Bir Guguklu Saatin Azizliği - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)

 Bir Guguklu Saatin Azizliği - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)

  Okunma: 6773 - Yorum: 1
  1. #1
    Bir Guguklu Saatin Azizliği


    Zeytinburnu İsmek Osmanlıca 2008-2009 Eğitim Öğretim dönemi I. Kur öğrencilerinin hazırlamış olduğu bir çalışmadır.


    1 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)

    1. Sayfa
    BİR GUGUKLU SAATİN AZİZLİĞİ

    Dışarıda yağmur, çamur, soğuk, ziyfos ve karanlık vardı. Berbad bir kış akşamıydı. Halbuki içeride salonlar ılık, temiz, aydınlık ve pür-neş’e idi. Çay veriliyordu. Ben de bu âleme dâhildim.
    Fakat nedense melûl, mahzûn bir günümdü. Nezâketle hâzirûnu selamlamış, birkaç nâzikâne cümle sarf etmiş ve usulcacık bir köşeye yollanub orada, ayakta bir süslü masaya dayanub tahayyüle dalmışım. Ah hiç şüphe yok ki, şu salonda her şey ve herkes, ilk nazarda pek hoş pek câzibedar, pek kaygusuz pek âsude görünüyordu. Sanki hepimiz bütün işlerimizi yoluna koymuş îrâdımızı masrafımıza uydurmuş, kendimizin ve çocuklarımızın istikbâlini temin etmiş, hayatımızı taht-ı emniyete almış, şimdi buraya havâi sohbetler yapmaya, eğlenmeye gelmişdik. Ev sahipleri, dudaklarında mes’ûd tebessümler ortada dolaşıyorlar, misafirler gözleri neşeli latifeler yapıyorlar, modadan bahsediliyor. Avrupa’dan dem vuruluyor, yazın yapılacak eğlencelerle bahara çıkılacak seyahatlerin projelerinden konuşuluyor. Hülâsa müreffeh mes’ûd, tâli’li adamlar gibi bu zümre en latîf hasbihâllerle ne tatlı vakit

    2 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)
    2. Sayfa

    geçiriyordu. Evet şüphesiz ki buraya İstanbul’un bahtiyarları toplanmış en dertsiz ve endişesiz insanları bu zarif salonda birbirleriyle telâki (buluşma) etmişdi.
    Ben tam muhâkememi bu raddeye getirmiştim. Birden başımın üzerinde bir harhara koptu ve garib bir mahluk bir biri üstüne altı kere: Guguk! Guguk!
    Diye haykırdı. Bakdım: duvara kâr-i kadîm antika bir saat, bir guguklu saat asılmışdı.
    Çâryekte bir üstündeki ufacık kapı açılıyor ve alel acayip bir kuş salona, salondakilere doğru uzanarak yerine göre, bir, beş, on, on iki defa:
    - Guguk!
    Diye bağırıyor, sonra yine odasına ve yuvasına çekiliyordu. Belki bunda şâyân-ı hayret hiçbir cihet yoktu. Fakat, nedense, bana bu (guguk !) lar, şu riya hülya âleminde pek manidâr göründü; Sanki onu bir feylesof azizlik olmak için asmıştı, her (guguk) bizi hakikate ircâ' için bir ihtâr ve her esassız sözümüzle, fiile uymayan kavlimizle bir istihzara idi. Hem, galiba ale’l-husus çay günleri bu (Guguk) lar o kadar yerinde çıkıyor, guguklu saat bizi o derece münasip bir yerde susduruyordu ki onun bir makineden ibaret olmayıp ayrıca bir ruha, bir zeka ve bir ilme de malik olduğuna gittiğince inanmağa başlıyordum.


    3 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)

    3. Sayfa
    - Muhakkak, diyordum, arkamızda bizi bir dinleyen var, yeri geldikçe ipini çekiyor ve saati öttürüyor!
    Mesela yandaki koltuğa gömülüp yüksek sesle meclise hitap eden bir harp zengini borç gırtlağında, perişan bir halde idi ve elli lira bulmaktan aciz bir vaziyete düşmüştü. Keyfiyet de cümlemizce mâlûm idi. Gûyâ âbid hanındaki yazıhânesi işliyormuş gibi azametle:
    - Piyasa durgun biraz un üzerine muamele var, fakat geçen hafta ortağımla girdik, sekiz bin lira zarar ettik!
    Der demez zahir akrep çâryeğin üzerine gelmişti. Kuş yuvasından çıktı ve tüccarın üzerine doğru uzanıp bir defa:
    - Guguk!
    Diye haykırdı. Ben kıpkırmızı oldum; Az daha ev sahibi de:
    - Kusurunu afv edin, münasebetsizlik etti!
    Diyecek zannettim. Fakat baktım, kimse şu ihtâr ve istihzâ’nın farkında olmadı.
    Şimdi tacir-i müflis sözünü kesmiş, halka yutturduğuna kâni’ memnun dinlenirken şık, zarif ve câzibedâr bir hanım efendi – Allahu âlem, doğru olmasa gerek ama sigorta parası için geçen yıl yalılarını kasden yakdıkları hakkında ortalıkta bir
    4 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)
    4. Sayfa
    şâyi’a dönmüştü ve bu yıl yakacak ev dahi kalmamıştı - tatlı bir bahs açmıştı.
    - Geçen kışı Nis’de geçirdikdi, ne mükemmel bir hayat o bu sene beğe söylüyorum, “Canım, diyorum, bu çamurlu, sıkıntılı memlekette nasıl durulur, hiç olmazsa iki ay Mısır’a gidelim!” Fakat, inatçı adam, bir türlü razı olmuyor, “Bir işim var, hele bitsin, niyetim yine Nis’de bir villa tutmak” diyor... Bakalım ne olacak!
    Hanım Efendi sözünü ikmâle vakit bulmaştı, Nis’de villa tutmak ibaresine gelir gelmez tepesinde bir har hara kopmuş ve bıçak olmalıydı – Tahammülsüz kuş kutusundan dışarıya fırlayarak:
    - Guguk!
    Diye ona da bir defa cân u gönülden bağırmıştı... Acaba hanım alayın farkında olmuş muydu? Ben hicâbımdan yerlere geçiyordum. Lakin anladım ki tefâhür müsabakasına girişilen bu meclisde (guguk!) değil a, bir saat icad olunsa da (yuh sana!) diye haykırsa yine kimse üzerine alınmayacak!
    Üçüncü bir zat, bir muharirdi ve dalgınlıkla benim orada bulunduğumu ve işlerin iç yüzünü bildiğimi de unutmuştu... Kitaplarının mazhar olduğu rağbeti, mahviyetkârâne bir şive ile, lâkin herkesin zihnine hakk etmeğe uğraşarak tatlı tatlı anlatıyor, anlata anlata bitiremiyor:

    5 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)

    5. Sayfa
    - Vallâhi efendim diyordu, bu memleket için doğrusu şâyân-ı hayrettir. İlk eserimi beş bin bastırmıştım. Beş ayda tek nüsha kalmadı... Kitapçı geçen gün ikinci tab’ını teklif etti. “Hele şu sırada dursun!” Cevabını verdim. Mâ’mafih eş’ârımı (şiirlerimi) topladım, küçük bir cilt teşkil edecek… Tâbi’ on binden aşağı basılmasına razı değil!
    On bini işiten kuş [ya tekrar çeyrek üzerine, yahutta şâir-i meşhûrun iki yüz nüsha bile satamayacağına vâkıf olduğundan hiddete gelmişti] Birden yuvasından dışarıya atılmış ve üstadın burnuna doğru gagasını uzatıp sarîh bir istihzâ ile:
    - Guguk!
    Diye haykırmıştı. Ben utanarak gözlerimi yere indirmiştim; zannetmiştim ki şâir de işin farkına vardı. . . Lakin ne gezer, galiba o bunu ( Bravo!) , (Mükemmel !) gibi bir takdir ve alkış sedası farz etmiş, (Mersi), (Mersi) diye mırıldanarak koltuğuna yaslanmıştı!

    * * *
    Söz sırası bir büyük zata gelmişti, o sâbık ve lâhîk ne kadar siyasiyyûn varsa hepsini bol keseden tenkîd ediyor, sürü sürü kusurlar sayıyor, kaht-ı ricâlden dem vuruyor, memlekete yazık olduğunu söylüyor, süslü yeleğinin cebine elini sıkıştırıp meşhûr bir siyasi tavrıyla:
    Hanım efendiler, diyordu, yazık ki iş başına şark


    6 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)
    6. Sayfa
    ve garba layıkıyla vâkıf bir zat, bir azimkâr ve kıymetdâr zat geçemedi. Mesela ben deniz iktidarda bulunsa idim dört kanunla bu memlekete öyle bir intizam verir, maârfı, sanâyii öyle bir teshîl eder ticareti öyle arttırır, vatanı öyle bir gülzara çevirdim ki hasımlarıma bile meziyet mi hidmet mi takdir ettirir, dünyaya parmak ısırttırırdım. Evet fazla değil, yalnız dört kanun, dört nizamname ile milleti şu muhâtaradan kurtarmağa benim için acizleri için işten bile sayılmazdı!
    Bu beliğ mûhim, müthiş hitabeyi tam zamanında medid muharriş, boğuk bir harhara, badehu sert, tiz, sabırsız bir sadâ-yı istihzâ tamamladı.
    - Guguk! Guguk! Guguk!
    Akrep tam altının üzerine gelmiş, bir çeyrek kadar şu nutku dinlemekten kuş bütün tahammül ve metânefini gâip ederek yuvasından dışarıya bir çılgın gibi fırlamıştı. Yedinci gugukta henüz hırsını alamamış gibi mırıldanarak zor bela içeriye girdi... Lâkin dünyayı anladığını iddia eden o zeki vukuûflu zat bu sarîh alayı hissetmemişti. Ben saatin şu nezaketsizliğinden dolayı utandığımı belli etmemek için yüzüme mendilimi kaparken o alkışlamış bir hatip edasıyla mağrur koltuğuna yaslanıyordu.
    Siyasetten bıkan meclis artık öteden beriden bahs ediyordu. Otuz seneden beri otuz yaşını geçmeyen bir hanım efendi [söz


    7 - Bir Guguklu Saatin Azizliği  - Refik Halid (Osmanlıca Hikayeler)
    7. Sayfa
    aramızda, haber aldığımıza göre kerime hanımla bir mukâvele akit etmişti, sokakta kendisine (Anne!) diye hitap etmemek şartıyla mah-be-mah elli lira cep harçlığı verecekti.] şöyle genç, şuh bir kahkaha ile birden:
    - Cum’aya benim doğduğum gün dedi, yemeği hep beraber yeriz…
    Sonra daha genç, şuh bir seda ile:
    - Ben de otuzunu buldum! Diye ilave etti… Cümlesini henüz bitirmişti, birden tepemizde müthiş bir harhara koptu, guguk kuşu --- hem de çâryeğe gelmeden, zâhir zenbereği boşanmıştı --- kutusundan fırladı, lâyenkati’:
    - Guguk! Guguk! Guguk!
    Diye bağırıyor, mütemâdiyen haykırıyor, nefes nefese hanımefendiye bakarak guguklarına devam ediyordu.
    Hepimiz şaşırmış, yüksekteki saate:
    - Artık sus!
    Diye sesleniyor, yumruklarımızı sallıyorduk. Nihayet kurması biterek bî-mecâl susmuştu; susmuştu ama bir kelime ile fikrini bu derece mükemmel ve dürüst ifade eden zarîf bir heccâva ben ömrümde tesadüf etmemiştim!

    Refık Hâlid


  2. #2
    Kelimeler
    Osmanlıca Yazılışı - Okunuşu - Anlamı
    • زيفوس
    • Zifos
    • Yerden sıçrayan çamur.
    • پر نشه
    • Pür neşe
    • Çok sevinçli
    • ملول
    • Melul
    • Üzgün
    • حا ضرون
    • Hazirun
    • Hazır, mevcut, meydanda olanlar. Bir toplantıda hazır bulunanlar.
    • تحيل
    • Tahayyül
    • Hayal etme.
    • نظر
    • Nazar
    • Bakış
    • جازبه دار
    • Cazibedar
    • Çekici
    • آسوده
    • Asude
    • Rahat, sakin, sessiz, dingin.
    • ايراد
    • İrad
    • Gelir, kazanç
    • تحت امنيت
    • Taht-ı emniyet
    • Emniyet ve güvence altı
    • لطيفه
    • Latife
    • İnce duygu, nazik söz, hoş şaka.
    • خلاصه
    • Hülasa
    • Özet
    • مرفه
    • Müreffeh
    • Refah ile yaşayan, rahat
    • طالع
    • Tâli
    • Kısmet, talih
    • زمره
    • Zümre
    • Topluluk, takım, grup, camia
    • بختيار
    • Bahtiyar
    • Bahtlı, talihli, mes'ud, mutlu, şanslı
    • تلاقى
    • Telaki
    • Kavuşma. Buluşma, birbirine kavuşma.
    • محاكمه
    • Muhakeme
    • Düşünme, akıl yürütme, hüküm çıkarma, yargılama
    • راده
    • Radde
    • Derece, sıra
    • كار قديم
    • Kâr-ı kadim
    • Eski zaman işi
    • ارجاع
    • İrcaa
    • Geri çevirmek, geri döndürmek
    • اخطار
    • İhtar
    • Hatırlatmak. Dikkati çekmek. Tembih. Uyarma. Kalbe gelen doğuş, ilham.
    • قول
    • Kavl
    • Konuşulan söz, söz cümlesi.
    • استهزا
    • İstihza
    • Alay etmek, birisiyle eğlenmek. Birisini gülünç duruma düşürmek, maskara etmek.
    • على الخصوص
    • Ale-l-husus
    • Hususiyle, hepsinden önce olarak. Bahusus.
    • مالك
    • Malik
    • Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan.
    • ظاهر
    • Zahir
    • Görünen, aşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan.
    • مفلس
    • Müflis
    • İflas etmiş, parasız kalmış, ticarette kar elde edemeyip veya bazı sebeplerle sermayesini batırmış olan.
    • قانع
    • Kani’
    • Kanmış, inanmış, tatmin olmuş.
    • الله اعلم
    • Allahüâlem
    • Allah bilir
    • شايعه
    • Şayia
    • Yayılmış haber, mütevatir. Söylenti.
    • اكمال
    • İkmal
    • Tamamlamak. Bitirmek. Mükemmelleştirmek.
    • تفاخر
    • Tefahur
    • İftihar etmek. Kendini iyi görüp, kusurdan gaflet etmek.
    • حجاب
    • Hicâb
    • Perde, utanma
    • مسابقه
    • Müsabaka
    • Karşılıklı yarışma
    • محرر
    • Muharrir
    • Yazan. Tahrir eden. Kâtib. Kitab te'lif eden. Gazetede yazı yazan
    • ذات
    • Zat
    • Hürmete layık kimse, kendi, asıl, öz
    • مظهر
    • Mazhar
    • Ortaya çıkma ve görünme yeri
    • رغبت
    • Rağbet
    • İstek ilgi
    • محويتكارانه
    • Mahviyetkârane
    • Benliğini silercesine
    • شايان حيرت
    • Şayan-ı hayret
    • Şaşmağa değer. Hayret edip şaşılacak şey
    • نسخه
    • Nüsha
    • Yazılı şey. Yazılı bir şeyden çıkarılan suret, Gazete ve dergilerde (sayı).
    • طبع
    • Tab’
    • Damga basmak. Mühür basmak. Kitab basmak. Mühür
    • مع مافيه
    • Ma’mafih
    • Bununla beraber
    • اشعار
    • Eş’âr
    • Şiirler
    • تشكيل
    • Teşkil
    • Biçimlendirme, oluşturma
    • طابع
    • Tâbi’
    • Kitap basan
    • شاعر مشحر
    • Şâir-i meşhûr
    • Ünlü şair
    • واقف المق
    • Vâkıf olmak
    • Bilen, haber sahibi. Aşina. Bir işten iyi haberi olan
    • حدته كلمك
    • Hiddete gelmek
    • Öfkelenmek
    • استاد
    • Üstad
    • İlimde ve sanatta üstün olan kimse, büyük muallim
    • صريح
    • Sârih
    • Açık, belirli âşikâr. Sâf ve hâlis olan
    • سابق
    • Sabık
    • Önceki, geçen, geçmiş
    • لاحق
    • Lâhık
    • Yetişen, ulaşan, erişen. Eklenen, katılan
    • سياسيون
    • Siyasiyyûn
    • Politikacılar
    • تنقيد
    • Tenkid
    • Bir kimse veya şeyin iyi veya kötü taraflarını bulup meydana çıkarmak
    • قحط رجال
    • Kaht-ı ricâl
    • Bir memlekette büyük devlet ve siyaset adamları ile alimlerin bulunmaması
    • دم وورمق
    • Dem vurmak
    • Bir şeyden gelişi güzel bahsetmek
    • شرق
    • Şark
    • Doğu. Güneşin doğduğu taraf
    • غرب
    • Garb
    • Batı. Güneşin battığı taraf
    • عزمكار
    • Azimkâr
    • Azimli, kesin kararlı
    • قيمتدار
    • Kıymetdar
    • Kıymetli, değerli
    • انتظام
    • İntizam
    • Düzgünlük, düzen, yerli yerindelik
    • معارف
    • Maarif
    • Marifetler, ilimler, tanımalar, eğitim
    • تسحيل
    • Teshîl
    • Kolaylaştırma
    • كلزار
    • Gülzara
    • Gül tarlası
    • خصم
    • Hasım
    • Düşman, muhalif
    • مزيت
    • Meziyet
    • Güzel özellik
    • خدمت
    • Hidmet
    • Hizmet
    • نظامنامه
    • Nizamname
    • Düzen yazısı, düzenleme ile ilgili belge
    • مخاطره
    • Muhâtara
    • Korkulu durum
    • عجز
    • Aciz
    • Güçsüz
    • بليغ
    • Beliğ
    • Düzgün ve adamına göre söylenmiş söz
    • مهم
    • Mûhim
    • Önemli
    • خطابه
    • Hitabe
    • Konuşma
    • مديد
    • Medid
    • Devamlı. Çok uzun süren
    • مخرش
    • Muharriş
    • Tırmalayan, azdıran, tahriş eden
    • بعده
    • Badehu
    • Bundan sonra
    • صداى استحزا
    • Sedâ-yı istihzâ
    • Alaylı söz
    • متانت
    • Metanet
    • Dayanıklılık
    • غائب
    • Gaib
    • Görünmeyen
    • وقوف
    • Vukuûf
    • Bilme, biliş
    • نزاكت
    • Nezaket
    • Naziklik, incelik, zariflik
    • خطيب
    • Hatib
    • Konuşan, hitap eden
    • مغرور
    • Mağrur
    • Gurulu
    • مقاوله
    • Mukavele
    • Sözleşme
    • عقد
    • Akid
    • Söz, sözleşme
    • ما ه بما ه
    • Mah-be-mah
    • Aydan aya
    • شوخ
    • Şuh
    • Şen, oynak
    • ظاهر
    • Zâhir
    • Görünen, belli
    • زنبره ك
    • Zenberek
    • Kurulan alet
    • لاينقطع
    • Lâyenkati’
    • Kesilmeksizin, aralıksız
    • متمادياً
    • Mütemadiyen
    • Devamlı, sürekli
    • بى مجال
    • Bî-mecal
    • Mecalsiz, halsiz, dermansız, zayıf
    • هجاوه
    • Heccav
    • Hicveden, alay eden, yeren
    • تصادف
    • Tesadüf
    • Rast gelme