda okumuştum. Mimar Sinan bu camii yi yaparken 9 kat integral kullanıp, kendi kurduğu o karmaşık denklemleri çömek için dört işlem(toplama,çıkarma,çarpma,bölme) harici beşinci bir işlem tarzını geliştirmiştir. Tam olarak mühendislikte çığır açan bir insan olmayabilir fakat yinede dünya mühendis ve mimarları arasında hatrı sayılır bir yeri vardır kendisinin.

    Giordano Bruno (1548 - 17 Şubat, 1600).

    İtalyan filozof. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona 'Doğacı coşkunluğun düşünürü'de denilebilir.

    Soylu bir ailenin çocuğu olarak 1548 yılında İtalya'nın Nola kasabasında dünyaya geldi. Onaltı yaşındayken Dominiken adını taşıyan bir tarikatta yer aldı. Kopernilus sistemiyle tanışınca, Bruno tarikat mensubu bir kişi olmaktan sıyrıldı ve buna bağlı olarak Hıristiyan inancıyla arasındaki bütün bağları koparttı. Kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlandı. Engizisyondan baskısından kurtulmak için Roma'ya ardından Kuzey İtalya'ya kaçtı.

    Dinsizlikle suçlandığı için hiç bir yerde kalıcı olarak yaşayamadı, sürekli gezdi. Cenevre'ye geçti, ardından Güney Fransa, Paris ve Londra'da devam etti yaşamına. 1582 yılında Sorbonne Üniversitesi'nde bir kürsü elde etti. Londra'da yapıtlarının bir bölümünü bastırdı. Londra'dan kısa bir süreliğine yine Paris'e geçen Bruno, bu defa da Almanya'ya gitti ve eserlerini yayımlatma çabalarını sürdürdü. Daha sonra Zurich'e geçen Bruno, bir İtalyan aristokrat tarafından Venedik'e davet edilince bu daveti kabul etti. Burada Galileo Galilei ile tanıştı. Ama Mocenigo adlı bu aristokrat'la çatışınca, onun tarafından Engizisyon'a teslim edildi. Ona, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkum edildi.

    Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır: "Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz". Kilisenin bu kararı, 1600 yılının Şubat ayında, Roma'da Campo dei Fiori meydanında Bruno'nun diri diri yakılması ile yerine getirildi.

    Bruno evrenin sonsuzluğu yanında evrenin birliği ilkesini de benimser. Buna göre Ortaçağ felsefesi'nde temel alınan gök ile yer ayrılığını rededer. Bruno; Tanrı'nın ve evrenin birbirinden farklı iki töz olmadığı, ama aynı gerçekliğin iki sonsuz görünümü olduğunu kabul eder. Ona göre herşey Tanrısal kuvvetin görünüşüdür:

    "Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu aşıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."
    Düşüncelerinin açıklanmasının kendisi için çok tehlikeli olduğunu bildiği halde, yukarıdaki cümlesinden de anlaşılacağı gibi, yazı ve konuşmalarında düşüncelerini hep böyle açıkça ifade etmiştir.


    Eserleri
    Il Candelaio (Şamdancı) (1582)
    Della Cause principio et uno (Neden, ilke ve birlik üzerine) (1584)
    De l'infinito universo et mundi (Sonsuz evren ve dünyalar üzerine) (1585)
    De gl'heroici furori (Yiğitçe öfkeler üzerine) (1585)
    Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Giordano_Bruno"

    James Clerk Maxwell (1831-1879)

    Avukat olan babası Edinburg'un tanınmış bir ailesinden geliyordu.Annesini 8 yaşındayken yitiren James, kent yaşamından uzakta geçen çocukluk yıllarından sonra 1841-47 arasında Edinburg Akademisi'nde okudu. Ilk bilimsel makalesini henüz 14 yaşındayken yayımladı. 1847'de Edinburg Universitesi'ne giren Maxwel burada okurken iki bilimsel makale daha yayımladı.

    1850'de Cambridge Universite'sine geçti. Ve Universiteye bağlı Trinity College'dan matemetik dalında sınıf ikincisi olarak lisans diploması aldı. Cambridge'de okurken yayımladığı bir makalede esneklik kuramının aksiyomatik temellerini oluşturdu; geometrik optik alanındaki bir makalesiyle de ileride balık gözü merceğin bulunmasına yol açacak ilkeleri ortaya koydu.

    1855'te Trinity College'da öğretim üyesi olan Maxwell, babasının sağlığının bozulması üzerine Iskoçya'ya döndü. Ertesi yıl Aberdeen'deki Marischal College' da doğa felsefesi profesörü oldu. 1860'ta Marischal College ile gene Aberrdeen'deki King's College'in birleştirilerek Abeerdeen Universite'sine dönüştürülmesi sırasında kadrosuzluk nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Maxwell, Edinburg Universitesi'ne başvurdu. Bu başvurudan sonuç alamayınca Londra'daki King's College'da doğa felsefesi profesörlğünü kabul ederek Iskoçya'dan ayrıldı. Bu görevde kaldığı beş yıl Maxwel'in en vermli dönemini oluşturdu. Elektromagnetizma konusunda iki makale yayımladı. Uyugulamalı bir konferansta renkli fotoğraf konusundaki bulgularını açıkladı. Elektromagnetik ve elektrostatik birimler arasındaki oranı ölçerek bu oranın, geliştirdiği elektromagnetizma kuramının öngörüsüne uygun olarak,ışık hızına eşit olduğunu gösterdi.

    1861'de Royal Society'nin üyeliğne seçildi. Blimsel araştırmaya daha çok zaman ayırabilmek amacıyla Kıng's College'daki görevinden ayrılarak Iskoçya'daki malikhanesine çekilen Maxwell altı yıl boyunca elektromagnetizma kuramı üzerindeki ünlü yapıtını hazırladı. Maxwell o güne değin bulunmuş olan elektrik ve magnetizma yasalarını sistemli bir bütünlük içinde matematiksel bir yapıya kavuşturmuş, değişken elektrik ve magnetik alanların birbirlerinden ayrı olarak var olamayacağını göstermiş, ışığında bir elektromagnetik dalga olduğunu belirleyerek elektrik, magnetizma ve optiği tek bir temele oturtmuştur. Tüm elektriksel ve magnetik olayları ve bunlar arasındaki ilşkiyi günümüzde Maxwell denklemleri olarak bilinen ve dört yalın denklemden oluşan, bir denklem takımıyla ortaya koyan Maxwell, Faraday indükleme yasasını incelerken dielektrik ortamda bir yer değiştirme akımının var olması gerektiği sonucuna varmıştı. Maxwell böylece ışığında bir eletromagnetik dalga olduğunu öngörmüştü. Maxwell'in varlığını öngördüğü eletromagnetik dalgalar, onun ölümünden sekiz yıl sonra Heinrich Hertz tarfından laboratuvar koşullarında elde edilmişti.

    Maxwell, fiziğin başka alanlarında da önemli katkılar da bulundu. 1852'de Adams Ödülü'nü almasına yol açan 68 sayfalık bir incelemesinde , Satürn halkalarının sayısız küçük parçacıktan oluşması gerektiğini tümüyle kuramsal hesaplarla ortaya koydu. Maxwell'in vardığı bu sonuç 1980'de Voyager I ve 1981'de Voyager II uzay araçları tarafından doğrulandı. Maxwell'in gazların kinetik kuramı üzerindeki çalışmaları, fiziğe en önemli katkılarından birini oluşturur. Gazların her doğrultuda ve her hızda devinebilen, birbirleriyle ve gazın içinde bulunduğu kabın çeperiyle çarpışmaları, tam esnek olan moleküllerden oluştuğu varsayımından yola çıkan Maxwell, olasılık ve istatistik yöntemlerini kullanarak bir gazdaki moleküllerin hız dağılımını saptama sorununu 1860' da çözdü.

    Yaşamı boyunca unvan ve ödül almamış olan Maxwell, kısa bir hastalık sonucunda öldü ve Iskoçya'da bulunan Parton köyündeki kilise bahçesinde toprağa verildi.

  3. #3
    Artık içinden siz kendiniz bir özet çıkartırsınız
  4. #4
    Teşekkürler Güzel Bilgi
  5. #5
    Sağolun.....
  6. #6
    Sağolun İşime Yaradı
  7. #7
    teşekkür ediyorum..çok işimize yaradı..
  8. #8
    walla elinize sağlık çok yardımcı oldunuz. sağolun ...
    ödevim sizin sayenizde 2 dakkada bitti .Allah sizden razı olsun =)...

  9. #9
    *Ecrin* Nickli Üyeden Alıntı
    Artık içinden siz kendiniz bir özet çıkartırsınız
    teşekkürler güzel bir bildi verdiniz ve bu sırada ödevimi tam olarak tamamladım ama bazı insanlığa hizmet etmiş insanlığın birkaçını yazamadım çünkü canım istemedi

  10. #10
    Misafir Nickli Üyeden Alıntı
    teşekkür ediyorum..çok işimize yaradı..
    benimde
    çok teşekkürler

  11. #11
    [saolunnn çok işme yaradı bu siteye zatn baştan beri bayılıyodum :D ayyy çok mutluyum :D