sponsorlu bağlantılar
İnsan Aile ve Kültür...
GİRİŞ
Bu çalışmada genel olarak sosyo kültürel yapı ve süreçlerle ekonomik ve teknolojik yapı süreçlerin arasındaki dinamik ilişkinin nasıl olduğu açıklanmaya çalışılacaktır. Bunu yaparken psikolojinin konuya bakış açısı değerlendirilecek ve yapılan kültürler arası çalışmaların sonuçları değerlendirilecektir.
Bu değerlendirme ve araştırma sonuçlarına bakılarak şu sorulara cevap bulunmaya çalışılacaktır:
-Temel psikolojik yapı ve süreçlerin hangileri evrenseldir hangileri kültüre bağımlıdır?
-Ekonomik değişimler özellikle endüstrileşme birey düzeyinde belirli bir psikolojik yapıyı mı zorunlu kılar yoksa gelişme insan ilişkileri örüntüleriyle bağdaşabilir mi?
-Türkiye ve Türkiye gibi toplumlarda ‘Psikolojik Modernleşme Kuramı’ ne kadar geçerlidir?Özellikle gelişme zorunlu olarak batıdaki insan aile ilişkilerine doğru bir değişmeyi mi içerir?
-Ekonomik gelişmeyle toplulukçuluk ve bireysel özerklik bağdaşabilir mi? Daha geniş açıdan topluma bağlılık kültürü ile bireyci özerk yaşam kültürü bir senteze ulaşabilir mi?
Bilindiği gibi gelişmekte olan ülkelerin gündeminde gelişme vardır. Burada gelişmelerin nasıl olacağı politik ve ideolojık tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Konu ya ekonomik politik ve teknolojik açıdan yaklaşılmaktadır. Ancak makro düzeydeki gelişmenin temelinde mikro düzeydeki insan olgusu vardır. Toplumun değişimi insanın değişimi demektir.
İşte burada nasıl bir değişme sorusunun getirdiği tartışma uygulamaya yönelik bir sorun oluşturmaktadır. Değişmenin ne yönde olacağı,batı modelinin benimseneceği,nasıl bir eğitim verileceği,neyin değiştirilip neyin muhafaza edileceği gibi sorular çok tartışılmaktadır. Bu soruların birleştikleri nokta ise “nasıl bir insan modeli” sorusudur. Bu soruların cevabı verilirken kültürel psikoloji bakış açısı kullanılacaktır. Kültürler arası psikoloji yaklaşımı sosyal değişme çerçevesinde insan unsurunu daha iyi anlama ve böylece insan düzeyinde gelişmelere yön verebilecek kuramsal uygulamalı çözümlemeleri oluşturmak için gerekli bilimsel ipuçlarını sağlayabilir.

PSİKOLOJİ VE KÜLTÜR


Kültürel psikoloji insan toplum kültür ilişkilerinin ve bunlarda ki değişmeleri kapsamaktadır.Geleneksel psikoloji ise genelde davranışı kültürel bağlamdan soyutlayarak inceler. Çünkü temel amacı davranışın evrensel boyutlarını ve kurallarını bulmaktır. Bu amaca yönelik olarak ta davranışta ortak yanların üzerinde durmuştur. Bu yaklaşım psikoloji biliminin sınırlarını belirlemiş ve onu basit davranışsal konular olan şartlanma ve öğrenme, duyum ve algılama, kavrama ve bellek düzlemine indirgemiştir.
Kültürler arası psikolojide ise son yıllarda ortaya çıkan iki zıt eğilim vardır.bu eğilimler yerel psikolojilere yönelme ve evrenselciliğe yönelmedir. Birincisinde emik yaklaşım,ikincisinde etik yaklaşım kullanılmaktadır. Emik yaklaşım her kültürün psikolojik süreçlerinin farklı ve kendine özgü olduğu görüşüdür. Etik yaklaşım ise psikolojik süreçlerin farklı kültürlerde de ortak olabileceği görüşüdür.
Emik yaklaşımın bir sakıncası bir kültürde görülüp adlandırılmış olan fakat bir diğerinde görülmeyen bir davranışın görüldüğü kültüre özgü kabul etmektir. Oysa bu davranışın bir üçüncü kültürde görülebilmesi her zaman mümkündür.
Burada yerel psikoloji ve evrensel psikoloji birbirine zıt iki akım gibi görülmektedir. Ancak bu iki akım kuramsal çerçevede birbirini tamamlar. Çünkü psikolojide gerçek evrensel kurama ulaşabilmek için yerel bilgi gerekir. Farklı yerel davranış kalıpları arasında benzerlikler buldukça evrensel geçerliliği olan olgulara yaklaşmaya başlarız. Öyleyse yerel bilgi oluşumu evrensel bilginin aranmasında gerekli ve önemli bir basamak yada evredir.

SOSYALLEŞME


Sosyalleşme kavramı insanın gelişiminde önemli bir faktördür. Sosyalleşme yapısında karmaşıklığı içeren, toplumsal anlamda başarılı bireylerin yetişmesi süreci demektir. Ayrıca sosyalleşme hem istemli bir sosyalleşmeyi,hem de istem dışı bir süreç olan kültürleşmeyi içerir. Bu kültürün öğrenilmesi ve insanın sosyal bir varlık olma sürecinin tamamıdır. Burada birey tüm çevresini kapsayan ve bireyin çevresi ile olan dinamik etkileşimini göz önüne alan bağlamsal yaklaşımlar insan gerçeğine çok daha uygun olur.
Sosyalleşme bireysel ve toplumsal öğelerin karşılıklı etkileşimini içerir. O halde hiçbir sosyalleşme kuramı bunlardan yalnızca birinin üzerine kurulamaz. Ancak insan gelişimini inceleyen psikolojik kuramlar konunun bireysel yönünü,sosyolojik sosyalleşme kuramları ise konunun toplumsal yönünü ön plana çıkarmışlardır. Ancak son zamanlarda her iki disiplininde bir diğerinin geliştirdiği kuramları tanıması ve kuramlarını içine alması iki disiplinin birbirine yaklaştığını göstermektedir.
Burada insanın gelişimini inceleyen psikolojik kuramların kullandığı bazı temel kişi çevre ilişkisi modellerinden karmaşık bir süreç olan sosyalleşmeyi ne kadar açıklayabildikleri konusunda kısaca söz edebiliriz.

1-Mekanizmik Model
Bu model insan gelişimini çevresel uyarıcılara verilen tepkiler toplamı olarak görür. Klasik öğrenme kuramı bu mekanik yaklaşımı benimsemiştir.

2 Organizmik Model

Bu modele göre insan gelişiminin olgunlaşmaya bağlı nedenleri çevresel nedenlerden önde gelir. Bu modelde birbirini izleyen gelişme aşamaları belirlenmiş ve bu aşamaların giderek potansiyel olarak varolan insandaki gelişmenin son aşamasına ulaşacağı varsayılmıştır. Piaget’in bilişsel gelişim kuramı bu modeli benimsenmiştir.

3-Sistem Modeli
Gelişimi yada değişimi bir sistem yada sistemler arasında incelemekte yönelik bir yaklaşımdır. Bu görüşe göre insan gelişimi psikolojik ve sosyal sistemlerin iç içe geçişinin bir sonucudur. Bu model de insan gelişiminin belirli bir sonu yoktur. Psikolojideki ekolojik kuram ve sosyolojideki sosyal sistem kuramları bu yaklaşımı paylaşmaktadır.

4-Bağlamsal Model
Bu model insan gelişimini bireyle çevre arasında süre gelen yaşan boyu bir etkileşim olarak kabul eder ve sembolik etkileşimcilikte yeni toplumsal yapı kuramlarına kadar bir çok sosyolojik kurama genel bir çerçeve oluşur. Bağlamsal modele göre birey sosyal çevresi ile sürekli alış veriş içindedir. Bu dinamik süreçte birey etkin olarak ortamları seçer ve bu ortamlarda onun davranışını belirler.

Kişi-çevre ilişkisi ile ilgili bazı modellerin bu özetleri genelde modellerin hepsinin en azından bir dereceye kadar sosyalleşme sürecini açıklaya bileceklerini göstermektedir. Modellerden bazıları özellikle Organizmik model bu iş için pek uygun olmamakla beraber her biri bu karmaşık süreci anlamakta yararlı olabilecek öğeleri içermektedir.

AİLE ÇEŞİTLİLİĞİNE NEDEN OLAN ETKENLER


Aile çeşitliliğine neden olan etkenler üç kısımda incelenebilir Bunlar;
1-Ana –Babaların inanç ve değerleri
2-Aile etkileşimi
3-Sosyal sınıf ve aile tipidir.
Ana babaların çocuklar ve aile ile ilgili temel inanç ve değerleri, kendileri ve rolleri nasıl algıladıkları, aile süreçlerinin ve çocuğun sosyalleşmesinin anlam kazandığı temel bağlamı oluşturur.
Ana-Babaların kendi rollerini nasıl algıladığı ve bu rollere bağlı değerler sosyalleşme sürecinin önemli yönlerini oluşturmaktadır.Örneğin Japon ve Amerikalı annelerin karşılaştırıldığı bir araştırmada annelik rolünün tanımı ve tanımın içerdiği sorumluluklarda zamanla ilgili farklılıklara rastlanmıştır.Amerikalı anneler çocukları ergenlik dönemine gelinceye kadar kısa bir annelik dönemi benimsiyorlar. Baba soyunun devamı ile ilgili herhangi bir sorumluluk almaksızın yalnızca çocuğun bakımı ve çocuğu sevme gibi sorumluluklar yükleniyorlar. Japon anneler için ise annelik yaşam boyu süren bir roldür. Çocuk yetiştirmede de baba soyunun devamlılığı içinde ve babasının ait olduğu iş çevresinin beklentileri doğrultusunda çocuğun saygılı işbirliğini ve başarıya yönelik olarak büyümesinin sorumluluğunu yükleniyorlar.
Ana-Baba ların çocuk yetiştirmedeki değerleri aile içindeki etkileşimi etkilemektedir. Yerleşik tarımsal yaşam biçimi olan yerlerde çocuklarda uyma ve itaat davranışlarını geliştirecek aile içi etkileşim vardır. Böyle sıkı toplumlarda alana bağlı bireyler oluşmaktadır. Kentsel yaşam bölgelerinde ise çocuğun sosyalleşmesinde daha çok bireysel özgürlük gelişmektedir.
Kentsel bölgelerde sosyal sınıfta görülen değişikliklerde aile yapısını etkiler, Ekonomik yönden gelişmemiş kenar mahallelerde görülen aile yapısı gelişmiş bölgelerdeki aile yapısından farklıdır.
Görülen bu tür farklılıkların nedeni çocuklardan beklenen bağımlı veya özerk olmaları beklentileridir. Bu beklentiler aile bireylerinin ne dereceye kadar birbirine bağlı veya bağımsız oldukları ile ilintilidir. Bu beklentiler ailenin sosyo ekonomik yapısı,yerleşim yeri, etnik farklılıklar gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir.

ÇOCUK YETİŞTİRME


Türkiye’de ve başka toplumlarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki düşük gelirli kentsel ve yarı kentsel bölgelerde ve özellikle köylerde çocuğun zihinsel gelişmesini ve dil gelişimini destekleyebilecek çevresel uyaranlar ile neden sonuç ilişkilerine dayanan açıklamalı ussal sözlü tartışma ortamı ve iletişim çok yetersizdir. Bu durum bir dereceye kadar düşük gelirli ana babaların az okumuş olmaları nedeni ile sınırlı sözcük dağarcığına sahip olmaları ve bu nedenle sözlü tartışmaya pek girmemeleri yüzündendir. bir başka nedende çocukların genelde okul yaşından önce evde de eğitilebildiklerinin bilinmemesidir.
Bu tür çocuk yetiştirme eğilimlerinin çocuğun konuşma ve kavrama gelişimini olumsuz yönde etkilemesi olasıdır. Bazı araştırmalar gerçektende çocuğun zihinsel performansında kırsal,kentsel ve sosyo ekonomik statü konumlarına dayanan önemli farklılıklara dikkat çekmiştir.
Çocuk ta büyüdüğü çevreye bağlı olarak dışsal veya içsel denetim gelişir. Çocuktan beklenen itaat ve bağımlılıkla paralel olarak çocuk özellikle babasının mutlak otoritesi altında büyür. Genellikle çocuktan beklenen bağımsız karar verebilme ve davranış değil ana babaya itaat etmesidir. Bu da çocuğun kendi kendini denetlemesine yani içsel denetime engel olur. Bu şekilde çocuk sürekli dişardan denetlenir. Öte yandan çocuğu ikna etmek, onun kendi davranışlarının sonuçlarını anlamasını sağlamak gibi sözel disiplin yöntemlerinin ise içsel denetimin gelişmesine yardımcı olduğu saptanmıştır.
Türkiye’de yapılan gözlemlerde çocukla konuşarak onu ikna etmek, çocuğa doğruyu yanlışı anlatmak, az sayıda ana babanın baş vurduğu bir yoldur. Çocuk yetiştirmede ortaya çıkan bu sorunlar daha çok düşük sosyo ekonomik düzeyin yarattığı koşullardan kaynaklanır. Türkiye de ki çocuk yetiştirme yöntemlerindeki değişmeler kırdan kente göç ile ve kentte alt sosyo ekonomik düzeyden orta sosyo ekonomik düzeye hareketlilikle ortaya çıkmaktadır.
__________________
-*-*-*-*-*-*-*-*


sponsorlu bağlantılar