Son Yıllarda İklimde Bir Değişiklik Olup Olmadığı

 Son Yıllarda İklimde Bir Değişiklik Olup Olmadığı

  Okunma: 24718 - Yorum: 1
  1. #1
    İklimler değişiyor mu? Bu soruya yanıt vermeden önce iklimin tanımını yapacak olursak, İklim: belirli bir yerdeki sıklıkla gözlenen hava şartlarının bir genellemesidir. Hava şartları ise belirli bir zaman dilimi içerisinde gözlenen hava olaylarıdır. İklim ile hava şartlarını karıştırmamak gerekir. Örneğin İstanbul'da bugün sabah saatlerinde gözlenen gök gürültülü sağnak yağış hava şartlarını ifade ederken İstanbul'da Kasım ayları bol yağışlı geçer ifadesi iklimi tarif eder.

    Bu bağlamda bir iklim değişikliğinden söz edilebilmesi için belirli hava şartlarının uzun yıllar sıklıkla gözlenmesi gerekir. Bu da en az 80 ya da 100 yıllık bir dönemi yani ortalama insan ömrünü aşan bir dönemi kapsar. Bu nedenle örneğin geçtiğimiz Haziran Temmuz ve Ağustos (2004) aylarında tüm yurtta görülen sağanak yağışlı hava şartları ya da yine geçtiğimiz Ekim ayındaki ortalamaların üzerinde sıcak hava şartlarını, yani gündelik olağan dışı hava olaylarını bir iklim değişikliğine bağlamak yanlış olur. Atmosfer bilimcilerine göre küresel ısınmaya bağlı şu anki küresel iklim değişikliğinin işaretlerinden bazıları şöyle sıralanabilir.


    • Buzulların gitgide eriyerek kutuplara doğru çekilmesi ve yüksek dağlardaki kar örtüsünün azalması,

    • Deniz suyu seviyesinin yükselmesi,

    • Bitki ve balık türlerinin göçleri,

    • Havadaki kirleticilere karşı hassas kuş türlerinin azalması,

    • Ağaçlardaki yaş halkalarının daha hızlı büyüme göstermesi,

    • 1990'lı yıllarda son 1400 yılın en sıcak yıllarının ard arda gelmesi.

    Aslında iklimler sürekli olarak değişir, iklimler durağan (stabil) değil aksine değişkendir. Doğal koşullarda iklim değişiklikleri oldukça uzun dönemler içerisinde gerçekleşmektedir. İklimlerdeki bu değişiklikler tüm canlıları doğrudan etkilemiş ancak bu değişikliklerin çok uzun bir süreç içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle canlıların büyük bir kısmı değişikliklere kendilerini uyarlayabilmişlerdir. İnsanlar da binlerce yıl içerisinde görülen iklim değişikliklerine oldukça iyi uyum sağlamış hatta öylesine başarılı olmuş ki sayısı her geçen gün katlanarak artmıştır. Tarihi boyunca insan, iklim değişikliklerine bağlı olarak fiziksel, sosyal, siyasal yönden değişmiş/gelişmiştir.

    İnsanlığın doğal koşullara uyumlu (en azından aykırı olmayan) gelişmesi 19. yy sonu, 20. yy başındaki sanayi devrimine kadar devam etmiş, bu andan itibaren gelişme, atmosfer üzerindeki insan etkisiyle birlikte Küresel ısınmaya bağlı bir iklim değişikliği mi? sorusunu gündeme getirmiştir.

    Küresel Isınma ve İklim Üzerindeki Etkileri
    Küresel ısınmanın mekanizması basitçe, güneşten gelen enerji ile bu enerjinin dünyadan uzaya yansıtılmasındaki dengenin, yansıtılan enerji lehine bozulması şeklinde ifade edilebilir. Güneşten dünyamıza ulaşan kısa dalgaboylu radyasyon, uzaya uzun dalga boylu radyasyon (kızılötesi radyasyon) olarak yansıtılır. Uzun vadede bir enerji dengesi mevcuttur. Yeryüzeyi tarafından atmosfere yansıtılan kızılötesi radyasyonun büyük birbir sürede gerçekleşecek bir

    Küresel iklim, oldukça karmaşık bir sistem olması nedeniyle küresel ısınmanın yol açacağı küresel iklim değişikliğinin dünyanın her bir bölgesini ne şekilde etkileyebileceğini şu anda kestirebilmek mümkün görünmemektedir. Ancak küresel iklim içerisindeki temel göstergelerden biri olan ortalama sıcaklığın değişmesi halinde buna bağlı olarak yağış rejimleri, rüzgarlar, deniz seviyeleri ile kıyı yerleşimleri, tarım, enerji, sanayi vb. birçok insan faaliyetleri ile doğal yaşam etkilenecektir. Bu etkilenmeler, özellikle buzulların erimesi ile oluşacak deniz seviyesi yükselmeleri nedeniyle kıyı kentleri ile küçük adaların ortadan kalkması, yağış rejimlerinin değişmesi sonucu verimli tarım arazilerinin kuraklaşması, suya bağımlı enerji kıtlığı, orman alanlarının yok olması gibi yaşamsal alanları kapsayabilecektir. Denizlerin düzeyinin geçen yüzyılda 10 ila 15 cm yükseldiği, küresel ısınmanın ise 2100 yılına kadar 15 ila 95 cm arasında ek bir yükselmeye daha yol açması beklenmektedir.

    Küresel iklim değişikliği, dünya ölçeğinde şu anda olumlu koşullara sahip bölgelerde olumsuz gelişmelere yol açacağı gibi halen olumsuz koşullara sahip bölgelerinde daha iyi hale gelmesine de yol açabilecektir. Bilim insanlarının iklim modelleri ile yaptıkları çeşitli projeksiyonlar bulunmakla birlikte küresel iklim değişikliğinin dünyanın her bölgesini ne şekilde etkileyebileceğini günümüzde kestirebilmek mümkün olmamakla birlikte şu anda söylenebilecekler; dünyadaki canlı yaşamının önemli ölçüde etkileneceği ve tüm dünya ülkelerinin sosyal, ekonomik ve siyasal politikalarının değişmesi gerekeceği şeklindedir.

    Küresel iklim değişikliğinin ülkemizdeki olası sonuçları üzerine, 1995 yılında IPCC'nin (Ülkeler arası İklim Değişikliği Paneli) İklim Modelleri ile yapılan projeksiyonlarına göre; 2030 yılına kadar Türkiye'nin büyük bir kısmının oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine gireceği, sıcaklıkların kışın 2 oC , yazın ise 2 oC ila 3 oC artacağı öngörülmektedir. Yağışların ise kışın az bir artış gösterirken yazın %5 ila %15 azalacağı şeklindedir. Şu anda Türkiye'nin gece ve gündüz sıcaklıkları gözlemlerinin trend analizinde, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de özellikle gece sıcaklıklarında istatistiksel anlamda önemli artışların olduğu belirlenmiştir (Kadıoğlu M.). Ülkemiz akarsularının 1941-2002 yılları arasındaki gözlenmiş akımları incelendiğinde, Karadeniz Bölgesi dışında kalan bölgelerin bazılarında farklı düzeylerde de olsa azalma yönünde bir trendden söz etmek mümkündür. Azalma trendi, özellikle Ege, Marmara, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinde oldukça belirgindir (Angı A.E.- Özkaya M.,2004). Ülkemiz açısından Küresel iklim değişikliğinin, bulgulardan elde edilen sonuçları daha da olumsuz hale getirmesi sözkonusu olabilecektir.

    Küresel Isınmaya Karşı Önlemler
    Dünyadaki bilim insanlarının 1980'li yıllarda farkına vardıkları ve büyük ölçüde üzerinde uzlaştıkları konu; insan etkinlikleri sonucu oluşan sera gazı emisyonlarının küresel iklim değişikliğine yol açacağına yönelik bilimsel kanıtlar olmuştur. Elde edilen veriler, konunun ülkeler düzeyinde ele alınarak küresel bir anlaşma için acil önlemler alınmasını gerektirdiğinden 1990 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için Ülkelerarası Müzakere Komitesi'nin (INC) oluşturulmasına karar vermiştir. INC tarafından hazırlanan sözleşme 1992'de Rio de Jenario'daki Dünya Zirve'sinde imzaya açılmıştır. Sözleşme AB'de dahil olmak üzere 154 ülke tarafından imzalanarak 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş, 2002 yılı haziran ayı itibarı ile 185 ülke sözleşmeyi kabul etmiştir.

    İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Sözleşmeye taraf olan ülkeler özetle;

    Yeryüzü iklimindeki değişikliğin ve bunun zararlı etkilerinin insanlığın ortak kaygısı olduğunu,

    İnsan faaliyetlerinin atmosferdeki sera gazlarının yoğunluklarını artırmakta olduğu ve bu artışların doğal sera etkisini yükselttiği ve bunun dünya yüzeyinde ve atmosferde ek bir

    Geçmişteki ve günümüzdeki küresel sera gazı emisyonlarında en büyük payın gelişmiş ülkelerden kaynaklandığını,

    İklim değişikliğine ilişkin tahminlerde, özellikle zamanlama, büyüklük ve bölgesel model bakımından birçok belirsizlikler bulunduğunu,

    İklim değişikliğinin küresel niteliği gereği tüm ülkelerin koşullarına uygun olarak mümkün olan en geniş ölçüde işbirliği yapmasını,

    kabul etmişlerdir.

    Sözleşme ile taraflara birtakım yükümlülükler getirilmiş olup bu yükümlülükler kısaca şu şekildedir ;

    • Taraflar uygun metodolojiler kullanarak insan kaynaklı tüm sera gazları emisyonları ve yutaklar tarafından uzaklaştırılanların dökümünü geliştirecek, güncelleştirecektir.

    • Emisyonlar ve yutakların durumunu ele alarak iklim değişikliğini azaltacak önlemleri içeren ulusal ve bölgesel proğramları ve iklim değişikliğine uyumu kolaylaştıracak önlemleri oluşturacak, uygulayacak ve yayınlayacaktır.

    • Sera gazı emisyonlarını kontrol eden, azaltan veya önleyen teknolojilerin, uygulamaların teşvik ve geliştirilmesinde işbirliği yapacaktır.

    • Tüm sera gazı yutak ve haznelerinin korunması ve takviyesini teşvik edecektir.

    • İklim değişikliği etkilerine uyum hazırlığında işbirliği yapacak, kıyı kuşağı yönetimi, su kaynakları, tarım ve özellikle kuraklık, çölleşme ve sellerden etkilenen alanların korunması için entegre planlar hazırlayacak ve geliştirecektir.

    • İklim sistemi ile ilgili olarak, bilimsel, teknolojik, teknik, sosyo-ekonomik, sistematik gözlem ve veri arşivlerinin geliştirilmesine destek verecek, işbirliği yapacaklardır.

    • İklim değişikliği ile ilgili olarak öğretim, eğitim ve kamu bilinci oluşturmak ve kamu dışı kuruluşlar da dahil olmak üzere bu sürece en geniş katılımı sağlamak.

    Ayrıca sözleşme ile bağlayıcılık taşımayan hedef olarak, sanayileşmiş ülkelerin 2000 yılında, 1990 yılındaki emisyon düzeylerine geri dönmeleri hedeflenmiştir. İlk anda acil önlem olarak öngörülen bu hedeflerin yeterli olmayacağı anlaşılarak 1997 yılında daha ileri bir adım olan Kyoto Protokolü kabul edilmiştir. Kyoto Protokolü ile 2008-2012 döneminin sonunda ülkelerin durumlarına göre sera gazı emisyonlarını %5 - %8 oranında azaltması yükümlülüğü getirilmiştir. Bu oranlar gelişmiş ülkeler için %5 iken İsviçre ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri için %8, ABD için %7 olarak belirlenmiştir. Türkiye, gelişmiş ülkeler kapsamında değerlendirilerek %5'lik bir emisyon azaltımı yükümlülüğüne tabi tutulmuştur. Oysa ülkemiz tam olarak gelişmiş ülkeler düzeyinde sera gazı emisyonu yapmaması ve sanayileşme gerekliliği nedeniyle imzalamamıştır.


  2. #2
    çooooooooooooook uzun hepsini yazamamm