sponsorlu bağlantılar
"Millî Edebiyat" devrinde bağlanılan gerçekçilik anlayışı, Cumhuriyet döneminde de güçlenerek devam etmiştir. Yeni sanatkarların katılmasıyla, hikayede çeşitli konular işlenmiş, böylece değişik akımların edebiyatımıza girmesi çabuklaştırılmıştır. Gerçekçi anlayışa bağlanan bazı sanatkarlar, sosyal problemlere ideolojik olarak yaklaşarak olayları "sosyal gerçekçilik" açısından değerlendirdiler. Sadri Ertem ve Sabahattin Ali'nin öncülük ettiği "sosyal gerçekçilik" akımı, başlangıçta ilgiyle karşılandı. Ancak, "sonunda kendi aşırılığına saplanmak tehlikesiyle karşı karşıya kaldı."23

Sosyal
gerçekçiler, cemiyetteki olumsuzlukları vermekte aşırıya gittiler. Bu anlayış, daha güzel bir dünyada yaşamak ve mutlu olmak isteyen insanın duygu ve arzularına cevap vermiyordu. Cemiyeti ilgilendiren olayların yanında, ferdin iç gerçekleri, yalnızlığı, bunalımı, cemiyetle ilişkileri gibi konuların üzerinde durulmasına da ihtiyaç vardı.

Yeni hikayeciliğimizin temsilcisi olanlar, bir taraftan sosyal gerçekçilik anlayışım güçlendirirken, bir kısmı yeni arayışlara devam etmekteydi. 1930-1950 tarihleri arasında, bu akım devam etmekle beraber, ferdî gerçekler gündeme gelir. "Gözlemci-gerçekçi" veya "tasvirci-gerçekçi"ler, bakışlarını yeni temalara çevirme gereğim duyarlar. Gözlem ve tasvir güçlerim, cemiyet hayatım yansıtmak için, kullanan sanatkarlar, ferdî duyguları da çözmeye çalışıyorlardı. Kalabalıklar arasındaki ferdin durumunu anlatan eserler, hikayeciliğimiz için yeni anlayışı da beraberinde getirir. Böylece, cemiyet içindeki ferdin gerçeklerine yönelen yazarlarımız ortaya çıkar. Bu yıllarda, "küçük hikayece hızlı bir gelişme dikkati çeker. Yazarlarımız, "gerçekçi" anlayışla cemiyete yönelince, zengin bir malzeme birikimiyle karşılaşırlar. Cemiyet hayatında görülen olayları her yazar ayrı bir tarzda ele alır. Osman Cemal Kaygılı ve F. Cehalettin gibi bir kısım sanatkarlar, mizahî bir anlatımla yaklaşırlar. Bunlar, konularını büyük şehrin kalabalıkları arasından seçerler. Bir kısmı ise köy e yönelip, köylerimizdeki yaşama biçimini dramatize ederler. Mahmut Makal, Talip Apaydın, Muhtar Körükçü gibi...

"Maupassant tarzı"nın devam etmesiyle beraber, "Çehov tarzı"nın da hikayeciliğimiz içerisinde yer aldığım yukarıda belirtmiştik. Bu türün ilk örneklerinin "yol açıcılar" arasında yer alan Memduh Şevket Esendal’da bulunduğu belirtilmektedir. Bu, bir ölçüde, sanatkarın cemiyete ve insana bakışıyla da alakalıdır.

Cemiyet içindeki ferdin ruh çözümlemesine bağlı olarak gelişen Çehov tarzında, olaylara göre devam eden bir yaşama biçiminin yerini ferdin cemiyet içindeki durumu almıştır. Bu bakımdan, benzer bir anlatım tarzı, Esendal’dan sonra Sait Faik Abasıyanık'ta da karşımıza çıkar. Hikayede gerilimi sağlayan unsurlara değil, günlük olaylara yer verilip, ferdin ruh çözümlemesine gidilir.

"Gerçekçi" ve "Sosyal Gerçekçi" anlayışlar ferdi ihmal ediyordu. Özellikle, fark edilmeyen, büyük şehrin kalabalığı arasında unutulan "küçük insan"ın problemlerim dile getirmiyordu. Yeni bir anlayışla, mutlu olabileceği bir hayatın özlemim duyan "küçük insan"ın varlığına dikkatimizi çeken Sait Faik olmuştur. Böylece, başlangıçta "tasvirci-gözlemci" olan sanatkar, "daha güzel bir dünyada" yaşamanın hayalin! kuran ferde yönelir.

Sait Faik'in bu anlayışı, hikayeciliğimizde bir arayışın sonucu olarak karşımıza çıkar. Daha önce, "sosyal gerçekçi" olan bir kısım yazarlar, bu yeni tarzı benimserler. Oktay Akbal, yıllar sonra, kendi hikayeciliğini anlatırken, sanatındaki değişme çizgisine işaret edecektir.24 Artık gerçek, insanın iç dünyasında aranır. Sanatkar, hayalim kurduğu dünyayı başkalarına, yahut okuyucuya, yemden düzenlenmiş olarak, bir bütün halinde ulaştırmak ister. Bunun için de, "başı sonu belli bir olayı" değil, "kişinin iç yaşantısı"nı vermeye yönelir.

Şu hususu da belirtelim ki, Sait Faik son döneminde yazdığı hikayelerde "Sürrealizmi kayar. Bunlarda, bütün özellikleriyle olmasa da, baskı altında tutulan duygular ve ferdin iç gerçekleri soyut bir anlatımla dikkatlere sunulur.

Gerek tarz ve gerekse anlatım bakımından Cumhuriyet hikayeciliği, otuz yıllık süre içerisinde hızlı bir gelişme gösterir. Farklı anlatım biçimleri denenir ve tür yeni imkanlara açık tutulur. Hayat, küçük olaylara göre anlatılır. Ancak, birbirine benzeyen yaşama biçimlerinin yerini, "kaynağı daha çok derinlerde" olan ruh halinin tespiti alır. "Dar çerçeveler içinde çalışan" hikayeciler, dilimizin "arınma ve kendisini bulma yolundaki gelişimine önemli katkıları olmuştur.25 Dilin yaygın kullanımı ve işlerlik kazanması türün bol örnekleriyle sağlanmıştır. Diğer yandan, bu dönemde konuların özelliklerine uygun anlatıma gidilmiş, kahramanlar kendi konuşma tarzlarıyla verilmiştir. Okuyucu, kahramanla aralarında bir "iç benzerlik" bulur. Yahut, yazarın itibarî dünyasıyla, kendi gerçekleri arasında yakınlık görür. Bütün bunlar, edebî bir tür olarak hikayenin önemini artırmaktadır.


sponsorlu bağlantılar