Mantıkut Tayr ( Kuş Dili)

 Mantıkut Tayr ( Kuş Dili)

  Okunma: 14957 - Yorum: 1
  1. #1
    Feridüddin Attar Nisabur’da 1120’da dogmus ve muhtemelen 1194’da vefat etmis ünlü bir sair ve mutasavviftir. Hekim ve eczaci olmasindan dolayi Attar olarak anilmaktadir. Tac’ül Ârifin Necmettin Kübrevi’ye bagli olmakla birlikte; benimsedigi tasavvuf anlayisi bir sistemden ziyade İsrâki’dir. Hz.Mevlâna, Seyh Galip ve diger mutasavviflar tarafindan yüceltilen Attar, çogu günümüze kadar ulasan pek çok eser birakmistir.

    Adı Muhammed'dir. 6 Şubat 553' te Nişâbur' a bağlı Kedken 'de doğmuş, 10 Cemâziyel âhir 627' de Moğollar tarafından şehid edilmiştir. Şiirlerinde "Attâr" ve "Ferîd" mahlâslarını kullanmıştır. Yirmi-yirmibeş yaşlarında tasavvufa intisap ettiği bilinen Attâr, aklî ve naklî ilimlerde yetişmiş büyük bir âlimdir.
    Mantıkut'tayr adlı eserinin dışında Divanı, Muhtarnâme, Esrarnâme, Hüsrevnâme (İlahinâme), Musibetnâme ve büyük sufilerin hayatlarının anlatıldığı Tezkiretü'l-evliya'sı vardır.

    Bunlarin arasinda en ünlüsü 1187’de yazmis oldugu Tuyûrnâme (Mantiku't-tayr veya Mantik Al-Tayr) adli 4931 beyitten olusan eseridir.

    Attar, Kusdili veya Kuslar Meclisi olarak da bilinen bu mesnevî tarzi eserinde, tasavvufun Vahdet-i Vücûd anlayisini anlatir. Eserdeçok zengin bir sembolik dil kullanilmis ve Hakikât’i arayanlar, yani Hakikât Yolunun Yolculari kuslarla simgelenmistir.

    Hüthüt adli kus onlarin önderleri, kilavuzlari, yani mürsitleridir. Aradiklari Simurg adli efsanevî kus, Allah’in zuhûr ve taayyünüdür. Tabii,zuhûr ve taayyün aslinda bizzat kendilerinden ibarettir.
    Ancak,Vahdet-i Vücut’a, yani Varlik Birligi’ne ulasanlar, “halkin Hakk’in zuhuru; Hakk’in halkin bütünü oldugunu” idrak edebilirler.

    HÜT HÜT KUŞU

    1096 - Mantıkut Tayr ( Kuş Dili)

    ÖZET:
    “… Günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuslar bir araya gelirler.
    Toplanan kuslarin arasinda hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül,
    sülün, üveyk, sahin ve digerleri vardir. Amaçlari, padisahsiz hiç
    bir ülke olmadigi düsüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir
    padisah seçmektir.

    Hüthüt söze baslar ve Hz.Süleyman’in postacisi oldugunu belirttikten sonra; kuslarin Simurg adinda bir padisahlari oldugunu söyler. Ama, hiç bir kusun haberlerinin olmadigini, herkesin
    padisahinin daima Simurg oldugunu belirtir. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasinda gizli oldugu için bilinmedigini ve onun “bize bizden yakin, bizimse uzak” oldugumuzu anlatir. Simurg’u arayip bulmalari için kendilerine kilavuzluk edecegini ilave edince; kuslarin hepsi de hüthütün pesine takilip onu aramak için yollara düserler. Kuslarin hepsi de Simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

    Ama, yol çok uzun ve menzil uzak oldugundan; kuslar yorulup hastalanirlar. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine ragmen, hüthütün yanina varinca “kendilerince geçerli çesitli mazeretler
    söylemeye” baslarlar. Çünkü, kuslarin gönüllerinde yatan asil hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir (!) Örnek olarak, bülbülün istegi gül; dudu kusunun arzuladigi abihayat;tavuskusunun amaci cennet; kazin mazereti su; kekligin aradigi mücevher; hümânin nefsi kibir ve gurur; doganin sevdasi mevki ve iktidar; üveykin ihtirasi deniz; puhu kusunun aradigi viranelerdeki define; kuyruksalanin mazereti zaafiyeti dolayisiyla aradigi kuyudaki Yûsuf; bütün digerlerinin de baska baska özür ve bahanelerdir.
    Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayri ayri, dogru,inandirici ve ikna edici cevaplar verir. Simurg’un olaganüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatir.
    Hüthüt söz alir ve sunlari söyler. Söyledikleri, ayna ve gönül açisindan ilginçtir:

    Simurg, apaçik meydanda olmasaydi hiç gölgesi olur muydu?
    Simurg gizli olsaydi hiç âleme gölgesi vurur muydu?Burada gölgesi
    görünen her sey, önce orada meydana çikar görünür.Simurg’u görecek
    gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydin degil demektir.Kimsede o
    güzelligi görecek göz yok; güzelliginden sabrimiz, takatimiz
    kalmadi.Onun güzelligiyle ask oyununa girismek mümkün degil.O, yüce
    lûtfuyla bir ayna icad etti.O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun
    yüzünü gönülde gör!

    Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuslar, yine onun rehberliginde Simurg’u aramak için yola koyulurlar.Ama, yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktir…Yolda hastalanan veya bitkin düsen kuslar çesitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. Bunlarin arasinda, nefsanî arzular, servet istekleri,ayrildigi köskünü özlemesi, geride biraktigi sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, seriat korkusu, pislik endisesi,himmet,vefa, küskünlük, kibir, ferahlik arzusu,
    kararsizlik, hediye***ürmek dilegi gibi hususlarla; bir kusun sordugu “daha ne kadar yol gidilecegi” sorusu vardir.
    Hüthüt hepsine, bikip usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde asmalari gereken “yedi vadi” bulundugunu söyler. Ancak, bu “yedi vadi”yi astiktan sonra Simurg’a lasabileceklerdir.
    Hüthütün söyledigi, “yedi vadi” sunlardir.

    VADİLER
    MERHALELER

    1.Vadi
    İstek

    2.Vadi
    Ask

    3.Vadi
    Marifet

    4.Vadi
    İstigna

    5.Vadi
    Vahdet

    6.Vadi
    Hayret

    7.Vadi
    Yokluk (Fenâ)

    BEKÂ


    Kuslar gayrete gelip tekrar yola düserler…

    Ama, pek çogu, ya yem istegi ile bir yerlere dalip kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde bogulur, ya yüce daglarin tepesinde can verir, ya günesten kavrulur, ya vahsi hayvanlara yem olur, yaagir hastaliklarla geride kalir, ya kendisini bir eglenceye kaptirip kafileden ayrilir.
    Bu sayilan engellerin hepsi de Hakikât yolundaki zulmet ve nur hicaplaridir.Bu hicaplardan sadece otuz kus geçer.Bütün vadileri asarak menzil-i maksudlarina yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuslar, rastladiklari kisiye kendilerine padisah yapmak için aradiklari Simurg’u sorarlar.

    Simurg tarafindan bir görevli gelir…Görevli, otuz kusun ayri ayri hepsine birer yazi verip okumalarini ister.Yazilarda, otuz kusun yolculuk sirasinda birer birer baslarina gelenler
    Ve bütün yaptiklari yazilidir.

    Bu sirada, Simurg tecelli eder…

    Fakat, otuz kus, tecelli edenin (!) bizzat kendileri oldugunu; yani, Simurg’un mânâ bakimindan otuz kustan ibaret olduklarini görüp sasirirlar.Çünkü, kendilerini Simurg olarak görmüslerdir.Kuslar
    Simurg, Simurg da kuslardir.Bu sirada Simurg’dan ses gelir:

    “Siz buraya otuz kus geldiniz, otuz kus göründünüz. Daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Çünkü, burasi bir aynadir!”

    Hasili, otuz kus, Simurg’un kendileri oldugunu anlayinca; artik, ortada, neyolcu kalir, ne yol, ne de kilavuz...

    Çünkü, hepsi BİR’dir.

    Ayni, asikla, masukun askta; habible, mahbubun muhabbette; sacidle, mescudun secdede; bir olmasi gibi...Aradan zaman geçer, “fenâda kaybolan kuslar yeniden bekâya dönüp”,yokluktan
    varliga ererler…”

    Attar, “ölümden sonraki ölümsüzlügün sirrina” lâyik olacaklarin bilinciyle;ancak, bunlari yazabilir Kusdili olarak; sembolik lisanla!
    Kusdili, mesnevî anlam ve kapsam olarak zengin bir sembolizmadir.
    Kuslar, “Hakikât Yolunun Yolculari” ;
    Simurg, “Hakikât” olarak tanimlanir.
    İnsan ömrünün engebelerine esdeger merdiven basamaklarini çikabilmek vesonunda ancak çok az
    kisinin hedefine ulasabilmesi seklinde düsünülebilir.
    Bunlar, tekamül merdiveninin, İstek’ten Fenâ’ya dogru çikan basamaklaridir.Açiklandigi gibi, kuslarin bazilari, Fenâ’dan daha ileri giderek Fenânin da Fenâsini, yani Bekâ'yi idrak eder.Sembolik evrende terk etme , yegâne kemalât yoludur. Bu sembolizmada, kuslar sâlikleri,
    kilavuz Hüdhüd kusu mürsidi temsil eder.Sîmurg (otuz kus), yani Anka ise, Allah'in zuhûr ve taayyünüdür.Tûyurname, bir vadiden öteki vadiye sirayla geçilerek olgunlasmak seklinde kuslarla temsil edilen ilginç bir örnegidir.



  2. #2
    Teşekkürler.