Edirne'nin Tarihi ve Turistik Mekanları

 Edirne'nin Tarihi ve Turistik Mekanları

  Okunma: 67183 - Yorum: 3
  1. #1
    Edirne, İstanbul ve Bursa’dan sonra tarihi eser zenginliği bakımından üçüncü ilimizdir.Geçirdiği iki büyük yangın, zelzele ve dört istila ile eserlerin çoğu kaybolmasına rağmen müze şehir olma özelliğini korumaktadır. Önemli tarihi eserleri şunlardır:

    Selimiye Camii: Tek kubbe ile dört minaresi olan cami, Mimar Sinan’ın en güzel eseridir. Gerçek bir sanat şaheseridir. Sultan İkinci Selim devrinde 1569’da başlayıp, 6 senede yapılmıştır. Mermer işlemeler ve İznik çinileri camiye ayrı bir güzellik katar. Minareleri üç şerefelidir. Edirne denilince akla Selimiye Camii gelir.

    Selimiye Camii

    Üç Şerefeli Cami:Fatih Sultan Mehmed’in babası İkinci Sultan Murad tarafından o zamanki Osmanlı Devleti payitahtı (başkenti) Edirne’de yapılan cami 10 senede tamamlanmıştır (1438-1448). Bu camiye İzmir’in fethinde elde edilen ganimetten 7 bin kese para harcanmıştır.Mimarı Kemaleddin Efendidir. Bursa camilerinden ayrı bir planla ortaya çıkmıştır.Cami iç avlu, 18 sütun ve 21 kubbeli revak ile İstanbul Bayezid Camiine örnek teşkil eder. Dört minareden biri burmalı, diğeri çubuklu ve baklava, dördüncüsü dama gibi satrançlı şekillerdedir. Baklavalı denilen minarenin üç şerefesine giden yollar ayrıdır.

    Muradiye Camii: İkinci Sultan Murad, Varna’da Haçlı ordularını yenince Edirne’ye dönüşte bir şükür ifadesi olarak bu camiyi yaptırdı.

    Hicri 839 (M.1435) senesinin 10 Muharrem günü ibadete açıldı.OrhanBeyin Bursa’da yaptırdığı cami örnek alınmıştır. Kalemkar işçiliği ve çinileri ile gerçek bir şaheserdir. Çinili ilk minaresi 1572 depreminde yıkılmış ve 1754’te Birinci Mahmud çinisiz bugünkü tek şerefeli minareyi yaptırmıştır.Caminin iki büyük kubbesinin arasında bulunan kemer kalem işlemeleriyle, duvarlar çiçek motifli çinilerle süslüdür.

    Muradiye Camii

    Eski Cami: Çelebi Sultan Mehmed devrinde, 1414 yılında yapılmıştır.Mimarı,Konyalı Hacı Alaeddin’dir.Yazılar sanat bakımından çok değerlidir.Hacı Bayram Veli hazretlerinin vaaz verdiği kürsü halen durmaktadır. 1748 yangını ve 1752 depreminden zarar görmüş olup Birinci Mahmud tamir ettirmiştir.Yanındaki bedesten camiye vakıf olarak yapılmıştır.Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşır.

    Şah Melek Camii: 1429 da Şah Melek Paşa tarafından yaptırılan tek kubbeli ve tek minareli bir camidir. Çinileri fevkaladedir.

    İkinci Bayezid Camii: Sultan İkinci Bayezid tarafından 1488’de Mimar Hayreddin’e yaptırılmıştır. Büyük bir camidir. Darüşşifası vardır. Burada akıl hastaları, su sesi, psikolojik telkin, meşgûliyet ve ilaçla tedavi edilmiştir.Caminin külliyesi 7 bölümdür.

    İkinci Bayezid Camii

    Beylerbeyi Camii: Rumeli Beylerbeyi Yusuf Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir camidir. İçi kalem süslemeleriyle bezenmiştir.

    Defterdar Camii: 1576’da Defterdar Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1572 depreminde kubbesi yıkılmış ve 1872’de Hacı Ruşen kubbe yerine çatı yaptırmıştır. Sonradan yeniden kubbe yapılmıştır.

    Yıldırım Camii:Edirne’de bulunan en eski camidir. Yıldırım Bayezid 1400 senesinde yaptırmıştır. Dördüncü Haçlı Seferinde yapılan bir katolik kilisesinin temelleri üzerine inşa edilmiştir. Yanındaki Hasan Çelebi Sebili, en eski sebildir. Birinci Murad’ın oğlu Şehzade Ahmed’in türbesi bu cami yanındadır. 1878’de Ruslar caminin çinilerini ve mermerlerini sökmüşlerdir. Yanında imaret ve hamam vardır.

    Şeyh Çelebi Camii: Mimar Sinan’ın eseridir. Minaresi yıldırımla yıkılmıştır. Akustiği ve kubbe süslemeleri çok değerlidir.

    Gazi Mihal Bey Camii: Gazi Mihal Bey 1422’de yaptırmıştır. Türbesi de buradadır. İmaret ve şadırvanı vardır.

    Gazi Mihal Bey Camii

    Süleymaniye Camii: Kanuni Sultan Süleyman Hanın vezirlerinden Süleyman Paşa yaptırmıştır.Tunca Nehri kenarındadır.

    Ayşe Kadın Camii: Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Ayşe Hatun yaptırmıştır. Tek kubbeli şirin bir camidir.

    Şûle Çelebi Camii: 1560 senesinde Şûle Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Kirişhane semtindedir.

    Sitti Sultan Camii: 1482’de Fatih’in eşi Sitti Sultan yaptırmıştır. Devrin mimari özelliklerini aksettirir. Yanında Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın sarayı (konağı) bulunuyordu.

    Mezitbey Camii (Yeşil Cami): Mezitbey isimli bir kahraman yaptırmıştır.Minaresi yeşil çinilerle süslüdür.

    Lari Çelebi Camii: 1514’te Lari Çelebi tarafından yaptırılmıştır. Devrin bütün mimari özelliklerini taşır.

    Kadı Bedreddin Camii: 1530’da tek kubbeli olarak inşa edilmiş ve depremlerde zarar görmüştür.

    Saatli Medrese: Üç Şerefeli Caminin avlusundadır. On beşinci asırda İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.

    PeyklerMedresesi: On beşinci asırda Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. İki renkli kapısı çok ilgi çekicidir.

    Rüstem Paşa Kervansarayı: 1561’de Sadrazam RüstemPaşa tarafından MimarSinan’a yaptırılmıştır.Kagir ve iki katlı 102 odalı ve geniş salonlu bir kervansaraydır.

    Ayşe Kadın Kervansarayı: On yedinci asırda Ekmekçioğlu Ahmed Paşa tarafından yaptırılmıştır.Mimarları Sedefkar Mehmed Ağa ile Edirneli Hacı Şaban’dır. Tek katlıdır. Mermer işçiliği çok kıymetlidir.

    Ayşe Kadın Kervansarayı

    Ali Paşa Çarşısı: 1560’ta Hersekli SemizAli Paşa tarafından Kanûni Sultan Süleyman’ın Babaeski’de yaptırdığı camiye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın eseridir. İstanbul’daki Kapalı Çarşıya benzer. 1992 yılında çıkan yangınla kullanılmaz haldedir.

    Bedesten: Eski Cami yanındadır. 1414’te Birinci Murad tarafından yaptırılmıştır.Konyalı Mimar Hacı Alaeddin’in eseridir.On sekizinci asra kadar önemli bir alış-veriş merkeziydi. Halen kapalı çarşı olarak kullanılır.

    Taşhan: Sokullu Mehmed Paşa, Mimar Sinan’a yaptırmıştır.

    Darülhadis: 1435’te İkinci Murad tarafından medrese olarak yapılmıştır. Minare ilave edilerek cami haline getirilmiştir. BalkanHarbinde Bulgarlar topçu atışı ile minaresini yıktılar. Caminin yanındaki türbelerde İkinci Murad’ın iki oğlu ile Üçüncü Mustafa ile Üçüncü Ahmed’in çocuklarının kabirleri vardır.

    Darüttedris: 1574’te Selimiye Camii bahçesine İkinci Selim yaptırmıştır.MimarSinan’ın eseridir. 1935-1971 arasında Arkeoloji Müzesi, 1971’den sonra Türk-İslam eserleri müzesi olmuştur.

    Edirne Saray-ı Hümayunu (Yeni Saray): Osmanlı devrinin Topkapı’dan sonraki en büyük sarayıdır. Tunca Irmağı kenarındadır. On yedinci asırda bu sarayda yaşayan nüfus 10 bin kişi idi.Zamanımıza ancak bir kısmı gelebilmiştir.

    Eski Saray (Saray-ı Atik): Birinci Murad tarafından 1367’de yaptırılmıştır. Eski askerlik idaresinin bulunduğu arsada olduğu tahmin ediliyor.

    Gazi Mihal Köprüsü: Şehrin batısında Tunca Nehri üzerindedir. Bizans döneminde yapılan köprüyü, 1420’de Gazi Mihal Bey yeniden yapılırcasına tamir ettirmiştir. Köprü 766 m uzunlukta, 27 gözlü ve üç bölümlüdür. 1544’te Kanûni Sultan Süleyman tarafından ikinci kez tamir ettirilmiştir.

    Gazi Mihal Köprüsü

    Saraçhane Köprüsü: Şehrin kuzeybatısında Tunca Nehri üzerinde, 1451’de devlet adamlarındanŞehabeddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. 120 m uzunlukta, 5 m genişlikte, 11 ayaklı ve 12 kemerlidir.

    Bayezid Köprüsü: Bayezid külliyesi yakınındadır. 1488’de İkinci Bayezid’in MimarHayreddin’e yaptırdığı zannedilmektedir.Üç gözlü, 34 m boyunda, 4.40 m genişliktedir.

    Saray Köprüsü: Saray içinde, Tunca Nehri üzerindedir. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen tek köprüdür. 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür.

    Uzun Köprü: Ergene Nehri üzerinde, İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır. 1392 m uzunlukta 5.5 m genişliktedir. 174 gözlüdür. Sultan İkinci Abdülhamid Han devrinde tamir ettirilmiştir. Uzunköprü ilçesi ismini bu köprüden almaktadır.

    Tahtakale Hamamı: 1435’te Darülhadis Camiine vakıf olarak Sultan İkinci Murad Han tarafından yaptırılmıştır.Tahtakale Mahallesinde olup,Edirne’nin en büyük hamamıdır.

    Sokullu Hamamı: Çifte hamam olarak da bilinir. Üç Şerefeli Caminin karşısındadır. Sokullu Mehmed Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. On altıncı asır Türk sanatının en önemli örneklerindendir.

    Mesire Yerleri: Edirne topraklarında Meriç, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği ve içinden Ergene, Keşan ve birçok çayların aktığı bir yer olması sebebiyle çok güzel mesire yerleri ve ormanlık bölgeleri vardır.

    Söğütlük: İlin güney kesiminde yüksek ağaçlarla kaplı bir alandır. Edirne-Karaağaç karayolu üzerinde ve Meriç Irmağı kıyısındadır.

    Sarayiçi: Edirne’ye 12 km uzaklıkta sık ağaçlarla süslü, çayırlık ve Tunca Irmağının iki kolu arasında bir yerdir. Kırkpınar güreşleri burada yapılmaktadır.

    Karaağaç: Sebze ve meyve bahçeleri ve sinekli içme suyuyla meşhur bir yerdir.

    Bülbül Adası: Edirne-Karaağaç yolu üzerinde Tunca ile Meriç ırmakları arasında bulunan bir adadır. Sebze ve meyve bahçeleriyle zengindir. Çok sayıda bülbül vardır. Sabahları bülbül sesleri etrafı şenlendirir. Sazan ve yayın balıkları da bulunur.

    Kaplıcaları: Edirne, kaplıca ve içme suyu yönünden zengin değildir. Bilinenleri şunlardır:

    Gülbaba Çamuru: Edirne’nin Gülbaba bataklığı romatizma ağrılarına iyi gelir.

    Mercan Deresi İçmeleri: Keşan ilçesindedir. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir.


  2. #2
    Rüstem Paşa Kervansarayı

    Rüstempaşa Kervansarayı, Kanunî Süleyman'ın ünlü sadrazamı, damadı Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. İki bölümlü olarak düzenlenmiş olan kervansarayın birinci bölümünde büyük avlu ve büyük han, ikinci bölümünde de küçük avlu ve küçük han yer almaktadır. 102 adet odası olan kervansarayın, ön cephesinde de 21 adet dükkan yer almaktadır.

    1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, büyük avluda altı şadırvan üstü mescit olan ve Köşk Mescit diye adlandırılan bina yıkılmıştır.

    Rüstempaşa Kervansarayı, 1972 yılında restore edilerek otel haline getirilmiş ve yapılan restorasyonun başarılı bulunması nedeniyle, 1980 Ağa Han Mimarlık Ödülü'nü almıştır.


    676 - Edirne'nin Tarihi ve Turistik Mekanları

  3. #3
    II. Bayezid Külliyesi (Edirnenin Tarihi ve Turistik Yerleri)

    Sultan II. Bayezid'in Akkirman seferine çıkarken 23 Nisan 1484 yılında temel atma merasimine kendisinin de katıldığı, yapılar topluluğu 4 yıl kadar kısa bir süre içinde bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır. 22000 m²lik geniş bir alana yayılan külliye, Tunca nehri kıyısında doğu-batı ekseni üzerinde, cepheler yola bakacak şekilde konumlanmıştır.


    Külliye bütünlüğü içerisinde:
    Gerek ilgili vakfiyelerden elde edilen bilgiler, gerekse tarihçilerin ortak görüşü olarak
    1) Cami
    2) Medrese-i Etibba
    3) Dârüşşifa,
    4) Tâbhane,
    5) İmaret,
    6) Çifte hamam,
    7) Değirmen,
    8) Köprü,
    9) Su dolapları (değirmeni döndüren, hamam, bahçe v.s. için gerekli suyu Tunca Nehri'nden çeken dolaplar.) yer almaktadır.
    XV. yüzyılın en büyük dini-sosyal kuruluşlarından biri olan külliye bütünlüğündeki 500 m² lik alanı kaplayan cami, yapı olarak çevresindeki yüzden çok kubbeli binanın hepsine egemen bir görünüştedir. 20,55 m çapındaki kubbesi, büyük bir blok şeklinde yükselen dört duvar üzerine oturtulmuştur. Camide, sütun sistemi kullanılmayıp, ana kütle duvarı 20.58x20.60 lık bir kare prizma biçiminde olup, kubbeye ana prizmatik kütleden geçilmektedir. Tabandan kubbe kasnağına kadar olan yükseldiği ise 19.34 metredir.

    Caminin sağ ve sol beden duvarları bitişiğinde dokuz kubbeli ve dört odalı birer tabhanesi olup, cami iç mekânının sağ ve solundan üçer pencere bu tabhanelere açılır.

    Caminin sağ ve sol ana beden duvarlarına bitişik tâbhanelerin köşelerinde, giriş kapısından şerefeye kadar 149 basamaklı, 38 m yüksekliğinde ve 3.25 m çapında tek şerefeli iki minare yer almaktadır. Bu incelikte minarede bu yüksekliğe ilk defa varılmıştır.
    Mermer minber, taş işçiliğinin bir şaheseridir. Somaki mermerden, 17 mermer sütun üzerindeki son derece zarif hünkar mahfili, Edirne'deki ilk örnektir.
    Medresenin:
    Medrese, darüşşifa, ve tımarhane caminin batısına düşmektedir. Medrese kareye yakın dikdörtgen planlı olup, odalar dikdörtgen iç avlunun üç yanını çevrelemektedir. Dershane, ana giriş kapısı aksındadır. Tek hacimli kubbeli olarak düzenlenen dershane biriminin, kapısının sağ iç yanında bulunan taş bir merdivenle üst galeriye çıkılır. Dershaneyi örten kubbe, diğer odalarınkinden daha geniş ve yüksektir. Dershanenin sağında ve solunda üç oda, medresenin kuzey ve güneyinde de altışardan on iki odayla toplam 18 öğrenci odası yer almaktadır.
    Oda kapıları, sağlı sollu 17 sütunlu, kemerli revaklı avluya açılmaktadır. Avlunun ortasında yer alan şadırvanın bugün temeli kalmıştır.

    Darüşşifa:
    Birer kamu sağlık hizmet birimi olan darüşşifalar, temeli vakıflara dayanan halka hizmet veren hayır kuruluşlarıdır. İslâm hukuku esaslarına göre dârü's-sıhha, dârü'l-âfiye, bîmârhâne, mâristan gibi isimlerle de anılan darüşşifalar İslam medeniyetinde, Selçuklu ve Osmanlılar'da daima vakıf tarzında teşkîl edilmişlerdir. kim olduğuna bakılmaksızın her türlü hastanın ücretsiz tedavi edildiği kurumlardır. mimarî açıdan belirli bir tarzı takip ederler, ekseriyetle bir avlu etrafında dört eyvan şeklinde inşa edilmişlerdir. Kayseri'de gevher Nesibe Sultan Darüşşifası, Bursa Yıldırım Darüşşifası ve Edirne Sultan II. Bayezıd Darüşşifası gibi örnekler ilk akla gelenlerdendir. darüşşifalarda tıp eğitimi de verilmiştir. Düzenlenen vakıfnamelerinde, kuruluş amaçları, gelir kaynakları, kuruluşta çalışacak hekim ve diğer görevliler, çalışma şekilleri, gelirin dağıtılması ve kuruluşun yönetimi gibi konular en ince ayrıntılarına kadar anlatılır ve denetlenmesi de ayrıca gösterilir. Medresede okuyan öğrenciler, darüşşifadaki uzman hekimler yanında yetiştirilmekteydi.

    Hastane üç bölümden oluşmaktadır:
    Birinci bölümde, poliklinikler (göz mütehassısı, cerrah, nöbetçi odaları), kiler, özel diyet mutfağı, bekçi odaları, akıl hastaları tecrit odası, ilaç olarak kullanılan şurupların pişirildiği mutfak ve personel odaları bulunmaktadır.
    İkinci bölümde 4 oda ve 2 sofa bulunmaktadır. Odalardan ikisi ilaç deposu ve eczane olarak, diğer ikisi de üst düzey personelin kullanımına tahsis edilmiş.

    Üçüncü bölüm yataklı kısımdır. Bu bölüm 6 kışlık oda ile 5 açık sofadan oluşmaktadır. Sofalardan 4'ü yazlık yatak odası biri de musiki sahnesidir. Odalar ve sahne büyük ve yüksek bir kubbeyle örtülü şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiştir. Odaların dış bahçeye, iç salona açılan pencereleri vardır. Ortadaki büyük kubbenin tepesindeki fenerden gelen ışık iç mekanı aydınlatır ve havayı, pis kokuları dışarı atar. Bir merkez çevresinde toplanmış hasta odaları az personelle hizmet verilmesini sağlar. Personel tüm odaları kolaylıkla gözetleyebilir ve gereğince acil olan hastaların yardımına koşarlar. Bu bölümün yapısında akustik sistemi de oldukça hassastır. Haftada üç gün verilen musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatça dinlenebilir.


    Musiki ile hasta tedavisi, bu hastanenin özellikleri arasındadır. Tedavide yalnız musikiden değil, su sesi ve güzel kokulardan da yararlanılmaktadır. Büyük kubbe altındaki şadırvandan fışkıran suların kubbeye kadar yükseldiğini görenler yazmışlardır. O yükseklikten düşen suyun çıkardığı melodiler hastaları huzura kavuşturmaktadır. Tüm hastalar için musiki konserleri verilmekte ve hastalar bundan yarar görmektedirler.
    Külliyenin Darüşşifa birimi, günümüzde Edirne Sağlık Müzesi'ne dönüştürülmüş ve ziyarete açılmıştır. Yapılan başvuru ile Edirne Sağlık Müzesi 2004 yılında Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü almıştır.

    Caminin doğusunda, külliye bütünlüğü içinde mutfak, fodlahane, mumhane, helvahane, yemekhane, kiler, depo ve ahır gibi bölümler yer almaktadır.

    İmaret:
    İmaret veya imarethane, Osmanlı Devleti döneminde yoksullara yardım amacıyla oluşturulan hayır kurumları olup başlangıçta şehir dışından gelenlere, yolculara, yoksul ve düşkünlere yiyecek, sağlık ve giyecek yardımı yapılırdı. Sonraları ise imaretler sadece yemek verilen yerlere dönüşmüşlerdir.

    İmaretlerin giderleri, imareti yapanın kurduğu vakfın gelirleriyle karşılanırdı. Beylikler dönemindeki imaretlerin vakıflara bırakılması yöntemi Osmanlı döneminde de devam etmiştir.

    Hemen her külliyede bir imaret bulunmaktadır. Genel olarak dörtgen bir plan üzerine yapılan imaretlerde, ortada üstü açık bir avlu, avlunun çevresinde; mutfak, fırın, yemek odaları ve yöneticilerin odaları yer alırdı. İmaretleri oluşturan birimler, yerel ihtiyaçlara göre azaltılır ve çoğaltılırdı.

    Edirne II. Bayezıd Külliyesi İmareti’nde hastaların mutfağı ayrılmış, doktorların tavsiye ve tedbirlerine göre yemek pişirilmiştir.

    Tâbhane Birimleri:
    Osmanlı İmparatorluğu’nda misafirhane yapılarına, gezici dervişlerin, yolucuların konakladıkları yapılara tabhane denilmektedir. Tabhane birimleri erken osmanlı mimarlığında camii yapılarıyla organik bütünlük içerisinde inşa edildiği için tabhaneli camii, zaviyeli veya ters t planlı gibi adlandırmalarla farklı bir tipoloji doğmuştur. Tabhaneli camiilerin ilk örneklerinde tabhane mekanları asıl ibadet mekanlarından olabildiğince bağımsız ve dışarıya açılabilen müstakil mekanlar halindeyken zamanla bağımsızlıklarını kaybetmiş ve asıl ibadet mekanının bir devamı olarak camii bütünlüğüne katılmıştır. Tabhane mekanları Edirne II. Bayezıd külliyesinde kendi içinde ayrıca planlanmıştır.
    Camii biriminin sağında ve solunda yer alan tabhane birimlerinin dört köşesinde dört oda yer almaktadır. Odaların da eyvanların da üzeri, kubbeyle örtülmüş olup, üst örtü dokuz kubbeden oluşmaktadır.

    Sultan Bayezıd Köprüsü:
    Külliye bütünlüğü içerisinde inşa edilen ve şehirle külliyenin bağlantısını sağlayan Sulan Bayezıd Köprüsü, Mimar Hayrettin tarafından inşa edilmiştir. 78 m boyunda, 6 m eninde olan köprü, 5 kemerlidir.




  4. #4
    Selimiye Camii

    Cami, medrese ve darülhadis 90 x 130 m boyutlarındaki avlunun içine, ortada cami, güney köşelerde eğitim yapıları olmak üzere simetrik bir düzende yerleştirilmiştir. Avlunun batı cephesini boydan boya kaplayan arasta ile bu kitleye sırtını veren darülkurra daha geç tarihte yapılmıştır.

    Selimiye Camii

    Osmanlı hükümdarı II. Selim tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan Selimiye Camii, zamanın başkenti olan Edirne'de, şehrin en yüksek noktasında Yıldırım Bayezıd’ın yaptırdığı Baltacılar Koğuşunun kalıntıları üzerine yapılmıştır. Yapımına 1569'da başlanmış ve 1575'de tamamlanmıştır. Osmanlı-Türk sanatının en muhteşem eseridir. Mimar Sinan, Selimiye için "ustalığımın eseri" demiştir.

    İstanbul yönünden gelenleri görkemli görüntüsüyle uzaklardan karşılayan, kentin her yerinden görünebilen, Mimar Sinan'ın 80 yaşında yarattığı ve "ustalık eserim" dediği yapı, Osmanlı-Türk sanatının ve dünya mimarlık tarihinin baş yapıtlarından sayılmaktadır.. 1569-1575 de II. Selimin emriyle yaptırılan Selimiye Cami, Edirne ve Osmanlı imparatorluğunun simgesi olurken uzaklardan görülen 4 minaresi ve caminin kuruluş yerinin seçimi Mimar Sinan'ın mimarlığın yanı sıra şehircilik uzmanı oluşundaki ustalığını da gözler önüne sermektedir..
    Mimar Sinan’ın, mekân bütünlüğü açısından, kendi nitelemesiyle, mimarlığının doruk noktasına ulaştığı yapıtıdır. Şadırvanlı avlusu ve cami birbirine eş 60 x 44 m boyutlarında iki dikdörtgen olarak tasarlanmıştır.

    Şadırvan avlusunun iç ve dış düzenlenişinde pencere, revak ve öteki öğeler büyük bir çeşitlilik ve denge içinde yerleştirilmişlerdir.

    Mimarlık tarihinde en geniş mekana kurulu yapı olarak kabul edilen cami, kesme taşlardan 2.475 m2 lik bir alanı kaplamaktadır. Yerden yüksekliği 43, 28 m olan 31, 30 m çapındaki kubbesi, 6 m genişlikteki kemerlerle birbirine bağlanarak 8 büyük payeye oturtulmuştur. Selimiye camisi 3, 80 m çapı, 70, 89 m yüksekliğinde üçer şerefeli dört zarif minareye sahiptir. Selimiye'de daha önceki hiç bir camide, Ayasofya ve Bizans eserinde ve antik çağ mabetlerinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe, 8 filayağına dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, filayaklarına kemerlerle bağlıdır. Bu şekilde örttüğü iç mekana verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekanın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlamaktadır. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler.
    Kubbenin ağırlığı payeler ve bunların arkasındaki payanda kemerleri ile karşılanarak sekizgen kaide üzerine oturan kubbe sistemi Selimiye Camisi’nde en son olanaklarına kadar geliştirilmiştir. Köşe geçişleri çeyrek kubbelerle sağlanmış, payeler arasındaki kemerler pencere sıralarıyla doldurulmuştur.
    Caminin mimarisinde olduğu kadar, mermer, çini ve hat işçiliklerinde de kusursuzluğa varılmıştır. Selimiye cami taş, mermer, sır altı tekniği ile yapılmış İznik çinileri, ahşap, sedef, gibi süsleme sanatının emsalsiz güzellikteki özelliklerine de sahip bulunmaktadır.
    Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Çinilerin bir kısmı 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında, Rus generali Skobelef tarafından sökülerek Moskova'ya qötürülmüştür.
    Müezzin mahfili tam merkeze yerleştirilmiştir. Büyük kubbenin tam altındaki müezzin mahfili, 12 mermer sütunlu ve 2 metre yüksekliktedir. 12 mermer paye ile taşınmaktadır.
    Selimiye Camisi’nde kullanılan çini, hat, kalemişi, mermer ve ahşap işleri gibi dekoratif öğeler 16. yüzyıl Osmanlı sanatının ulaştığı doruk noktasının ürünleridir. Beyaz mermer mihrabı ve bir dantela gibi işlenmiş minberi birer başyapıt sayılmaktadır. Ayrıca mihrap çıkıntısının içini ve hünkâr mahfilini süsleyen çiniler de dönemin en değerli İznik çinileridir.
    Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır.
    Selimiye Camii, başkentten gelen yoldan en iyi biçimde görülebilecek konumda inşa edilmiştir. Kente girişte adeta devletin gücü simgeleniyordu. Bu görünüm yakın zamana kadar sürmüştür. Ancak, son yıllarda yolun kenarına yapılan bazı yüksek binalar caminin bu görünüşünü büyük ölçüde engellemiştir.

    Medrese ve darülhadis
    Her iki yapı da camiden daha önce, 1572-73’te tamamlanmıştır. Dörtgen bir avlunun iki dış cephesine yerleştirilmiş 13’er oda ve iç tarafa bakan birer dershane bulunmaktadır. Odalar ve dershaneler kare planlı, kubbelidir. Kaş kemerli avlu revakları tek eğimli düz çatı ile örtülüdür. Bütünüyle kesme taş olan cami kitlesinin tersine bu yapılarda taş ve tuğla karışımı duvar örgüsü kullanılmıştır.

    Arasta
    Camiye gelir sağlamak amacıyla yapılmıştır. Mimarının Davud Ağa olduğu bilinmesine karşın bazı araştırmacılar, yapının konumlanışı ve cami tasarımıyla bağlantısı açısından Mimar Sinan’ın tasarımı olduğunu, ölümünden sonra bu tasarım esas alınarak yapılmış olabileceğini savunmaktadırlar. Cami avlusunun batı duvarı boyunca uzanan 225 m lik ana kol ve buna dik bir kısa koldan oluşur. Kısa kol şadırvan avlusunun yan kapıları ekseni üzerindedir. Kolların kesiştiği nokta yüksek kasnaklı bir dua kubbesi ile belirlenmiş, buradan avluya geçiş sağlanmıştır.

    Darülkurra
    Tek kubbeli, iki göz revaklı, fevkani bir yapıdır. Kubbesi medrese ve darülhadis kubbeleriyle aynı düzeydedir.