Hicretten sonra Medine`de Peygamber efendimizin mescidi yapılmış, burada Müslümanlar cemaatle namaz kılıyorlardı. Ancak o günlerde namaz vakitlerini bildirmek, zahmetli oluyordu.

Hicretten sonra Medine`de Peygamber efendimizin mescidi yapılmış, burada Müslümanlar cemaatle namaz kılıyorlardı. Ancak o günlerde namaz vakitlerini bildirmek, zahmetli oluyordu. Müslümanlar, mescide toplanır; namaz vaktini beklerlerdi. Bazıları da tam vakti tesbit edemezlerdi.

Sevgili Peygamberimiz, buna bir çare arıyorlardı. Bir gün arkadaşlarını topladılar. Meseleyi hep birlikte konuşmaya (istişareye) başladılar. Namaz vakitlerinde çan çalmak, boru çalmak, ateş yakmak gibi teklifler yapıldı. Bu teklifler ile ilgili Allahü tealanın Resulü, `Çan çalmak Hristiyanların, boru çalmak Yahudilerin, ateş yakmak mecusilerin adetidir` buyurarak kabul buyurmadı. Neticede, karar veremeden dağıldılar. Müslümanlar üzgün olarak evlerine çekildiler.

O toplantıda bulunan Abdullah bin Zeyd, aynı gece bir rüya gördü... Ertesi gün, sabah namazından sonra, Sevgili Peygamberimize gördüğü rüyayı anlattı: `Ya Resulallah! Dün gece rüyamda, mübarek bir zat gördüm. Elinde parlak bir çan vardı. Ona sordum: `Onu bana satar mısın?` `Çanı ne yapacaksın?` dedi. ben de `Onunla Müslümanları namaza davet edeceğim` dedim. O mübarek zat güldü ve; `Sana ondan daha hayırlı, bir şey öğreteyim` dedikten sonra, bana, kelimesi kelimesine, `Ezan-ı Muhammedi`yi okudu.`

Abdullah bin Zeyd hazretlerinin rüyalarını anlatmasından sonra, Allahü tealanın Resulü de tebessüm ederek buyurdular ki: `İnşaallah gördüğün hak rüyadır, salih rüyadır. Şimdi kalk da öğrendiklerini, Bilal`e öğret! Ezanı, O okusun. Çünkü sesi, senden daha gür, daha yüksektir.`

Bu rüya ve Ezan kelimelerini işiten Hz. Ömer dedi ki: `Ya Resulallah! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allaha yemin ederim ki, aynı rüyayı ben de gördüm.`

Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz, ellerini semaya kaldırarak; cenab-ı Hakka şükrettiler, hamdettiler.

Bundan sonra Hazreti Abdullah bin Zeyd, `Sahib-ül Ezan` diye meşhur oldu. Resulullah ile beraber Veda Haccı`nda bulundu. Bu hac esnasında elinde bulunan bütün mallarını, hayvanlarını, fakirlere sadaka olarak dağıttı. 644 yılında 64 yaşında iken vefat etti. Buyurdu ki: `Dünyada olup da ahiret hayatı yaşayan insan saadet içindedir. Bir insan yaşadığı müddetçe Allahı hatırından çıkarmayıp, O`na hep yalvarırsa ahirette merhametine sebep olur. Böylece ahiret hayatı yaşamış olur.`