Leylin siyahında yürüdüğüm yollar sanadır. Gece siyah perdesini çektiğinde gelirsin düşlerime. Dikenli bir yolsa yürüdüğüm yollar, razıyım senin için akacak kanımın her damlasına.

Düşlerimin sana isyan ettiği zamanın ben paydasının sen payındayım. Tefekkürü sana kuruyorum her gün, aynı akreple yelkovan kovalamacasına.

Yağmur yağıyor sensiz şehrimin senli caddelerine. Kirpiklerimi bir buğu kaplıyor birden. Düşen damla ismini heceliyor sağır toprağa. Varlığının aksi vuruyor pencereme. Cama bıraktığım yitikten sana dair imlerle görüyorum dünyayı.

Terkine bıraktığın soyka nefes almaya başlıyor tekrar. Yitirilmiş ne varsa yitirilmemeyi bekliyor bu defa. Sessiz çığlıklarla sadece iki kişinin duyduğu haykırışlar yükseliyor semaya. Bir ütopyaysa vuslat, ne kadar çok isterdim hayal olmasını, ne kadar çok isterdim hayalin gerçek olmasını.

Keşke demeseydim/n, keşke. İki sütun arası koridor, sırat köprüsüne dönmeseydi keşke. Düşerken yakalasaydın keşke en biçare yanımdan. Keşke… Ne olurdu beytülsaadette sen olsaydın.

Sözcükler bir bir intihar ediyor sana. Bir uçurum kenarında sırasını bekliyor her cümle. Gözler sana uyuyor varlığının dolduracağı çukurlaşmış yastığa her baş koymada. Rüyalara firar ediyor ruh, asice.

Suskun ağlamaları kağıda gömüyorum şimdi. Gök ağlıyor, toprak umursamıyor. Bir gün ulaşırsa sana silme kağıda düşen çiseleri. Seni bana hatırlatan her şey bana kalsın öylece. Gecenin beyzası olsun bakışların, fütursuzca düşsün odama.

Ne sana yazılacaklar biter, ne de yazılanlar sana muhabbete yeter. Kağıda kendini asmış iki cümle yarenliği, sana adanmış bir hayata önsöz olur.

Saat sana sen varken yine gözlerimi yalnızlığıma emanet ediyorum. İyi uyu gözlerim, daha göreceğin çok siyah vakitler var.