Rusya'nın yıkılacağını önceden gördü

Atatürk her zamanki gibi Çankaya'daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken, masadakiler sık sık Paşam, Ruslar şöyle ileri adımlar atıyor, ekonomide, sanayide, askeri alanda şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyorlardı.



Atatürk bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki içinde meyvelerin bulunduğu tabağı alıyor ve yere alacakmış gibi yapıyor. Masadakilere: "Eğer bunu yere bıraksam kaç parça olur?" diye soruyor.


"40 parça olurdu Paşam" diyorlar. "Hayır..." diyor Atatürk, soruyu yine tekrar ediyor, aynı cevabı alıyor. Bunun üzerine: "Bilemediniz..." diyor. Ve devam ediyor: "Biraz sabredin... Yurtta Sulh, Cihan'da sulha sarılın. Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olacak. Bu nesil Bolşevik İhtilali yaptı. Kan kussa, kızılcık yedim der. Oğulları da babalarının istikametinde gider. Ama ondan sonraki nesil Rusya'yı 60parçaya böler..."


Şimdi Atatürk'ün bu sözleri söylemiş olduğu 1936 yıllarını şöyle bir hatırlayalım... Henüz daha II. Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken, bu sözler söylenmiştir. Yani inanılacak gibi değil ama 1936'da 1990'ları anlatmıştır. Bunun tek bir izahı olabilir. Bu normal şartlarda açıklanabilecek bir mesele değildir. Eğer Atatürk'ün geleceği görebilen "Üstün Sezme Gücü" olmasaydı, böyle bir kehanetti bulunabilmesi mümkün olamazdı...


Gerçekten de Rusya'daki parçalanma, Atatürk'ün söylemiş olduğu gibi üçüncü nesilde meydana gelmiştir. Atatürk 1936 yılında Rusya'nın parçalanacağını söylerken ayrıntılı açıklamalarda da bulunmuştur:


"Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bu gün Rusya'nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir, işte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak... Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihîmiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir."


"Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır" diyen Atatürk kehanetlerine şöyle devam eder: "Türkiye 21. Yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır. Onlar bizi örnek alacaklardır. "


Atatürk'ün Türk Cumhuriyetleri için söylediği kehanetleri onaylayan Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir; 4 Mayıs 1998 tarihli Sabah Gazetesi'nde "ATATÜRK GERÇEĞİ 65 YIL ÖNCE GÖRDÜ" başlığı ile yayınlanan demecinde şunları söylemiştir:


"Yeni Atlantik Girişimi toplantısında konuşan Orgeneral Bir, Türkiye'nin dış politika hedeflerini ve NATO genişlemesinin bölge dengeleri üzerindeki etkisini anlattı. Türkiye'nin artan önemine dikkat çeken Bir, "Türkiye 21'inci yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır. İlginç olan, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu gerçeği 65 yıl önce görmesidir' dedi. Orgeneral Çevik Bir, Atatürk'ün SSCB'nin günün birinde dağılacağına ilişkin sözlerini de hatırlatarak, Türkiye'nin diğer Avrasya ülkeleri için iyi bir model olduğunu kaydetti.


İkinci Dünya Savaşını önceden gördü

Dünya politikası ile yakından ilgilenen ve özellikle Avrupa'da gelişen olayları dikkatle değerlendiren Atatürk, yeni bir dünya savaşının çıkacağını yıllar öncesinden görebilmişti. Daha 1932 yılında ABD generali mac-arthur’la yaptığı bir görüşme sırasında, "Almanya'nın İngiltere ve Rusya hariç bütün Avrupa'yı işgal edebilecek bir orduyu kısa zamanda kurabileceğini ve savaşın 1940-1946 seneleri arasında başlayacağını’’ belirtmiştir.Ayrıca Atatürk,Amerika’nın 1. dünya savaşı’nda olduğu gibi ileride çıkabilecek bir savaşta da tarafsız kalmayacağını ve Almanya'nın ancak Amerika’nın müdahalesiyle yenilebileceğini söylemiştir.Ayrıca Atatürk devletler arasındaki sorunlara barışçıl çözümler getirilmedikçe savaşın yakın bir tarihte çıkacağını değinmiştir.Bu konuda ," Avrupa devlet adamları önemli politik sorunları her türlü bencillikten uzak ve tam bir iyi niyetle ele alamazlarsa korkarım ki felaketin önü alınamayacaktır." demiştir.Atatürk’ün bu görüşlerinin hepsi ileride aynen gerçekleşecektir.


Atatürk,1935'te, "Milletlerin aralarındaki anlaşmazlıkların ortadan kalkması, medeni insanlığın başlıca dileği olmalıdır." diyerek, milletler arsındaki sorunların barış yoluyla çözümlenmesinde tüm milletlerin katkısının önemini vurgulamıştır."Eğer savaş,bir bombanın patlaması gibi birden bire çıkarsa; milletler savaşa engel olmak için silahlı kuvvetlerini ve mali güçlerini saldırgana karşı birleştirmekte tereddüt etmemelidir." Diyerek bir saldırı karşısında milletlerin çabuk ve etkili önlem almasını istemiştir.O, barışın korunmasına verdiği önemi bu sözleriyle belirtmiştir.


Atatürk, İtalya ve Almanya’nın izledikleri dış siyaseti hatalı buluyordu.O,İtalya2nın Habeşistan'a saldırmasını yeni bir savaşın başlangıcı olarak görüyordu. İtalya'nın saldırgan politikasını onaylamıyordu.Ayrıca,Almanya’nın ırkçı bir politika izleyerek Avrupa’yı egemenliği altında almaya çalışmasını da tehlikeli görüyordu. 1937'de 2. Dünya Savaşı’nın çıkıp çıkmayacağı konusundaki düşüncesini soran Amerikalı gazeteciye, İtalya’nın Habeşistan’a saldırmasıyla bu savaşın zaten başladığını söylemiştir.


Atatürk, 1938'de ise;"Çok geçmeden Avrupa'da bir fırtına kopacak, bu müthiş fırtına dünyanın her tarafına yayılacak ve insanlık bir savaş felaketinin bütün kötülükleriyle bir daha karşılaşacaktır.diyordu."Bu tehlikeli durumda tarafsız kalmak,savaşa katılmamak,barış içinde yaşamaya çabalamak bizim için hayati önem taşımaktadır."sözü ile de Türkiye'nin savaş karşısında izlediği politikayı çok önceden belirlemiştir.


Atatürk,1938 yılında hasta yatağında Afet İnan’a şu sözleri not ettirmiştir: "Devletler, ikinci Dünya Savaşın’a hazırlanıyor. Biz bu durumda iki konuya önem vermeliyiz:birincisi, doğu ve batı komşularımız olduğu gibi öteki devletlerle kurduğumuz anlaşmaları güçlendirmek,ikincisi ise yurdumuzun ekonomik durumunu geliştirmek ve bu bakımdan ekonomik planlarımızı uygulamaktır." Ayrıca;" Bir dünya savaşı olacaktır. Bu savaş sonucunda dünyanın durumu ve dengesi baştan başa değişecektir. İşte bu devre halinde başımıza büyük felaketlerin gelmesi mümkündür." demiştir.