Mevlana Sözleri ve Açıklamaları

 Mevlana Sözleri ve Açıklamaları

  Okunma: 39558 - Yorum: 52
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Kâinatın yaratılış sebebi, varlığın mayası, hayatın aslı-özü.

    Hem gönül dünyasının şahı, hem şiirin-edebiyatın başta gelen teması…

    Pek çok kişi, pek çok söz söyleye gelmiştir aşka dair. Ama ondan bahsedenler arasında çok özel bir isim vardır: Mevlâna Celaleddin Rûmî

    Aşkı hem zirvelerde yaşamış, hem de çokça ve güzelce dile getirmiş bir kimsedir.

    Mevlâna’nın aşk üzerine söyledikleri büyük bir çeşitlilik gösterir. Bununla beraber bu sözlerin temel bir ekseni, rotası vardır. Bunu dikkate alarak doğru bir zemine oturtmak gerekir bu sözleri.

    Öte yandan Mevlâna’nın söyleminin tasavvufî bir çerçevesi olduğunun bilinmesi gerekir. Ayrıca Mevlâna tasavvufun sevgi kanadıyla uçmuş, aşkı çok daha güzel bir yol haline getirmiştir. Her şeye aşkın penceresinden bakıp onu her cephesiyle işleyerek adeta bir cadde yapmıştır bu “aşk yolu”nu.

    Biz onun her bir ifadesinde adeta aşkın farklı bir yönünü, rengini buluruz. O, aşkı anlam dünyasının bütün renkleri ve zenginlikleriyle dile getirir. Böylelikle de sema eder gibi bir anafor oluşturur adeta. Üzerinden geçtiği her şeyi içine alıp dönen bir girdap…

    Mevlâna anlatılması çok müşkül olan aşkın pek çok vasıf ve görüntüsünü dile getirir. Onun hemen bütün eserlerinden alarak oluşturduğumuz bu çalışmadaki her bir söz, cümle, mısra, beyit, paragraf bir bakıma Mevlâna’nın “Aşk nedir?” sorusuna vermiş olduğu birer cevaptır.


    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.

    Düşüncen gül ise sen gül bahçesisin, diken ise dikenliksin.

    Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil.

    dünya alimin kıymetsiz oyuncağı, delinin de değerli salıncağıdır.

    Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susarak, davaya benzer, cefa çekmek te şahide, şahidin yoksa davayı kazanamazsın.

    Aşksız olma ki, ölü olmayasın Aşk ile öl ki, diri kalasın...

    eğer dostun yoksa niçin aramıyorsun. eğer dost buldunsa niçin sevinmiyorsun.

    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anlayabildiği kadardır.

    Insan yüzlü pek çok seytan var, her ele el vermemek gerek.

    Herkes herkese bir lokma birşey verebilir ama bogaz bagişlamak, ancak Allah’ın işidir.

    Çok insan gördüm, üzerinde elbisesi yok; çok elbise gördüm, içinde insan yok.

    Tatli suyun bası kalabalık olur.

    Putlarin anasi, nefsinizin putudur.

    Ecel verileni almadan önce, verilmesi gereken herşeyi vermek gerekir.

    Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar.

    Kusursuz dost arayan, dostsuz kalir.

    Bir kimseyi tanimak istiyorsan düşüp kalktıgı arkadaşlarına bak.

    Bir şeyi bulunmadigi yerde aramak, Onu aramamak demektir.

    Hiç bir el, gönülden gizli bir iş yapamaz.

    Bir mum diger bir mumu tutusturmakla işigindan birsey kaybetmez.

    Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde sasilacak bir sey yok. Sasilacak olan odur ki, bu kuzu, kurda gönül baglamis, asik olmustur.

    Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karsindakinin anlayabildigi kadardir.

    Dogrudan nasihat, kisiyi yaralar.

    Hayatta muvaffak olmak için üç sey lazimdir: Dikkat, intizam, çalisma.

    Her seye dogru demek ahmakliktir, fakat her seye yanlis demek de zorbaliktir.

    Akil, ask ve can! Bu üçü üçgendir. Her derde çare, her yaraya merhemdir.

    Dertli adamin kararsizliklarla, dumanlarla dolu bir evi vardir. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmis olursun.


    Konu Cedric tarafından (16-02-2012 Saat 12:55 ) değiştirilmiştir.
  3. #3
    Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol.

    **İyi kanunlar, vicdanların yazılmış şekilleridir.

    **Sevgi her zaman karşılık görür, ki de.

    **Fırtınalar insanın denizi sevmesine engel olamaz.

    **Yanşladığında çocuklarından bekleyeceğin şey, senin babana yaptığındır.

    **Aşağıda olan, düşmekten korkmaz.

    **Hiçbir şeye gülmeyenle, her şeye gülenden sakının.

    **Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.*

    **Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.*

    **Tek bir soru bin cevap dan daha güçlü olabilir.

    **Hekimlerin yaptığı en büyük hata, ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir.

    **Herkes dünyanın nizama girmesini ister, fakat gayreti başkasından bekler.*

    **İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını, sonra da sağlıklarını kazanmak için paralarını verirler.

    **İnsanın gözü karanlıkta da iyi görmez, fazla ışıkta da.*

    **Bilginin azı tehlikelidir.*

    **Büyük ve Üstün insan daima memnun ve rahattır. Küçük insan ise daima üzüntü ve telaş içindedir.

    **Elinizde alet olarak sadece çekiç varsa bütün sorunlar gözünüze çivi gibi görünür.

    **Zalimler için yaşasın cehennem

    **Yaşamak bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmandıkça yorgunluğunuz artar,

    **nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler*

    **Tembellik dünyada en büyük israftır: hayatın israfı…*

    **Duygularınıza sahip olun yoksa onlar sizlere sahip olurlar.

    **Okumasını biliyorsan, her insanın bir kitap olduğunu görebilirsin.

    **Yalanı söküp atmadan gerçeği dikemezsin.

    **Bir şey feda edilmeden, hiçbir şey kazanılmaz.

    **Büyük sahtekarlar küçük ayrıntılarda doğrucudur.

    **Bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınınız.*

    **Para iyi bir hizmetkar, kötü bir efendidir.

    **Hikmetli sözler taşa işlenen nakışlar gibidir.

  4. #4
    İnsan, büyük bir şeydir ve içinde her şey yazılıdır. Fakat karanlıklar ve perdeler bırakmaz ki insan içindeki o ilmi okuyabilsin. Bu perdeler ve karanlıklar; bu dünyadaki türlü türlü meşguliyetler, insanın dünya işlerinde aldığı çeşitli tedbirler ve gönlün sonsuz arzularıdır.

    Hz. Mevlana, yeni bir durumsayış ve yeni bir anlayış:
    “Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı kidünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!”

    Ya olduğun gibi görün,
    Ya da göründüğün gibi ol.

    Hz. Mevlana’nın kendi bakış açılarını yansıttığı ve amaçlarını açıkladığı sözü:
    “Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.”

    Hz. Mevlana’nın evrensel bakış açısını anlatan bir sözü:
    “Tapımızda (yolumuzda) riyazat yok; burada hep lütuf var, bağış var. Hep sevgi, hep gönül alış, hep aşk, hep huzur var burada.”

    Hz. Mevlana sözlerinin şifa ve gıda oluşunun sırrını şu sözlerle açıklaaktadır:
    “Söz söyleyen kemal sahibi olursa, marifet ve hakikat sofrasını serdi mi, o sofrada her türlü yemek bulunur. Herkes orada gıdasını bulur.”

    Güzel söyle de halk, yüzyıllar boyunca okusun.
    Tanrı’nın dokuduğu kumaş ne yıpranır, ne eskir.

    Ben kilitten seslenen bir kapı anahtarı gibiyim sanki.
    Sanır mısın ki benim sözüm sadece bir sözdür.

    Ey oğul, herkesin ölümü kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!

    Ayna Türk’e nazaran güzel bir renktedir. Zenciye nazaran o da zencidir.

    Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup kaçarsın ya; doğrusu sen, kendinden korkmaktasın.

    Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün. Canın bir ağaca benzer; ölüm onun yaprağıdır.

    İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir; kötüyse de. Hoş nahoş.. gönlüne gelen her şey senden, senin varlığından gelir.

    Bizim sözlerimizin hepsi nakit, başkalarınınki nakildir.
    Nakil, nakdin fer’idir.

    Sözünü öyle bir izah et ki havas da avam da istifade etsin.

    Herkesin aklının ereceği, fikrinin anlayacağı bir tarzda anlat.

    Söz söyleyen kemal sahibi olursa, (mağfiret ve hakikat) sofrasını yaydı mı, o sofrada her türlü aş bulunur.

    Hiçbir misafir aç kalmaz, herkes o sofrada kendi gıdasını bulur.

    Güzel üslupla söz söyleyenleriz;
    Mesih’in talebesiyiz; nice ölülere tuttuk da can üfürdük biz.

    Surette kalırsan putperestsin. Her şeyin suretini bırak, manaya bak.
    Hacca giderken hac yoldaşı ara. Ama ha Hintli olmuş, ha Türk, ha Arap.
    Onun şekline, rengine bakma; azmine ve maksadına bak.
    Rengi kara bile olsa değil mi ki seninle aynı maksadı gdüyor, aynı senin rengindedir, sen ona beyaz de.

    Bu dünya zindandır, biz de zindandaki mahkumlarız.
    Zindanı del, kendini kurtar!
    Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır.
    Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadın; dünya değildir.

    İnsaf et, aşk güzel bir iştir!
    Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır.
    Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;
    Halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.

    Gönlünde Allah sevgisi arttı mı, şüphe yokki Allah seni seviyor.

    Ben,
    İnsanlara faydam dokunsun diye bu dünya zindanında kalmışım.
    (Yoksa) hapishane nerede, ben nerede?
    Kimin malını çalmışım?

    Aynı dili konuşmak, akrabalık ve bağlılıktır.
    İnsan, yabancılarla kalırsamahpusa benzer.
    Nice Hintli, nice Türk vardır ki dildeştirler (aynı dili konuşurlar).
    Nice iki Türk de vardır ki birbirine yabancı gibidirler.
    Şu halde “mahremlik (yakınlık) dili” bambaşka bir dildir.
    Gönül birliği (gönüldaşlık) dil birliğinden daha iyidir.
    Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz binlerce tercüman zuhur eder.

    Pergel gibiyiz; bir ayağımız sımsıkı şeriata bağlı,
    Diğer ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşıyoruz.

    Ey özden habersiz gafil!
    Sen hala kabukla öğünüyorsun!

    Göğsünün içindekini hakiki gönül sanan kimse,
    Hak yolunda iki üç adım attı da her şey oldu bitti sandı.
    Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, günahtan sakınma, bunların hepsi yolun başıdır.
    Hak yolcusu aldandı da bunları varacağı konak sandı.

    Bedenler, ağızları kapalı testilere benzerler.
    Her testide ne var? Sen ona bak.

    Ey Tanrı kitabının nüshası insanoğlu!
    Sen, kainatı yaratan Hakk’ın güzelliğinin bir aynasısın!
    Her şey sensin. Alemde ne varsa, senden dışarıda değil.
    Her ne ararsan, onu kendinden iste, kendinde ara.

    Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!
    Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı? Ne boş zahmet.

    Yetmiş iki millet kendi sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney gibiyiz.

    Hz. Mevlana’ya sormuşlar “aşk nedir?” diye. Ben ol ki bilesin! demiş…

    Hz. Mevlana şöyle seslenmiştir insanlığa:
    “Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel
    İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel
    Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir
    Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel.”

    Hz. Mevlana, yeni bir durumsayış ve yeni bir anlayış:
    “Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı kidünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!”

    Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım; yaşayış zaten acı.
    Ne olurdu, sen razı olsaydın benden de, herkes kızsaydı bana.
    Ne olurdu, seninle aram düzgün olsaydı da, bütün alemlerle aram açılsaydı, dünya yıkılıp yansaydı.
    Sen beni sevdikten sonra malın mülkün değeri mi olur? Zaten toprak üstünde ne varsa hepsi de toprak olacaktır.
    Alem O’nunla kaimdir ve O’nsuz olan hiçbir şey yoktur. O’nun rızası, rahmeti, bereketi ve tecellisi olmayan hiçbir şeyin değeri yoktur.

  5. #5
    Aklı bir dalgıç say, aşksa bir denizdir

    Aşk altın değildir, saklanmaz

    Aşığın bütün sırları meydandadır

    Aşk büyüklere baldır,çocuklara süt

    Aşk altın madenine düşmektir

    Aşk, göğe uçmak, her solukta yüzlerce perdeyi yırtmaktır

    Aşık bir başkasının çaldığı davula kulak asmaz bir başkasının çaldığı davul sesiyle uyanmaz

    Aşığın sertliği yumuşaklıktır

    Aşık hastalanır ama ölmez

    Aşk öyle bir varlıktır ki onda doğa kimyası var
    Bir buluttur, onda yüzz binlerce şimşek var

    Aşk söze sığmaz Aşk, bir denizdir ki, dibi görünmez

  6. #6
    mevlanadan nasihat,mevlana nasihatları,mevlanadan nasihatlar

    Mevlanadan Nasihat Sözleri



    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.

    Düşüncen gül ise sen gül bahçesisin, diken ise dikenliksin.

    Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil.

    dünya alimin kıymetsiz oyuncağı, delinin de değerli salıncağıdır.

    Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susarak, davaya benzer, cefa çekmek te şahide, şahidin yoksa davayı kazanamazsın.

    Aşksız olma ki, ölü olmayasın Aşk ile öl ki, diri kalasın...

    eğer dostun yoksa niçin aramıyorsun. eğer dost buldunsa niçin sevinmiyorsun.

    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşıdakinin anlayabildiği kadardır.

    Insan yüzlü pek çok seytan var, her ele el vermemek gerek.

    Herkes herkese bir lokma birşey verebilir ama bogaz bagişlamak, ancak Allah’ın işidir.

    Çok insan gördüm, üzerinde elbisesi yok; çok elbise gördüm, içinde insan yok.

    Tatli suyun bası kalabalık olur.

    Putlarin anasi, nefsinizin putudur.

    Ecel verileni almadan önce, verilmesi gereken herşeyi vermek gerekir.

    Nefis üç köseli dikendir, ne türlü koysan batar.

    Kusursuz dost arayan, dostsuz kalir.

    Bir kimseyi tanimak istiyorsan düşüp kalktıgı arkadaşlarına bak.

    Bir şeyi bulunmadigi yerde aramak, Onu aramamak demektir.

    Hiç bir el, gönülden gizli bir iş yapamaz.

    Bir mum diger bir mumu tutusturmakla işigindan birsey kaybetmez.

    Kurdun kuzuyu yemeye niyetlenmesinde sasilacak bir sey yok. Sasilacak olan odur ki, bu kuzu, kurda gönül baglamis, asik olmustur.

    Ne kadar bilirsen bil söylediklerin karsindakinin anlayabildigi kadardir.

    Dogrudan nasihat, kisiyi yaralar.

    Hayatta muvaffak olmak için üç sey lazimdir: Dikkat, intizam, çalisma.

    Her seye dogru demek ahmakliktir, fakat her seye yanlis demek de zorbaliktir.

    Akil, ask ve can! Bu üçü üçgendir. Her derde çare, her yaraya merhemdir.

    Dertli adamin kararsizliklarla, dumanlarla dolu bir evi vardir. Derdini dinlersen o eve bir pencere açmis olursun.


  7. #7
    Tebrizli Şemsin sözleri,Şemsin sözleri,Tebrizli Şems ,Tebrizli Şems felsefesi ,Tebrizli Şems Sözleri

    "Birinci kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendin mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir."


    İkinci Kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Klavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil..


    Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü seviye batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye."


    Dördüncü Kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfarlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescitte, kilisede, havrada değil, heran heryerdedir. Allahı görüp yaşamayan olmadığı gibi, O'nu görüpte ölende yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır...

    Beşinci Kural: Aklın kimyası ile Aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihlenir.
    Halbuki AŞK öylemi? Onun tek dediği: "Bırak kendini, ko gitsin!"
    Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!


    Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur...

    Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivaya kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin...

    Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, Karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, çaldım , sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda görmesende dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
    Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir...

    Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.


    Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır..

    On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorlıkla, sancılara hazır olman gerekir.


    On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu istesede istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıpta değişen yoktur.

    On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içinde bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    On Dördüncü Kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur hayatım altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    On Beşinci Kural: 'Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek herbirimiz tamamlanmamış sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler...

    'On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne lâyıkıyla bilebilir, ne lâyıkıyla sevebilirsin.'

    'On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpta olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.'

    'On Sekizinci Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.'

    On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.


    Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.


    Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


    Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimzdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    Yirmi Üçüncü Kural:
    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
    Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...


    Yirmi Dördüncü Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.


    Yirmi Beşinci Kural:
    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileryle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz...

    Yirmi Altıncı Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.


    Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
    Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk gün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.



    Kural Yirmi Sekiz:
    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an'ın hakikatini yaşar.


    yirmidokuzuncu kural:Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, 'ne yapalım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolucuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzuncu Kural...

    Otuzuncu Kural:
    Hakiki Sufi öyle birdir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
    Sufi kusur görmez. Kusur örter.


    Otuz Birinci Kural:
    Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşa; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.


    Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


    Otuz Üçüncü Kural:
    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.


    Otuz Dördüncü Kural:
    Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olman insan çalkantılı ve girdaplı sulardan debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.


    Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
    O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!


    Otuz Yedinci Kural:
    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.


    Otuz Sekizinci Kural: 'Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?' diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
    Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.


    Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
    Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.


    Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peçesinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır,hasretinde...

  8. #8
    Mevlanadan aşk sözleri
    Mevlananın aşk üzerine sözleri


    Ben dostlarımı ne aklımla ne kalbimle severim
    Olur ya kalp durur...
    Akıl unutur...
    Ben dostlarımı ruhumla severim
    O ne durur,nede unutur...



    Hz. Mevlana’ya sormuşlar “aşk nedir?” diye. Ben ol ki bilesin! demiş…



    “Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil.”



    “Tapımızda (yolumuzda) riyazat yok; burada hep lütuf var, bağış var. Hep sevgi, hep gönül alış, hep aşk, hep huzur var burada.”



    Ey oğul, herkesin ölümü kendi rengindendir. Düşmana düşmandır, dosta dost!



    İnsaf et, aşk güzel bir iştir!
    Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır.
    Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;
    Halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.

  9. #9
    Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

    Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.

    Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..

    Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..

    Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..

    Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

    Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..

    Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?

    İsa’nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.

    Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

    Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.

    Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.

    Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

    Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.

    Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

    Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?

    Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar

    Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.

    O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına
    bakarsan yolu yitirdin.

    Genişlik, sabırdan doğar.

    Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

    Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.

    Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.

    Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.

    Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

    Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.

    Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.

    Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

    Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah’ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.

    Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip
    pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.

    Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah’tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.

    Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..

    Sarhoş, cinayeti yapar da sonra “özrüm vardı, kendimde değildim”der. Kendinde olmayış, kendiliğinden gelmedi sana,
    onu sen çağırdın.

    İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.

    Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.

    Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var

    Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.

    Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.

    Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.

    Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.

    Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?

    Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.

    Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.

    Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.

    Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.

    Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.

    Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.

    Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.

    Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.

    Verdiğini geri alan kişi, köpek gibi kusmuğunu yemiş olur.

    Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.

    Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.

    Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

    Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

    Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?

    Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler

    Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.

    Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.

    Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.

    Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

    Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.

    Kötü nefis, yırtıcı kuştur.

    Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.

    Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.

    Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.

    Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.

    Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.

    Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet’in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz
    naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.

    Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar
    kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.

    Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.

    Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.

    Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

    İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir.
    Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.

    İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.

    A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.

    Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.

    Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.

    Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.

    O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

    Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra

    Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.

    Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

    Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.

    İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.

    Doğruluk, Musa’nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.

    Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah’ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.

    Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.

    Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi
    havada olur.

    Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz

    Ümit, güvenlik yolunun başıdır.

    Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.

    Dert, insana yol gösterir.

    İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.

    İki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur.

    Sokak köpeğine ister altın, ister yünden tasma tak, yine sokak köpeği olmaktan kurtulamaz.

    Cübbe ve sarık ile alimlik olmaz. Alimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir.

    Değil mi ki gönül mutfağında yemekler tabak tabak, peki ne diye aşağılık kişilerin mutfağına kase tutacakmışım?

    Hangi tohum yere ekildi de bitmedi, ne diye insan tohumunda böyle bir şüpheye düşüyorsun?

    Testi taştan korkar ama o taş çeşme oldu mu, testiler her an ona gelmeye can atar.

    Sus artık yeter! Sır perdelerini pek o kadar yırtma. Çünkü bize, kırıkları sarıp onarmak, sırları örtmek yaraşır.

    Altın aramıyorum, altın olmaya yeteneği olan bakır nerede?

    Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren mum ve petek değildir. Arı biziz. Şekil sadece bizim imal ettiğimiz mumdur

    Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir.

    Sözün içini elde etmek için harf kabuğunu yar. Saçlar da sevgilinin yüzünü, gözünü örter.

    Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun.

    Biz, tulumla, küple, testilerle tatmin olmayız. Bizi çekip ırmağınıza götürün.

    Dünyaya demir atmış Karun’u, yer çekti, yuttu. Ulular ulusu İsa’yı gökyüzü çekti, yüceltti.

    Ekmek, beden hapishanesinin mimarıdır.

    Gübre olup bostanın gönlüne giren pislik, yok olur gider de pislikten kurtulur, kavunun, karpuzun lezzetini arttırır.

    Avlanmak istedik mi uçup gittiğimiz yer Kafdağı’dır. Akbaba gibi leş avlamayız biz.

    Bir köpeğin önüne bir çuval şeker koysan bile, onun gönlü yine leş peşindedir. Şekerden ne anlar o?

    Allah ile birleşmek demek, senin varlığının O’nunla birleşmesi demek değildir. Senin yok olmandır.

    Küfürle iman, yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onları ayıran bir berzah var, birbirine karışmazlar.

    Köpekler gibi kızmayı bırak, arslanların gazabına bak. Arslanların gazabını görünce de var, bir yaşına girmiş koyun gibi
    yavaş ol.

    Din evinde haset faresi bir delik açar ama kedinin bir miyavlaması ile ürker kaçar.

    Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü tabiatlarında
    hayvanlık vardır. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır. Hiddet ve şehvet ise hayvanlık vasıfları.

    Mümin bir kopuza benzer. Madem ki inanan kişi feryat edip ağlamada kopuzdur, kopuz kendisine mızrap vuran
    olmadıkça feryat etmez.

    Madem ki, akıl babandır beden de anan, oğulsan babanın yüzüne bak.

    Yeryüzü ile dağda aşk olsaydı, gönüllerinde bir ot bile bitmezdi.

    Kuş, kafeste kaldıkça başkasının buyruğu altındadır. Kafes kırıldı da kuş uçtu mu, nerede ona geçecek buyruklar?

    Bal çanağının ağzı kapalı. Sen ise, üstünü, yanını yalayıp duruyorsun. Çanağı yere çal,

    İnsana bütün korku içinden gelir fakat insanın aklı daima dışarıdadır.

    Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz?

    O kadar çok koşmayın, o kadar yorulmayın, şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta da o olmuştur.

    Bir lağımın pis kokusunu koklamak, ruhu kokuşmuş zenginlerle sohbetten yüz misli iyidir.

    Sen, yeni bir çocuk doğurmadıkça, kan tatlı süt haline gelmez.

    Hırsızlara, kötülere, alçaklara acımak, zayıfları kırıp geçirmektir.

    Aşk, davaya benzer. Cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.

    Tohum yerde gizlenir de, o gizlenmesi bağın, bahçenin yeşermesine sebep olur.

    Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynamasıyla yazılıyor sanır.

    Gül solup, gül bahçesi harap olduktan sonra gülün kokusunu nereden duyabiliriz? Gülsuyundan!

    Firavun, yüzbinlerce çocuk öldürttü, aradığıysa evinin içindeydi.

    Geminin içindeki su, gemiyi batırır. Geminin altındaki suysa, gemiye arka olur.

    Aynanın berraklığını yüzüne karşı söylersen, ayna hemen buğulanır, seni göstermez olur.

    Eşek, suyun kadrini bilseydi, ayak yerine baş koyardı ırmağa.

    Aklın deveciye benzer, sense devesin. Aklın seni ram eder, ister istemez dilediği yere çeker götürür.

    Eğer parça buçukta bütünle beraberdir, ondan ayrılmaz diyorsan, diken ye, diken de gülle beraberdir.

    Gümüşün dışı aktır, berraktır ama onun yüzünden el de kararır, elbise de.

    Ateşin kıvılcımlarıyla al al bir yüzü vardır. Ama yaptığı kötü işe bak, karanlığı seyret.

    Yoksul, cömertliğin aynasıdır.

    Peygamberler insanları Allah’a ulaştırmak için gelmişlerdir. İnsanların hepsi bir bedense, kulla Allah birleşmişse kimi kime ulaştıracaklar?

    Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asıl mumu görmüştür. Düşünenlerin düşündürdükleri…

    Sabır, genişliğin anahtarıdır.

    Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur.

    Ana karnındaki çocuğa doğmak, dünyadan göçmektir

    Somuna benzer bir şey düzsen, emdin mi, şeker gelir ondan, ekmek tadı değil.

    Terazide arpa altınla yoldaş olur ama bu, arpanın da altın gibi değerli olmasından değildir.

    Koruktaki su ekşidir ama koruk üzüm olunca tatlılaşır, güzelleşir. Derken küpte yine acır, haram olur fakat sirke olunca
    ne güzel katıktır.

    Ay, yıldızlardan utanır ama yine de cömertliği yüzünden yıldızların arasında bulunur.

    İnanan, inananın aynasıdır.

    Sen şekillerde kalırsan puta tapıyorsun demektir. Her şeyin şeklini bırak, manasına bak

    Rengi kara bile olsa, bir kişi seninle aynı maksadı güdüyorsa, ona ak de, senin rengindedir.

    Hacca gideceksen, bir hac yoldaşı ara. İster Hint’li olsun, ister Türk, ister Arap. Şekline, rengine bakma, maksadı ne,
    ona bak.

    Yokluk, varlığın aynasıdır.

    Arslanın boynunda zincir bile olsa, bütün zincir yapanlara beydir arslan.

    Zıddı meydana çıkaran, onun zıddı olan şeydir. Bal, sirkeyle belirir.

    Kasırga pek çok ağaçlar yıkar fakat yeşermiş bir ota ihsanlarda bulunur.

    Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.

    Herkes güneşi görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı?

    Hiç köpeğin havlaması, ayın kulağına değer mi?

    Huzurunda bulunmayanlara bile böyle elbiseler, böyle yiyecekler verirse, kim bilir konuğun önüne ne nimetler koyar.

    Hıristiyanların bilgisizliğine bak ki, asılmış Tanrı’dan medet umuyorlar.

    Resim, ressama, beni kusurlu yaptın diye söz mü söyleyebilir?

    İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize.

    Sen de sağ eline bir sopa aldın ama senin elin nerede, Musa’nın eli nerede

    Akıllı birisinden gelen cefa, bilgisizlerin vefasından iyidir.

    Kara odun ateşe eş oldu mu, karalığı gider, tümden ışık kesilir.

    Bağış, kine merhemdir.

    Tahta içinde yaşayan kurt, o tahtanın fidan olduğu vakit ki halini bilir mi hiç?

    Madem ki hırsızsın, bari o güzelim inciyi çal, madem ki gebe kalıyorsun, bari yüce bir çocuğa gebe kal.

    Korukla üzüm birbirine zıttır ama, koruk olgunlaştı mı güzel bir dost olur.

    Tanrı yüzünü çirkin yaratmışsa, kendine gel de, hem çirkin yüzlü hem çirkin huylu olma bari.

    Aynada bir şekil görürsün hani, senin şeklindir o, aynanın değil.

    Satrançta piyon yola çıkar da, sonunda yüce vezir olur.

    Kibir kokusu, hırs kokusu, tamah kokusu, söz söylerken soğan gibi kokar.

    Sonsuzun iki yanı da yoktur, ortası nasıl olabilir?

    Dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, düşmanın üçyüzbin cefasına bedeldir.

    Bal yiyen arısından gocunmaz..

    Güneşin ışığı pisliğe vursa bile pislenmez, ışıktır o.

    Başın ırmağın suyuna daldı mı, suyun rengini nasıl görebilirsin?

    Davud’un elinde mum oluyor, senin elindeyse mum, demire dönüyor.

    Sabır, insanı maksadına en tez ulaştıran kılavuzdur.

    Yılan yumurtası da serçe yumurtasına benzer ama aralarında ne kadar fark var.

    Bilginin, iki kanadı vardır, şüphenin tek.

    İkiyüz batman bala, bir okka sirke döksen, balın içinde erir, gider. Balı tattın mı sirkenin tadını bulamazsın fakat tartarsan bir okka fazla gelir. Demek ki sirke, hem yok olmuştur, hem vardır.

    Bir kuyudan her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen, sonunda arı duru suya ulaşırsın.

    Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.

    Sen, yerdeki yeşillik gibisin, ayağın bağlı. Bir yel esti mi, tam inanca ulaşmadan başını sallarsın.

    Oltandaki et lokması, balık avlamak içindir. Öyle lokma ne bağıştır ne cömertlik.

    Sözün eğri olsa da, anlamı doğru bulunsa, sözdeki o eğrilik, Tanrı’ya makbuldür.

    İçen akıllıysa, aklının parlaklığı daha da artar, fakat kötü huyluysa daha beter olur. Ama halkın çoğu kötü olduğundan,

    beğenilmez huylara sahip bulunduğundan, içki herkese haram edilmiştir.

    Eşeğin ardını öpmekte bir tat, tuz yoktur. Faydasız yere, sakalını, bıyığını kokutur.

    Pirlik, saçın sakalın ağarması ile elde edilmez. İblisten daha ihtiyar kim var?

    Tavus kuşu gibi sadece kanadını görme, ayağını da gör.

    İnci de denizin dibinde, taşlarla beraberdir. Övünçte, ayıpların arasındadır.

    Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.

    Öküz, ansızın Bağdat’a gelir, şehri bir baştan öte gezip, dolaşır. Bütün o zevki, hoşluğu, tadı, tuzu görmez de göre göre
    karpuz kabuğunu görür.

    Hani bir hayvan vardır, porsuktur adı. Dayak yedikçe semirir, büyür, köteği yedikçe daha iyileşir, sopa vuruldukça
    semirir, insan da gerçekte porsuktur, çünkü o da dert, mihnet sopasıyla büyür, semizleşir.

    Uçan kuş, yeryüzünde kalsa tasalanır, derde düşse ağlayıp inlemeye koyulur. Fakat ev kuşu, kümes hayvanı, yeryüzünde
    sevinçle yürür, yem toplar, neşeyle koşar durur.

    Ölülerle savaşıp gazilik elde edilmez.

    Hoş, güzel ömür, yakınlık aleminde can beslemektir. Kuzgunun ömrü ise fışkı yemeye yarar.

    Kin, sapıklığın da aslıdır, kafirliğin de.

    Kuru duayı bırak, ağaç isteyen tohum eker.

    İnciyi sedefin içinde ara, hüneri de sanat ehlinden iste.

    İnsan bir ağaca benzer, kökü, ahdinde durmaktır.

    Susmakla canın özü, yüzlerce gelişmeye ulaşır. Ama söz, dile geldi mi, öz harcanır.

    Ömür de Allah’la hoştur, ölüm de. Allah’a kavuşmadıktan sonra, ab-i hayat bile ateştir. ALLAH

    Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu?

    Hırs, çirkinlikleri bile güzel gösterir.

    Padişahın adamlarından biri, zindanın burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç?

    Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra
    güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin.

    Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.

    Demirciliği bilmiyorsan, demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da.

    Taş, taşlıktan çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç?

    Padişah, töhmet altına alınanı Karun’a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün.

    Eğri ayağın gölgesi de eğridir.

    Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini görse bile, Tanrı’yı görmüş olur.

    Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.

    Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu görür ancak.

    Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa yukarı.

    Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak

  10. #10
    Resimli Mevlana aşk sözleri,
    Mevlananın resimli aşk sözleri



    Gönlümü, belanın geçtiği yola koydum.
    Yalnız senin arkandan koşsun diye, gönlün ayak bağını çözdüm...
    Bugün rüzgar, bana senin güzel kokunu getirdi,
    Ben de teşekkür için ona gönlümü verdim.


    610 - Mevlana Sözleri ve Açıklamaları



    611 - Mevlana Sözleri ve Açıklamaları

  11. #11
    mevlananın altın sözleri
    Mevlana Sözleri
    mevlananın meşhur sözleri
    Mevlananın önemli sözleri,
    Mevlananın ünlü sözleri



    "Ya oldugun gibi görün
    Ya göründügün gibi ol"
    Hz Mevlana


    "Biz güzeliz sende güzelles, bizim huyumuzla
    huylan, baskalarinin huyunu birak
    Cevher madeni olmak istiyorsan, gönlünü aç,
    gögsünü deniz haline getir"
    Hz Mevlana


    "Gene gel! gene gel! her ne isen gene gel!
    Kafirsen, atese tapiyorsan, puta tapiyorsan da, gene gel,
    Bu bizim dergahimiz umutsuzluk dergahi degil,
    Yüz kere tövbeni bozmussan da gene gel!"
    Hz Mevlana


    "Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol,
    Sefkat ve merhamette günes gibi ol,
    Baskalarinin kusurunu örtmede gece gibi ol,
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
    Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
    Hosgörülükte deniz gibi ol,
    Ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol"
    Hz Mevlana


    "Gönül güzelligi geçmez güzelliktir
    O güzelligin devleti Ab-i Hayatin sakisidir"
    Hz Mevlana