Nazik olmak bir kuraldır. Nezaketsizlik ise kin, saygısızlık, çatışma ve gerginlik yaratan davranış olarak tanımlanır. Nezaket kuralları insanların birbirine kibar ve incelikli davranmasını zorunlu kılar.

Cümlelerinize 'lütfen' diyerek başlayın:
Gündelik hayatın kaosu içinde ya acelemiz vardır ya sinirliyizdir ya da herhangi başka bir problemimiz vardır. Bu nedenle nezaketin temel kuralı olduğu halde cümlelerimize 'lütfen'le başlamayı hep ihmal ederiz ya da erteleriz. Oysa bu sihirli sözcüğün varlığı ya da yokluğu karşımızdaki insanla aramızdaki iletişimi, iyi ya da kötü yönde etkileyebilir. 'Lütfen bana şu gazeteyi uzatır mısın?' cümlesi ile 'Gazeteyi uzatsana' arasında büyük fark vardır.




İkinci cümle karşı tarafa sanki şu mesajı vermektedir: Sana iyi davranana kadar sakın yerinden kalkıp benim için bir şey yapma. 'Lütfen' sözcüğünü hangi sıklıkta kullandığınız sizin başkalarının özgürlüğüne ne kadar saygı gösterdiğinizi belirtir. Bunu çevrenizdekilerden esirgemeyin.

Sizden sonrakileri düşünün:
Sizden fazla bir şey istemiyoruz. Örneğin güneşlendiğiniz kumsala sizden sonra gelecek turisti düşünmeniz, izmarit ve bira şişelerinizi etrafta bırakmamanız kumsalın bir nebze de olsa temiz kalmasını sağlayacaktır. Unutmayın tek bir izmarit sizin için fark yaratmayabilir ancak kumsal için kesinlikle fark eder. Ekolojiyi temelde bir nezaket problemi olarak düşünebiliriz.


Dış görünüşünüz:
Gerçek zarafete ruhumuzda erişiriz. Bundan sonrası daha az önemlidir. Evet, giysilerimiz bizim aynamızdır: Çevremize verdiğimiz önemi, değeri ve saygıyı gösterir. Aynı zamanda empati kurmamıza yardımcı olurlar. Bu konuya başarılı ve ünlü bir işadamının nezaketini örnek verebiliriz. Bir toplantıdan önce misafirinin bagajlarının hava alanında kaybolduğunu ve onun bu nedenle toplantıya takım elbiseyle gelemeyeceğini öğrenen işadamı, meslektaşının kendisini kötü hissetmemesi için evine gider ve üstünü değiştirip sıradan giysilerini giyer. Bürosuna döner ve misafirini böyle karşılar.


Cep telefonunuzu kapatmayı unutmayın:
Alexander Graham Bell, 1876 yılında telefonu icat ettiğinde, onun görgü kurallarıyla ilgili problemler yaratacağını bilemezdi tabii. Günümüzde, yaygınlaşan cep telefonları tiyatroda, sinemada ya da tam gelin ve damadın 'Evet' diyeceği anda bir nikahta aniden çalıp, sahibini renkten renge sokabiliyor. Gereken yerlerde cep telefonunu kapatmayı unutmamak bir saygı göstergesi ve en azından komik duruma düşmemek adına bunu yapmayı asla ihmal etmemek gerekiyor.


Başkalarının zamanına saygı gösterin:
Kronikleşmiş bir geç kalma alışkanlığına sahip olanlar öncelikle bunun başkalarının zamanını çalmak anlamına geldiğini bilmeliler. Bu, aynı şekilde kendi zamanına da saygı duymamak anlamına gelir. Geç kaldığımızda karşımızdaki insana 'Geç kalırken yaptığım şey senden daha önemliydi, senin değersiz vaktin hiç umurumda değil' mesajını veririz ve tahmin edersiniz ki bu da hiç hoş bir davranış değildir.


Özür dilemeyi öğrenin:
Love Story filminde 'Sevmek, asla özür dilemek zorunda kalmamaktır' denir. Elbette bu hoş bir ütopya olmaktan öteye gidememektedir; insanlar sık sık hata yaparlar ve sevdiklerinde de hata yapmaları doğaldır. Bu nedenle özür dilemek zorunda kalınır ancak önemli olan bunun nasıl yapıldığıdır. Aceleci özürler olayı oldu bittiye getirip kapatma izlenimi vereceği için tatminkar olmaz ve yeni problemlere yol açar. Dramatik ve abartılı özür dileme biçimleri de inandırıcı değildir. Özrün hangi cümlelerle dilendiğinden çok, bu durumda nasıl davranıldığı önemlidir; bu hatalarımızı onarabilir.


Ertelemeyin:
Uzun zamandır görmediğiniz, telefonunu kaybedip, vapurda karşılaştığınızda bir akşam mutlaka buluşmayı planladığınız eski arkadaşınızı ya da aylardır değil ziyaret etmek, telefon etmeyi bile ihmal ettiğiniz yaşlı teyzenizi ihmal etmeyin. Yarın ne olacağını hiç kimse bilemez ve siz bir gün o insanı ihmal ettiğiniz için pişman olabilirsiniz. Gündelik yaşamın akışına kapıldığımızda bizden ve bizim işlerimizden daha önemli hiçbir şey yoktur. Yakınlarımıza bir telefon edip hatırlarını sormak bile aklımıza gelmez. Ancak ertelemek bazen işe yaramaz, zamanı geldiğinde gerçekten çok geç olmuş olabilir. Bu nedenle sevdiklerinizi aramaya üşendiğinizde hemen 'Yarın yaşıyor olacak mıyım ya da yarın o yaşıyor olacak mı?' sorularını kendinize sorun ve özlediğiniz kişiyi arayın.


Başkalarının seviyesine inmeyi bilin:
Nezaket; başkalarına değer vermektir. Örneğin bir çocukla konuşmak istediğinizde onun seviyesine inmelisiniz. Bunu fiziksel açıdan da gerçekleştirebilmek için onun karşısında diz çökerek onunla aynı boyda olmalı ve konuşurken gözlerinin içine bakmalısınız. Bu şekilde aranızda bir empati kurulacaktır.