Aşık Veyselin Şiirlerinde Tabiat Doğa

 Aşık Veyselin Şiirlerinde Tabiat Doğa

  Okunma: 10820 - Yorum: 3
  1. #1
    Aşık Veysel’in şiirlerinde birçok konu bulmak mümkündür. Ancak öne çıkan bazı konular olacaktır çünkü Veysel bir halk şairidir. Bizzat halkın içindendir, köylüdür. Günümüz şehir yaşantısının ve yaşayanlarının köyden uzaklığı bir nevi “sessizlikten ve doğa”dan uzaklığı olarak da algılanabilir. Köyde de yaşanagelen günlük bir hayat vardır ancak daha samimi insanların daha yakın olduğu bir yaşamdır bu. Bu nedenle bir halk şairinde doğaya yakınlıkla beraber sessizliğin birer yansıması olarak yalnızlık ve gurbeti görmek çok doğaldır. Aşık Veysel’in şiirindeki doğadan sesler şehir hayati içinde ancak sessizlik olsa gerek. (Ağaçlar, rüzgar, dağlar, nehirler vs.den bahseden bir şiir düşünüldüğünde) Aşık Veysel’in bir dönem Vatanla, M. Kemal’le, medeniyette ilerlemeyle ilgili şiirleri de vardır. Ancak Saz Şiiri geleneği içinde değerlendirilecek olursa bu şiirlerde biraz zorlama olduğunu da fark edebiliriz.

    Buna göre Aşık Veysel’in “kendisini” aramamız gereken şiirler Halk Şiiri geleneği içinde yazılmış olanlarıdır. Kriter olarak konuyu aldığımızı belirtmeliyiz.

    Çünkü Aşık Veysel her şiirini heceyle söylemekte, her şiirinde kalıplara uygun kafiyeler kullanmaktadır.

    Aşık Veysel’in doğa ile ilgili inceleyebileceğimiz ilk şiiri Kara Toprak; baştan
    sonra toprağı anlatan ve öven bir şiir. Bu şiirle ilgili bir görüşü şöyledir: “Bu şiiri Halk edebiyatında örneğine pek çok rastlanan ve koşma tarzında yazılan “tabiat tasvirleri” nevine sokmak mümkündür. Saz şairleri bu tarz eserlerinde ekseriya belli bir yeri, bir dağı, bir köyü tasvir ederler. Aşık Veysel bu tarz şiirler söylemiştir. “Kara Toprak” şiirinin onlardan farkı, belli bir yeri değil, genel olarak toprağı övmesidir. Burada tabiattan doğrudan doğruya alınan bir duyu veya duygudan çok, bir “düşünce” bahis konusudur”. Bu şiirde köylünün yaşayışında çok önemli bir yer tutan toprak baş tacı ediliyor. Gerçekten de oraya bağlı bir yaşayışın ürünü bir düşünce tarzı. Bununla beraber dinle, insanlık tarihiyle, çiftçilikle de yoğrulan bir şiir. Ama bunlardan önce Veysel şiire şu dizelerle başlıyor:

    Dost dost diye nicesine sarıldım
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Beyhude dolandım boşa yoruldum
    Benim sadık yarim kara topraktır.
    Şair daha şiirinin başından toprağına bir yâr gibi candan bir dost gibi sarıldığını belirtiyor. Şiirin devamı:
    Nice güzellere bağlandım kaldım
    Ne bir vefâ gördüm ne fayda buldum
    Her türlü isteğim topraktan aldım
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
    Yemek verdi ekmek verdi et verdi
    Kazma ile döğmeyince kıt verdi
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Adem’den bu deme neslim getirdi
    Bana türlü türlü meyva yetirdi
    Hergün beni tepesinde götürdü
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Karnın yardım kazmayınan belinen
    Yüzün yırttım tırnağınan elinen
    Yine beni karşıladı gülünen
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    İşkence yaptıkça bana gülerdi
    Bunda yalan yoktur herkes de gördü
    Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Havaya bakarsam hava alırım
    Toprağa bakarsam dua alırım
    Topraktan ayrılsam nerde kalırım
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Dileğin var ise iste Allah’tan
    Almak için uzak gitme topraktan
    Cömertlik toprağa verilmiş Hak’tan
    Benim sâdık yârim kara topraktır.

    Hakikat ararsan açık bir nokta
    Allah kula yakın kul da Allah’a
    Hakk’ın gizli hazinesi toprakta
    Benim sâdık yârim kara topraktır
    Bütün kusurlarımız toprak gizliyor
    Merhem çalıp yaralarım düzlüyor.
    Kolun açmış yollarımı gözlüyor.
    Benim sâdık yârim kara topraktır.

    Aşık Veysel’in toprak konusundaki “fikir”lerini benimseyen başka bir şairimiz de Yunus Emre’dir. “Yunus Emre de toprağı sabır, iyi huy, tevekkül ve mekremetin kaynağı olarak görür”

    Aşık Veysel’in bu şiiri insanimizin - özellikle köylümüzün - toprağa, onunla birlikte doğaya-canlıya bakışını belirtir. Halkımızca da çok sevilen bir şiirdir.
    Veysel’in konusu bizzat tabiat olan bir başka şiir de “Türlü Türlü Sadâ Verir Ağaçlar”:

    Yel estikçe dalgalanır dalları
    Türlü türlü sadâ verir ağaçlar
    Tertip olmuş kuğu gibi dilleri
    Türlü türlü sadâ verir ağaçlar
    Bahar gelir yaprak açar yaz olur
    Aşka düşe ateş olur köz olur
    Kaval olur keman olur saz olur
    Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar
    Yel değdikçe ince dallar ses verir
    Yeşil yaprak etrafına süs verir
    Aşılarsan meyvesini has verir
    Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar
    Balta gelir yalağından yadeder
    Usta gelir keman yapar ud eder
    Yanık sesli kaval ne feryad eder
    Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar
    Davul olur gümbür gümbür gümüler
    Zurna olur ince sesle iniler
    Gıranata derlerimi yeniler
    Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar
    Kalem olur her lisandan okuyor
    Ana sesi ciğerimi yakıyor
    Dallarda çeşitli kuş şakıyor
    Türlü Türlü sadâ verir ağaçlar

    Aşık Veysel’in bu şiirinde de ayni toprakta olduğu gibi doğal bir varlığın övülmesi var. Övülen varlığın faydalarının açıklanışı bakımından “Kara Toprak” şiirine benziyor. Ağaç’tan elde edilen çalgılardan bahsedildiği gibi ayni ortamda rüzgarında esişiyle bir ses işitilir. Yelin dallara, yapraklara değişiyle de “ağacın sadâlari” duyulur. Bazen de kuğu gibi hep bir ağızdan söylerler.

    İkinci kıtada, ikinci mısra doldurma gibi gelse de, baharın yazın gelişiyle aşkın yeşerişi, aşıkların yanışı arasında bir bağ vardır. Yine aşıklar keman gibi, kaval gibi, saz gibi inlemektedirler. Üçüncü kıtada ağaçların tasvirinin ardından köylüye bir öğüt vardır. Toprak gibi ağacın da faydası vardır. İnsan ondan da uzak kalmamalıdır.
    Bundan sonra gelen iki kıtada, ağaçtan yapılan çalgılar anlatılır. Ağaç âdeta onların ağzından feryad ediyor, ezgiler mırıldanıyordur. Son olarak da kalem olarak ağacı düşünüyor. Güzellik unsuru olarak ağaca konan kuş da yine son kıtada geçmektedir.


    Aşık Veysel’in “dağlar” ile ilgili şiirlerinden bazı dörtlükler:
    Arzusun çektiğim Beserek Dağı
    Elvan Çiçeklerin açtı mı
    Çevre yanın güzellerin otağı
    Bizim eller yaylasına göçtü mü (Beserek Dağı)

    Feleğinen çok oynadım ütüldüm
    Bir zalimin tuzağına tutuldum
    Haraç mezat dost uğruna satıldım

    Verildim de Çamlıbel’e yaslandım
    Veysel der bir yarin derdine düştüm
    Aşkın dolusunu elinden içtim
    Kendi kaçtı hayaline ulaştım
    Sarıldım da Çamlıbel’e yaslandım (Çamlıbel)

    Sel ile ilgili bir şiiri: Emeklerim Zay’eyledi Sel Benim

    Sekizinci ayın yirmi ikisi
    Emeklerim zay’eyledi sel benim
    Sele gitti hasılatım hepisi
    Emeklerim zay’eyledi sel benim

    Tırtıl geldi tevekleri taladı
    Sel geldi de elek elek eledi
    Hasılatı çamurlara beledi
    Emeklerim zay’eyledi sel benim

    Bu sel bizi ne pek kötü beledi
    Dümdüz etti patatesi milledi
    Ne çapasın vurdu ne de belledi
    Emeklerim zay’eyledi sel benim

    Yağmur yağmış sel bulanık geliyor.
    Büyük tüccar her kalemden alıyor
    Parası yok birer marka veriyor
    Emeklerim zay’eyledi sel benim

    Aşık Veysel’in şiirlerinde suyu övdüğünü de görüyorduk. Ancak bu sefer sel baskını olur.
    Köylünün bütün emeği boşa gider. Tarlaları harâp olur. Veysel de sel üzerine böyle bir şiir söylemiştir.

    Veysel’in tabiat şiirleri içine dahil edebileceğimiz tarla ve çiftçi şiirleri de mevcuttur. Bu şiirlerde tabiatla birlikte öne çıkan konu azim ve çalışmadır.
    Aşık Veysel’in doğa unsurlarını öven şiirlerinde dağ, su, ağaç, çiçekler, kuşlar ve sesleri önemli yer tutar. Bunlardan özellikle dağların, suların, ağaçların övülüşünü Eski Türk inanışlarıyla açıklayabiliriz. Bu inanış günümüze kadar -adini yitirerek de olsa- gelmiştir. Anadolu’da birçok yerde dağ isimleri vardır. Saz şiiri geleneği de Eski Türklerden beri vardır. Halk Şairlerimizin bunları övmesi, bağlılık göstermesi bununla açıklanabilir. Ayrıca “Kara Toprak” şiirinde gördüğümüz gibi İslami unsurlar da katılarak bu fikir ve duyuş yoğrulmuş ve gelişmiştir.

    Veysel’in Halk Şiirinde sık sık işlenen “Turna”larla ilgili şiirleri de vardır. Bunlardan biri:

    Turnam Senin Sunam Senin
    Geçti bahar geldi yazın
    Turnam senin sunam senin
    Sinemi deler avâzın
    Turnam senin sunam senin
    Tara turnam tellerini
    Issız koma göllerini
    Yesem dudu dillerini

    Turnam senin sunam senin
    Avcın benim kıymam cana
    Göz göz yara açtın bana
    Tellerim atmam yabana

    Turnam senin sunam senin
    Gövel turnam gölde döner
    Durmaz ismin dilde döner
    Leblerinden emen kanar

    Turnam senin sunam senin
    Sen ördek ol ben göl olsam
    Sen yolcu ol ben yol olsam
    İster kapında kul olsam

    Sen keklik ol Veysel çalı
    Saklasın gel seni dalı
    Yolunda kurban olmalı
    Turnam senin sunam senin

    Halk şiirinde çeşitli anlamlar bulan turna bu şiirde sevgili olmalıdır ki Aşık onu güzel sözlerle övüyor. Aşık Veysel’in tabiat şiirlerinde “ses” büyük önem taşıyor. Kuş sesleri, ağaç sesleri, rüzgarın çeşitli varlıklar üzerinde bıraktığı sesler.. Aşık bumda da Turnanın seninden etkilenmektedir.

    Aşık Veysel’in şiirlerinde işlenen diğer bir konu da gurbettir. Gurbetle birlikte ayrılık ve onun verdiği acı Halk şiirimizde sıkça işlenen konulardandır. Eski Şairlerin çeşitli sebeplerle memleketlerinden ve sevdiklerinden uzak düşmeleri de bu şiirin başlıca yazılış sebebiydi. Veysel’in şiirlerinde de çeşitli motiflerle ayrılık, özlem ve gurbet dile getirilmiştir. Bunlardan birisi “Mektup yâre selamımı ulaştır” şiiridir:

    Al kâtip kalemi yaz bu selâmı
    Mektup yâre selâmımı ulaştır
    Bir yâr için terk eyledim sılamı
    Mektup yâre selâmımı ulaştır.

    Sarıkışla kazamdır Sivralan köyüm
    Geçti ömrüm gurbet elde neyleyim
    “Gel” diyorsa bu ellerde durmayım
    Mektup yâre selâmımı ulaştır

    Yârdan ayrılalı yaralı sinem
    Gam ile kurulmuş temelim binam
    Ağlar mı güler mi gör benim sunam
    Mektup yâre selâmımı ulaştır.

    Gider bu hasretlik yıla yetmez mi
    İsmin tesbih ettim dile gelmez mi
    Bülbülün feryadı güle yetmez mi
    Mektup yâre selamımı ulaştır

    Gönüle hasiret göze yol yaman
    Veysel’i söyletir bir kaşı keman
    Mektup ile konuşalım bir zaman
    Mektup yâre selâmımı ulaştır.

    Veysel sevdiğinden uzak düşmüştür. Onunla konuşmak, yakın olmak, bu olmuyor bari haber ulaştırmak istemektedir. Turnalar da Halk edebiyatında haber getirip götürmek işlevindedirler. Mektup da artık okuma-yazmayla birlikte yer bulmaktadır. Ancak Şair “Al katip kalemi yaz bu selamı” diyor. Burdan başkasına yazdırdığını anlayabiliyoruz. Veysel yardan bir “Gel” beklemektedir. Onun sözüyle gurbet illerden hemen uzaklaşacaktır.

    “Gam ile kurulmuş temelim binam” ifadesi de aşığın ne kadar acı çektiğini orijinal bir şekilde ifade ediyor.

    Dördüncü dörtlükte kullanılan bülbül-gül motifi Halk edebiyatımızda çok sık kullanılır. bumda aşık sevgili için feryad etmektedir. Sesini ona ulaşmasını istemektedir.


  2. #2
    Teşekkürler .....
  3. #3
    teşekkürler
  4. #4
    teşekkürler.. cok güzel olmuş