Gerçek Nedir?"


Matrix Filminin Gündeme Taşıdığı Bu Soru Aslında Çoktan Yanıtlandı!


İlki 1999'da çekilen, Andy ve Larry Wachowski kardeşlerin film sektöründe devrim yaratan Matrix üçlemesinin ikinci bölümü "The Matrix-Reloaded", 15 Mayıs 2003'de Cannes Film Festivali'nde gösterildikten sonra, 16 Mayıs'ta tüm dünyada vizyona çıkıyor. Matrix üçlemesinin ikinci bölümü "The Matrix Reloaded'ın, ilk bölümü kadar ilgi uyandıracağı tahmin ediliyor. Aslında filmin bu kadar ilgi uyandırmasının sebepleri arasında, gördüğümüz dünyanın algılardan oluştuğu ve maddenin gerçekliği ile ilgili doğru tespitlerde bulunması gösteriliyor.




72 - Matrix'in Gerçek Sırrı

Matrix'in Düşündürdükleri


Matrix filmi, gösterime girmesiyle tüm dünyada büyük yankı uyandırmış ve sinemaseverlerin yanı sıra, felsefecilerin de ilgisini çekmişti. Öyle ki dünyanın çeşitli üniversitelerinde görevli, yirminin üzerinde felsefeci, editörlüğünü Pennsiylvania King's Üniversitesi profesörü William Irwin'in yaptığı "Matrix ve Felsefe" kitabında, filmi felsefe temalarına göre yorumlamışlardı. Irwin, bu kitabı, "Bir soru yüzünden sabaha kadar uykusuz kalan herkes içindir." şeklinde tanımlamıştı.

İşte dünyanın cevabını aradığı bu soru, filmin ana konusunu oluşturan "maddenin mahiyeti" ne ilişkindi. Matrix filminde yapay uyarılarla bir insana gerçek olmayan bir dünya, gerçek gibi gösteriliyordu. Film günümüz teknolojisiyle, yapay uyarılar ile yapay görüntüler, yani yapay bir dünya oluşturulabileceğini anlatıyordu. Filmin başrol oyuncusu, o güne kadar cam bir fanusun içinde beynine verilen elektrik sinyallerinden oluşan hayali bir dünyada yaşadığını anlıyor ve kendisini bir bilgisayar programcısı zannederken, aslında bir mekanda uyumakta olduğunu fark ediyordu.

Böylece filmi izleyenler her an gördüğümüz "yaşamımıza ait tüm algılarımızın nedeninin çok daha farklı bir kaynak olabileceğini" düşündüler. Süper bir bilgisayarın içinde sanal bir dünyada da yaşıyor olabilirdik ve böyle bir durumda hiçbir zaman farkı anlayamazdık.

Dünya Matrix'in düşündürdüklerini tartışa dursun, bu filmle gündeme gelen maddenin varlığına dair tüm sorular aslında tüm bilimsel açıklamalarıyla Harun Yahya'nın, Hayalin Diğer Adı Madde adlı kitabında çoktan yanıtlanmıştır. (Harun Yahya'nın Matrix ve Birkaç Filmin Yorumu isimli kitap çalışmasının baskı hazırlıkları ise devam etmektedir.)

Beş duyumuzla algıladığımız herşeyin ruhumuza gösterilen bir görüntüler bütünü olduğu ve zihnimizin dışındaki dünyanın aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımız gerçeğini bazı insanlar kabul etmek istememektedirler. Çünkü bu gerçeği kabul eden kişi, dışımızdaki dünyanın var olup olmadığını veya neye benzediğini asla bilemez. Bundan en çok korku ve endişe duyanlar ve sonuçsuz tartışmalara devam edenler ise, elbette ki materyalist felsefenin bağlılarıdır. Materyalistler bilmin kanıtladığı, hatta filmlere dahi konu olan maddenin aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımız gerçeğini reddetmektedirler. Çünkü onlar için tek mutlak varlık maddedir. Konuyu işleyen Matrix filminin ikinci bölümünün vizyona gireceği şu günlerde, maddenin kendisiyle asla muhatap olamayacağımız gerçeğinin, yıllardır neden materyalistlerce hiçbir delil olmaksızın inkar edildiğini hatırlamakta fayda vardır.


UYARI!
Okuyacağınız bu bölüm, hayatın ÇOK ÖNEMLİ bir sırrını içermektedir. Maddesel dünyaya bakış açınızı kökten değiştirecek olan bu konuyu, çok dikkatli bir biçimde ve sindirerek okumalısınız.

Burada anlatılacak olanlar yalnızca bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım veya herhangi bir felsefi düşünce değil; dine inanan-inanmayan herkesin kabul edeceği, bugün bilimin de kanıtladığı kesin bir gerçektir.



Hayalin Diğer Adı Madde ve Materyalizmin Sonu

21. yüzyıl, maddenin gerçeğinin tüm insanlar arasında yayılacağı, materyalizmin ise yeryüzünden silineceği tarihi bir dönüm noktası olacaktır.

Önce materyalizmin genel bir tanımına bakalım: Meydan Larousse Ansiklopedisi'nin 8. cildinde maddeci felsefe şöyle tarif edilir: "Maddecilik, 'madde'den başka bir cevherin varlığını kabul etmeyen öğretidir. Bütün gerçekliklerin cevherini ve özünü ruhun meydana getirdiğini söyleyen 'ruhçuluk'un karşıtıdır..." Bu kısa tanımda görüldüğü gibi, materyalist felsefe maddeyi tek mutlak varlık olarak kabul eder ve madde dışında hiçbir varlığı kabul etmez. Örneğin, maddeci felsefe ruhun varlığını kabul etmez, insan bilincini beynin faaliyetlerinin bir ürünü olarak görür. Ancak; bugün artık açıkça bilinmektedir ki, madde dediğimiz şeyler zihnimizde algılanmaktadır. Bu algıların zihnimiz dışında maddesel karşılıkları olduğunu bilimsel olarak göstermemiz imkansızdır. Zihnimizin dışına çıkıp madde dediğimiz şeyin aslı ile muhatap olmamız mümkün değildir. İki cümle ile özetlenen bu gerçeği kabul ettikten sonra, artık ortada ne madde, ne de maddecilik -yani materyalizm- kalmamaktadır.

Algılarımızın, zihnimizin dışında maddesel karşılıkları olduğunu farz etsek bile, bu maddelere hiçbir zaman ulaşamayacağımıza göre, hiçbir zaman görmeyeceğimiz, üstelik varlıkları bile şüpheli olan maddeler üzerine felsefe yapmanın, bunlar üzerine bir hayat görüşü bina etmenin mantıksızlığı ve gereksizliği de açıkça ortadadır. İşte materyalist felsefenin bağlılarının, maddenin ardındaki bu önemli sırrın açıklanmasından son derece rahatsız olmalarının, bu sır çok açık olmasına rağmen onu anlamazlıktan gelmelerinin temel nedeni, bu konunun felsefelerinin sonunu getirdiğini anlamalarıdır. Tarih boyunca tüm materyalistler maddenin gerçeğinin açıklanmasından, hatta materyalizm taraftarlarının bu gerçeği anlatan kitapları okumalarından büyük rahatsızlık duymuşlar ve bunu dile getirmişlerdir. Örneğin Rusya'daki kanlı komünist devrimin liderlerinden biri olan Vladimir I. Lenin, neredeyse bir asır önce yazdığı Materyalizm ve Ampiryokritisizm isimli kitabında taraftarlarını bu gerçeğe karşı şöyle uyarmaktadır:

"Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliği bir kere yadsıdın mı, kuşkuculuğa (agnostisizm) ve öznelciliğe (subjektivizme) kayacağından, fideizme (dini inanca) karşı kullanacağın tüm silahları yitirirsin; bu da fideizmin istediği şeydir. Parmağını kaptırdın mı, önce kolun sonra tüm benliğin gider. Duyuları nesnel dünyanın bir görüntüsü olarak değil de, özel bir öğe olarak aldığında, diğer bir deyişle materyalizmden ödün verdiğinde, benliğini fideizme kaptırırsın. Sonra duyular hiç kimsenin duyuları olur, us hiç kimsenin usu, ruh hiç kimsenin ruhu, istenç hiç kimsenin istenci olur."

Bu satırlar, Lenin'in büyük bir korkuyla fark ettiği ve hem kendi kafasından hem de "yoldaş"larının kafalarından silmek istediği bu gerçeğin, materyalistleri ne kadar tedirgin ettiğini göstermekte. Ancak günümüz materyalistleri Lenin'den daha da büyük bir tedirginlik içindedirler; çünkü bu gerçek bundan 100 yıl öncesine göre çok daha açık, kesin ve güçlü bir biçimde ortaya konmaktadır. Geçmişte bir felsefe veya bir yorum olarak düşünülen bu konu, tüm dünya tarihinde ilk kez bu kadar karşı konulamaz bir biçimde ve bilimsel bulgulara dayanılarak anlatılmaktadır.

Bilim yazarı Lincoln Barnett, bu konunun sadece "sezilmesinin" bile materyalist bilim adamlarını korku ve endi şeye sürüklediğini şöyle belirtmektedir: "Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların bir gölge dünyası haline getirirken, bilim adamları insan duyularının sınırlarını korku ve endişe ile sezdiler." (Lincoln Barnett, "Evren ve Einstein", Varlık Yayınları, 1980, s. 17-18)

Ülkemizde ve tüm dünyada, bu konu ile karşı karşıya gelen her materyalistte bu "korku ve endişe" çok güçlü olarak görülmektedir. Örneğin ülkemizde, felsefelerinin sözde temeli olan evrim teorisinin bilimsel yönden çökertilmesiyle zaten ciddi bir şok yaşamakta olan materyalistler, şimdi de Darwinizm'den çok daha önemli bir dayanaklarını, bizzat maddenin kendisini kaybettiklerini anlamaya başlamışlardır. Bu nedenle, konunun önemine dikkat çekip, bu konunun kendileri açısından "en büyük tehlike" olduğundan, kendi "kültürel dokularını tamamen yıktığından" söz etmektedirler. Aslında bu durum, Allah'ın Kuran'da inananlara bildirdiği bir vaadinin de tecellisidir. Hakkın ortaya çıktığı yerde batıl olan fikirler daima yok olmaya mahkumdur. Ayetlerde şöyle buyrulur:

"De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

"Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size." (Enbiya Suresi, 18)

Allah'ın varlığını inkar eden ve "Madde var ise, Allah bu maddenin neresinde olabilir?" gibi yüzeysel ve anlayışsız mantıklarla insanların da inkar etmeleri için çaba harcayan bu kişiler, günümüzde en büyük dayanaklarının yıkıldığına şahit olmaktadırlar. Burada anlatılan gerçek, felsefelerini temelden yıkıp atmakta, üzerinde tartışmaya dahi imkan bırakmamaktadır. Tüm düşüncelerini, hayatlarını, kibirlerini ve inkarlarını üzerine bina ettikleri madde, ellerinden bir çırpıda uçup gitmiştir. 21. yüzyıl, bu gerçeğin tüm insanlar arasında yayılacağı, materyalizmin ise yeryüzünden silineceği tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu gerçeği görebilen insanların, geçmişte neye inandıkları, neyi niçin savundukları hiç önemli değildir. Önemli olan, gerçeği gördükten sonra, buna direnmemek, ölümle birlikte zaten apaçık anlaşılacak olan bu gerçeği geç olmadan anlamaktır. Unutmamak gerekir ki, gerçeklerden kaçılmazdır.















Kaynak:Bilgilerdünyası