+ Yorum Yaz

 2 sayfalık bir metin üzerinde ses olaylarının incelenmesi

 - Konu Toplam: 7111 kez okundu ve konuya toplam 4 kez yorum yapıldı.

  1. 02-04-2011 #1
    iki sayfalık bir metin bulup onun üzerinde ses olaylarının bulunması


  2. 07-04-2012 #2
    arkadaşlar lütfen bana yardım edin
  3. 10-03-2013 #3
    Kaşağı romanındaki-Ses Olayları Açıklamalı Anlatım

    AHIRIN avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı.

    Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerimde duramaz,

    - Ben de yapacağım! diye tuttururdum.

    O vakit Dadaruh, beni Tosun’un sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,

    - Hadi yap! derdi.

    Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.

    - Kuyruğunu sallıyor mu?

    - Sallıyor.

    - Hani bakayım?..

    Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.

    Her sabah ahıra gelir gelmez,

    - Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.

    - Yapamazsın.

    - Niçin?

    - Daha küçüksün de ondan…

    - Yapacağım.

    - Büyü de öyle.

    - Ne zaman?

    - Boyun at kadar olduğunda….

    At, ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyandı. Kaşağıyı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh’un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeşil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun’un yanına koştum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.

    - Sanırım acıtıyor? dedim.

    Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başladım. Dişleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki kaşağıdan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeşmeye koştum. Kaşağıyı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiğim en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladım. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.

    Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uğrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan evde hizmetçimiz Pervin’le kalmıştı. Babam çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü; Dadaruh’a haykırdı:

    - Gel buraya!

    Soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh,

    - Bilmiyorum, dedi.

    Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan,

    - Hasan dedim.

    - Hasan mı?

    - Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.

    - Niye Dadaruh’a haber vermedin?

    - Uyuyordu.

    - Çağır şunu bakayım.

    Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doğru koştum. Hasan’ı çağırdım. Zavallının bir şeyden haberi yoktu. Koşarak arkamdan geldi. Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı. Hasan’a dedi ki:

    - Eğer yalan söylersen seni döverim!

    - Söylemem.

    - Pekâlâ, bu kaşağıyı niye kırdın?

    Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktı! Sonra sarı saçlı başını sarsarak,

    - Ben kırmadım, dedi.

    - Yalan söyleme, diyorum.

    - Ben kırmadım.

    - Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, dedi. Hasan inkârda direndi. Babam öfkelendi. Üzerine yürüdü “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirdi.

    - Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırdı.

    Dadaruh, ağlayan kardeşimi kucağına aldı. Çitin kapısına doğru yürüdü. Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan evde hapsedilmişti. Annem geldikten sonra da bağışlanmadı. Fırsat düştükçe, “O yalancı” derdi babam. Hasan yediği, tokat aklına geldikçe ağlamaya başlar, güç susardı. Zavallı anneciğim benim iftira atabileceğime hiç ihtimal vermiyordu. “***** Dadaruh, atlara ezdirmiş olmasın?” derdi.

    Ertesi yıl annem, yazın gene İstanbul’a gitti. Biz yalnız kaldık. Hasan’a ahır hâlâ yasaktı. Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediğini bana sorardı. Bir gün birdenbire hastalandı. Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. “Kuşpalazı” dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuşlar getiriyorlar, kesip kardeşimin boynuna sarıyorlardı. Babam yatağın başucundan hiç ayrılmıyordu.

    Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.

    - Niye ağlıyorsun? diye sordum.

    - Kardeşin hasta.

    - İyi olacak.

    - İyi olmayacak.

    - Ya ne olacak?

    - Kardeşin ölecek! dedi.

    - Ölecek mi?

    Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “İftiracı! İftiracı!” diye karşımda ağlıyordu.

    Pervin’i uyandırdım.

    - Ben Hasan’ın yanına gideceğim, dedim.

    - Niçin?

    - Babama bir şey söyleyeceğim.

    - Ne söyleyeceksin?

    - Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.

    - Hangi kaşağıyı?

    - Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…

    Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin’e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.

    - Yarın söylersin, dedi.

    - Hayır,. şimdi gideceğim.

    - Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.

    - Pekala!

    - Haydi şimdi uyu!

    Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.

    zevkti=> ünsüz benzeşmesi
    Yap-acak-ım =>ünsüz yumuşaması
    gereç-i => ünsüz yumuşaması
    kuyruk-unu => ünsüz yumuşaması
    ol-du-k-un-da => ünsüz yumuşaması
    beceremiyordum=> ünlü daralması
    karnına=> ünlü düşmesi
    bu-y-du=> kaynaştırma
    gidiyor=> ünsüz yumuşaması
    sallıyordu=>ünlü daralması
    biteceğine=>ünsüz yumuşaması
    yatağın=>ünsüz yumuşaması
    sevincimden=>ünsüz yumuşaması
    haykır-acak-tım=> ünsüz benzeşmesi
    kaptım=>ünsüz benzeşmesi
    koştum=>ünsüz benzeşmesi
    karnına=>ünlü düşmesi
    parlayan=>kaynaştırma
    baktım=>ünsüz benzeşmesi
    sivriydi=>kaynaştırma
    ilerdeki=>ünlü düşmesi
    koştum=>ünsüz benzeşmesi
    attım=>ünsüz benzeşmesi
    kalmıştı=>ünsüz benzeşmesi
    Soluğum=>ünsüz yumuşaması
    kesilecekti=>ünsüz benzeşmesi
    korkmuştum=>ünsüz benzeşmesi
    bilmiyorum=>ünlü daralması
    sandıktan=>ünsüz benzeşmesi
    yoktu=>ünsüz benzeşmesi
    sertti=>ünsüz benzeşmesi
    baktı=>ünsüz benzeşmesi
    darılmayacağım=>ünsüz yumuşaması
    oynuyordum=>ünlü daralması
    geldikten=> ünsüz benzeşmesi
    hapsedilmişti=>ünsüz yumuşaması
    atabileceğime=>ünsüz yumuşaması
    yasaktı=>ünsüz benzeşmesi
    yatakta=>ünsüz benzeşmesi
    çiftlikteki=>ünsüz benzeşmesi
    ayrılmıyordu=>ünlü daralması
    ağlıyordu=> ünlü daralması
    gideceğim=>ünsüz yumuşaması
    söyleyeceğim=>ünsüz yumuşaması
    anlattım=>ünsüz benzeşmesi
    kalktım=>ünsüz benzeşmesi
    azabını=>ünsüz yumuşaması
    ediyordum=>ünsüz yumuşaması
    ölmüştü=>ünsüz benzeşmesi
    bekliyorlardı=>ünlü daralması
  4. 06-04-2013 #4
    Allah razı olsun çok yardımcı oldu
  5. 09-04-2013 #5
    çok işime yaradı sağolun allah razı olsun