Türk Kadınının Toplum Hayatındaki Yeri

 Türk Kadınının Toplum Hayatındaki Yeri

  Okunma: 5867 - Yorum: 4
  1. #1
    Türk Kadınının Toplum Hayatındaki Yeri
    Türk kadınının toplum hayatındaki yeri her zaman bir olmamıştı. Bizde ve diğer medenî memleketlerde kadının bugünkü yeri uzun bir gelişmenin sonucudur. Hattâ bugün bile, dünyanın en medenî memleketlerinde kadın hukuku tartışma ve eleştirme konusudur.

    Eski Türk cemiyetlerinde kadınla erkek arasında bir ayrılık yoktu. Türklerde toplumun temelini aile teşkil etmekteydi. Çünkü Türklerde aile kutsal, bir topluluktu. Anadolu'da seyahat eden İbni Batuta seyahatnamesinde Türk kadınlarından şöyle sözeder. "Burada acaip bir hal gördüm. Türkler nezdinde kadınlar tazim görmektedir. Kadınların mertebeleri erkeklerden yüksektir."

    İslâm hukukuna dayanan Osmanlı İmparatorluğunda, kadın birçok haklarını kaybetti. Hukuk bakımından iki kadın bir erkeğe eşitti. Aile de bu eşitlik prensibi üzerine kurulmuştu. Bir erkek dört kadın alabildi. Boşanmada erkeğin hakimdi, erkeğin "Seni boşadım demesi ayrılmak için yeterli idi. Kadının aile içinde de bir yeri yoktu. Harem denilen kısımda oturur, erkek topluluklarına katılamazdı. Sokağa çıkarken çarşaf giyer, yüzlerini de peçe ile örterdi.

    Kadınlar hiç bir mesleğe giremezler, ev işleriyle uğraşırlardı. Fakat köylerde kadın eski Türk adetlerine bağlı kalmıştı. Yüzünü örtmez, dışarda erkeği ile birlikte çalışabilirdi.

    Eve kapatılan, toplum hayatına katılmasına izin verilmeyen, cahil bırakılan Türk kadını üzücü ve ezici hayatını devrime kadar yaşadı. İstiklal Savaşında vatanı kurtarmak, erkeğinin yükünü hafifletmek için sırtında çocuğuyla cepheye koşan Türk kadını, milli davada kendine düşen vazifeyi büyük bir fedakarlıkla yaptı. Bu, aynı zamanda yüzyıllarca bütün haklarından mahrum edilerek, kafes arkasına kapatılan Türk kadınının hürriyet mücadelesi oldu.

    İstiklal Savaşından sonra girişilen devrim hareketinin en önemlisi Türk kadınının toplum içinde hakkını ve vazifesini alması olmuştur. Atatürk yalnız devlet müesseselerinde yapılan devrimleri yeter görmüyordu. O Türk toplumunun laik esasları üzerine kurulmasını, yaşayış şekilleriyle hayat görüşlerinin de değişmesini gerekli buluyordu. Bunun için de her şeyden önce kadına aileden ve toplumda doğal haklarının verilmesi gerekiyordu. Atatürk, vatan topraklarının değerlendirilmesinde ve Türk toplumunun kalkınmasında kadının rolünü belirterek demiştir ki:

    "Bizi analarımızın adam etmesi lazımdır. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Bundan sonra başka zihniyette, başka kemalatta adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olanlar bundan sonraki analardır."

    Türk kadınının haklarına kavuşması için yapılan yenilikler şunlardır;

    1.Kadın hukuku: Medeni Kanunun kabulü ile kadınlarımız medeni haklarına kavuşmuş ve yeni Türk ailesi kurulmuştur. Modern Türk ailesinde erkekle kadın eşit haklara sahiptir. Evlenmede her iki tarafın isteği esas tutulmuş, dini nikah yerine kanuni evlenme usulü konulmuştur. Türk Medeni Kanunu boşanmayı da hakimin kararına bırakmıştır.

    Kadına siyasi haklar tanındı. 1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu ile kadına belediye üyesi seçmek ve seçilmek hakkı verildi. 5 Aralık 1934'te çıkarılan bir kanunla vatandaşların kutsal hakkı olan milletvekili seçmek ve seçilmek hakkına da kavuştu.

    2-Kadın kıyafetinde değişiklik: Türk kadınının modern Türk toplumundaki yerini tam anlamıyla,alması ve kendisine tanınan hukukî haklardan istifade edebilmesi için kadın kıyafetinde de değişiklik yapmak gerekiyordu. Türk kadınının kimliğini .gizleyen peçe ve çarşafın kaldırılması gereğine inanan Atatürk, bu husustaki fikrini şu sözlerle belirtmiştir :

    "Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasabalarda ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kesif olarak kapattıklarını gördüm. Erkek arkadaşlar, bu biraz bizim bencilliğimizin eseridir.

    Onlar da yüzlerini cihana, göstersinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler, bunda korkulacak bir şey yoktur."

    Atatürk'ün fikirlerindeki isabeti gören ve anlayan kadın evvelâ peçeyi, şapka devriminden sonra da çarşafı attı. Kadınlarımıza medeni, siyasal, sosyal haklarının verilmesi, Türk aile ve Türk toplumunu Ortaçağın köhnemiş fikir ve görenek esaretinden kurtarmıştır.


  2. #2
    Bilgi için teşekkürler
  3. #3
    ya ben ne bubu istemiyorummmmmmmmmmmm!
    bir saattir KADININ ÇALIŞMA HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ YAZIORUM''
    AMA ÇIKMIYOR
    İRENNNNNNNNNNNNÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇÇSİNİZ HİÇ YARDIM ETMİYORSUNUZ!...

  4. #4
    böyle konuştuğun için iiiirençççççç olan sensin kanımca doğru dürüst aratsaydın çıkardı kanımca

    http://www.delinetciler.net/genel-ku...daki-yeri.html

    Türk Kadınının Çalışma Hayatındaki Yeri - Kadının Çalışma Hayatındaki Yeri

    Kadınların en yoğun çalıştıkları meslek alanları tekstil, öğretmenlik ve tıpla ilgili alanlar olarak sıralanıyor. Ayrıca kadınları artık bankacılık, borsa, gıda, madencilik, otomotiv, tarım, tekstil, medya, turizm, enerji, ulaşım, sigorta, inşaat, bilişim, ilaç, reklam, danışmanlık, üniversite, hukuk, basın gibi hayatın pek çok alanında görmek mümkün.

    Türk-İş Kadın İşçiler Bürosu Uzmanı Şule Özkuzukıran’ın “Türk kadınının iş yaşamındaki yeri” konulu araştırmasına göre, günümüzde Türk kadınının üçte biri iş yaşamında yer alıyor. Sektörlere göre tekstil, öğretmenlik, tıp ile ilgili meslekler kadınların çoğunlukta olduğu ya da kadın erkek sayısının birbirine yaklaştığı alanlar olarak göze çarpıyor. Çalışan kadınlar, uzmanlık gerektirmeyen mesleklerde yoğunlaşırken, işgücü piyasasındaki kadınlar, genelde kısmi çalışma, geçici çalışma ve evde çalışma gibi atipik ve kayıtdışı istihdam biçimlerinde ağırlıklı olarak yer alıyor.

    Bu tür emek-yoğun işlerin başında dokumacılık, konfeksiyon ve evde yapılan parça başı işler geliyor. Kadınlar kentlerde düşük, kırsal alanda oldukça yüksek oranlarda çalışıyor. Kırsal alanda “ücretsiz aile işçisi” olarak çalışan genç kız ve kadınların oranı yüzde 62.6 düzeylerinde bulunuyor.

    Hizmet sektöründe kadın işgücü oranı yüzde 57.5 ile en önde yer alıyor. Kadınlar, ilmi ve teknik elemanlık alanında çalışanların yüzde 24’ünü, üst kademe yöneticisi olarak çalışanların yüzde 1’ini, idari personel olarak çalışanların yüzde 23’ünü, ticaret ve satış personeli olarak çalışanların yüzde 4’ünü, hizmet işçisi olarak çalışanların yüzde 13’ünü, tarım sektöründe çalışanların yüzde 9’unu oluşturuyor. Tarım dışı üretim işçisi olarak çalışanların arasında kadınların oranı ise yüzde 25 düzeyinde bulunuyor.

    Araştırmaya göre, dünya genelinde ve Türkiye’de aynı iş için erkeklerden yüzde 25 daha az ücret alan kadınlar, çocuk bakımı ve ev işleri içinse erkeklere oranla beş kat daha fazla vakit harcıyor. Kadınların, okuma yazma bilen nüfus içindeki payı yüzde 44.2 olarak gerçekleşirken, üniversite mezunu kadınların nüfusa oranı yüzde 3.2’de kalıyor.

    EVLiLiK VE ÇOCUK SAHiBi OLMAK iS HAYATINI ETKiLiYOR

    Türkiye’de çalışan kadına yönelik korumacı kanunlar, doğum ve doğum sonrası izin, süt emzirme izni ve kreş ve yuva sağlanabilirliğiyle sınırlı bulunuyor. Evlilik ve çocuk sahibi olma, kadınların çalışma yaşamında belirleyici rol oynuyor. Çocuk sayısındaki artışa rağmen kadının çalışmak zorunda olması, annenin fiziksel ve ruhsal olarak yıpranmasına, iş veriminin düşmesine ve iş kazalarına yol açabiliyor. Evlilik ve doğum, kadın işçilerin işten ayrılma nedenlerinin yüzde 70‘ini, işverenin işten çıkarma nedenlerinin de yüzde 20‘sini oluşturuyor.

    Özkuzukıran tarafından yapılan araştırmada, kadınların üçte biri iktisaden faal iken, bu kesimin de üçte biri gelir getirici bir işte çalışıyor. Ücretli çalışan 1.5 milyon kadın içinde, SSK’lı kadın sayısı 400 binin üzerine çıkarken, memur olarak 500 bine yakın kadın çalışıyor. Kentlerde kadının ücretli olarak istihdamında eğitim durumunun yükselmesi, doğurganlık oranının azalması, sosyal değerlerdeki değişme gibi nedenlerle artış gözlenmesine karşın, kadınlar ücret karşılığı çalışanlar içinde yüzde 18‘lik pay alıyor.

    Kadınlarda iş yaşamında bulunma genç yaşlarda daha ağırlıklı olarak görülüyor. Kadınlar en çok 20-24 yaşlarında işgücüne katılırken, evlenme ve çocuk doğurma yaş dilimini temsil eden 25-39 yaş grubunda çalışan kadınların oranı yüzde 35‘e düşüyor. Erkeklerde aynı yaş diliminde oranlar yüzde 84’lerden, yüzde 98’e yükseliyor.

    Kadınların iş hayatında yaşadıkları zorlukların başında kendilerini ispat edebilmek için erkeklere göre daha fazla çalışmak ve özveride bulunmak zorunda olmaları geliyor. Bunun yanı sıra bazı kadınlar, kadın olmaları nedeniyle iş hayatında bazı kolaylıklar da yaşamıyor değil. Apple/Bilkom Genel Müdürü Tijen Mergen, kadınların iş dünyasındaki ağırlıklarında son 10 yılda ciddi bir artış olduğuna dikkat çekerek, kendi sektöründe kadın oranının yüzde 40’ın üzerinde olduğunu ve bu rakamın her geçen yıl arttığına işaret etti. Kadın olması nedeniyle iş hayatında çok temel zorluklar yaşamadığını ifade eden Mergen, “Mücadele ettim ve sonunda kazançlı çıktım” diyor.

    Mergen, şunları söyledi: “Aynı mevkiye gelebilmek için bir erkekten daha çok çalışmanız, kendinizi ispat etmeniz gerekiyor. Diyebilirim ki eğer çok mücadeleci değilseniz erkek aday kadın adayın yerini alacaktır. Bu Avrupa ülkelerinde daha da bariz ortaya çıkıyor. Özellikle NCR’de Avrupa organizasyonunda çalıştığım 4 sene boyunca hep kadın olmanın bir dezavantaj olmadığını ispat etmeye çalıştım. Türkiye’de gördüğüm kabul, Avrupa ülkelerinden daha yüksek.” Çoğu zaman olmasa bile, kadın olmanın bazen iş hayatında kolaylıklar sağladığını düşünen Mergen, “Daha kolay iletişim kurabiliyorsunuz. Ama iletişim kurmak demek, işleri çözmek demek değil. Sizi önce çok ciddiye almayabiliyorlar. Hele çok gençseniz veya genç gösteriyorsanız... Kendinizi ispat etme sürecinden geçiyorsunuz. Ancak ondan sonra başarı geliyor” şeklinde kunuştu.

    VERGİ REKORTMENİ KADINLAR
    İstanbul’da 1999 yılında en çok gelir vergisi ödeyen ilk 100 mükellef arasında çok sayıda kadın bulunuyor. Vergi rekortmenlerinin ilk 10 sıralamasında 5, ilk 100 sıralamasında 26 kadın yer alıyor. Bu da, İstanbul’da en çok vergi ödeyen her 4 kişiden birinin kadın olduğunu gösteriyor. Listede 4. sırada Suzan Sabancı Dinçer, 5. sırada Çiğdem Bilen Sabancı, 7. sırada Semahat Sevim Arsel, 9. sırada Sevil Sabancı ve 10. sırada Dilek Sabancı bulunuyor.

    Sevgi Gönül, Emine Kamışlı, Demet Çetindoğan, Suna Kıraç, Sevda Sabancı, Türkan Özsezen, Zerrin Sabancı, Türkan Dereli, Mukaddes Atay, Güner Yüceer, Işıl Doğan, Serra Sabancı, Türkan Sabancı, Belkız Sabancı, Ayşe Aslı Atay, Hülya Avşar, Gülay Tan, Güler Sabancı, Filiz Şahenk, bir süre önce vefat eden Matild Manukyan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kadın da diğer vergi rekortmenlerini teşkil etti.

    Sanatçılar listesinde de ilk 3 arasında 2 kadın yer alıyor. Bunlar Hülya Avşar ve Sibel Can. Yine bu listede ilk 100 sıralamasında, yaklaşık 35 kadın bulunuyor. Bu da kadınların sanat dünyasındaki ağırlıklarının iş dünyasına göre, daha fazla olduğunu gösteriyor

  5. #5
    saol kardeş .