Kaside Nedir? - Kaside Örnekleri

 Kaside Nedir? - Kaside Örnekleri


  Okunma: 20376 - Yorum: 10
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
    Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

    Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
    Mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez ianetten

    Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma
    Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr ü kıymetten

    Vücudun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
    Ne gam rah-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten

    Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir
    Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten

    Hemen bir feyz-i baki terk eder bir zevk-i faniye
    Hayatın kadrini âli bilenler hüsn-i şöhretten

    Nedendir halkta tul-i hayata bunca rağbetler
    Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten

    Cihanda kendini her ferdden alçak görür ol kim
    Utanmaz kendi nefsinden de ar eyler melametten

    Felekten intikam almak demektir ehl-i idrake
    Edip tezyid-i gayret müstefid olmak nedametten

    Durup ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-i millette
    Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

    Eder tedvir-i alem bir mekînin kuvve-i azmi
    Cihan titrer sebat-ı pay-ı erbab-ı metanetten

    Kaza her feyzini her lutfunu bir vakt için saklar
    Fütur etme sakın milletteki za'f u betaetten

    Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
    Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten

    Ziya dûr ise evc-i rif'atinden iztırâridir
    hicâb etsin tabiat yerde kalmış kabiliyetten

    Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim
    Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten

    Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim
    Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten

    Biz ol ulvi-nihâdânız ki meydân-ı hamiyette
    Bize hâk-i mezar ehven gelir hâk-i mezelletten


    Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet
    Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten

    Kemend-i can-güdâz-ı ejder-i kahr olsa cellâdın
    Müreccahtır yine bin kerre zencîr-i esâretten

    Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
    Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten

    Anılsın mesleğimde çektiğim cevr ü meşakkatler
    Ki ednâ zevki aladır vezâretten sadâretten

    Vatan bir bî-vefâ nâzende-i tannâza dönmüş kim
    Ayırmaz sâdıkân-ı aşkını âlâm-ı gurbetten

    Müberrâyım recâ vü havfden indimde âlidir
    Vazifem menfaatten hakkım agrâz-ı hükümetten

    Civânmerdân-ı milletle hazer gavgâdan ye bidâd
    Erir şemşîr-i zulmün âteş-i hûn-i hamiyetten

    Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet
    Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten

    Gönülde cevher-i elmâsa benzer cevher-i gayret
    Ezilmez şiddet-i tazyikten te'sir-i sıkletten

    Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
    Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten

    Senindir şimdi cezb-i kalbe kudret setr-i hüsn etme
    Cemâlin ta ebed dûr olmasın enzâr-ı ümmetten

    Ne yâr-ı cân imişsin ah ey ümmid-i istikbâl
    Cihanı sensin azad eyleyen bin ye's ü mihnetten

    Senindir devr-i devlet hükmünü dünyaya infâz et
    Hüdâ ikbâlini hıfzeylesin hür türlü âfetten

    Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
    Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten


    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    Kasideler, genellikle birini övmek veya yermek amacıyla yazılan şiirlerdir. daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan divan edebiyatı şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur

    Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir. Kasidenin ilk beyitine matla denir. Şair kasidesi içinde matlayı tekrar ederse tecdid-i matla denir. Matlayı birden çok tekrar ederse bu zat-ül metai veya zül metaidir. Kasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak isimlendirilir.

  3. #3
    Kasidenin Özellikleri - Kasidenin Özellikleri Nelerdir

    Kasideler, genellikle birini övmek ve yermek amacıyla yazılan şiirlere denir, kasideler genellikle din ve devlet adamlarını övmek amacıyla yazılan divan edebiyatı şiirlerdir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur. Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir. KasideninKasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak adlandırılır

    Kasidenin Özellikleri:

    1- Beyitlerden oluşur. Kafiye düzeni gazelle aynıdır. Yani aa, ba, ca, da, ea, fa … Ancak gazelden daha uzun bir nazım şeklidir.
    2- Kaside en az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Ancak beyit sayısı 33’den az olan kasideler de vardır.
    3- Kasidenin ilk beytine matla denir. Ama şair, şiir içinde matlaı yenileyebilir.
    4- Kasidenin son beytine makta denir.
    5- Şairin isminin geçtiği yere taç beyit denir. Sonlara doğrudur.
    6- Kasidenin en güzel beytine beytü’l-kasid denir.
    7- Aruz ölçüsüyle yazılır.
    8- Bu türün en meşhur ismi Nef’i’dir.
    9- Kasidenin kendi içinde belli bölümleri vardır. ilk beyitine matla denir.

  4. #4
    Su Kasidesi - Su Kasidesi Şiiri - Su Kasidesi Hakkında Bilgi

    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
    Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

    (Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

    Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

    (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi
    kaplamıştır, bilemem..)

    Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

    Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

    (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da
    zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

    Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

    Ihtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

    (Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin
    sözünü korka korka söyler.)

    Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

    Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

    (Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin
    yüzün gibi bir gül açılmaz.)

    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna

    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

    (Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de)
    gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )

    Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola

    Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

    (Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene
    verilen su boşa gitmez.)

    Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

    Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

    (Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı
    bir iştir.)

    Iste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

    Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

    (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum
    bu defa da benim için su ara.)

    Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

    Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

    (Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da
    kevser istiyorlar.)

    Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

    Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

    (Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi
    andıran sevgiliye aşık olmuş.)

    Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

    Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

    (Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)

    Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

    Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

    (Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su
    sunun.)

    Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger

    Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

    (Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı
    olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)

    Içmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

    Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

    (Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu
    engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)

    Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

    Iktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

    (Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)

    Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

    Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

    (Insanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)

    Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın

    Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

    (Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana
    çıkarmıştır.)

    Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

    Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

    (Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan
    kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

    Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ

    Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

    (Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa
    kalarak) parmağını ısırır.)

    Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât

    Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

    (Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette
    yılan zehrine döner.)

    Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

    El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

    (Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet
    denizi dalgalanmıştır.)

    Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

    Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

    (Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

    Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

    Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

    (Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o
    eşikten dönmez.)

    Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

    Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

    (Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini
    dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)

    Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam

    Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

    (Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su
    diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

    Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da

    Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

    (Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

    Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

    Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

    (Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)

    Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma

    Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

    (Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)

    Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

    Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

    (Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası)
    gibi birer inci olmuştur.)

    Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

    Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

    (Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı)
    döktüğü zaman,)

    Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

    Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

    (O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)

  5. #5
    Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri - Kaside

    Kasideler, genellikle birini övmek veya yermek amacıyla yazılan şiirlerdir. Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan divan edebiyatı şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur

    Kaside'nin Özellikleri

    • Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır.


    • Nazım birimi beyittir.


    • Kafiye düzeni aa, ba, ca, da ... şeklindedir(Gazel'le aynı kafiye düzenine sahiptir)


    • Beyit sayısı 33-99 arasında değişir.


    • Kasidenin ilk beyitine matla denir.


    • Şair kasidesi içinde matlayı tekrar ederse tecdid-i matla denir.


    • Matlayı birden çok tekrar ederse bu zat-ül metali veya zül metalidir


    • Kasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir.


    • Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak isimlendirilir.

    Kasidenin Bölümleri
    1. Nesip (Teşbib)

    • Kasidenin ilk bölümüdür, şiir yönünden en ağır bölümdür.


    • Genelde 15-20 beyit olur.


    • Şair bu bölümde betimleme yapar ; kadın, kış, at, bahar vs.
      • Baharın tasviri yapılıyorsa: Bahariye
      • Kışın tasviri yapılıyorsa: Şitaiye
      • Temmuzun tasviri yapılıyorsa: Temmuziye
      • Ramazanın tasviri yapılıyorsa: Ramazaniye
      • Atın tasviri yapılıyorsa: Rahşiye
      • Hamamın tasviri yapılıyorsa: Hamamiye değişik tasvirler yapılır. yani kasidenin tasvir bölümüdür.


    2. Girizgah

    • Nesip bölümünden methiye bölümüne geçerken söylenen ve basamak görevinde olan beyitlerdir.


    • Şair bu bölümde övgüye başlayacağını haber verir.


    • 1-2 beyitten oluşur.

    3. Methiye

    • Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür.


    • Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır.

    4. Tegazzül

    • Gazel söyleme anlamına gelir, bütün kasidelerde olması zorunlu değildir.


    • Methiyeden sonra şair bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta bir gazel söyler, buna tegazzül denir.

    5. Fahriye

    • Şairin kendini övdüğü bölümdür.


    • Fahriyeyi en seven şair Nefi'dir.

    6. Tac

    • Şairin kendisi hakkındaki yeni düşüncelerini söylediği bölümdür.


    • 2-3 beyit bulunur.


    • 'Nefi' çok kullanır.(Tac bir bölüm değil sadece şairin isminin geçtiği beyittir)

    7. Dua

    • Kasidenin son bölümüdür.


    • Birkaç beyit olur.


    • Şair burada övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü, talihinin iyi olması yönünde dua eder.

    Kaside Çeşitleri
    Kasideler şu ölçülere göre sınıflandırılırlar.

    • Nesip (teşbip) bölümlerinde işlenen konulara göre

    Bahariye (Bahar), Iydiye (Bayram), Şitaiye (Kış) Ramazaniye (Ramazan), Sayfiye (yaz)
    • Rediflerine göre:

    Su Kasidesi, Sühân kasidesi, Gül kasidesi, Sünbül Kasidesi Not: Şehirleri konu edinen kasideler de vardır. İstanbul Kasidesi
    • Konularına göre:

    Tevhid: Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan kasidedir.
    Münacaat: Allah’a yalvarmak için yazılan kaside.
    Naat: Hz. Muhammed(S.A.S)’i ve din büyüklerini anlatmak için yazılan kasidedir.
    Medhiye: Devrin ileri gelen kişilerini övmek için yazılan kaside çeşididir.
    Mersiye: Sevilen insanların ölümünden duyulan acıları anlatan kasidedir. Türk Edebiyatında bu kasidenin en güzel örneklerinden biri Baki’nin Kanuni Sultan Süleymân için yazdığı Kanuni Mersiyesi’dir.
    Hicviye: Herhangi bir kişiyi yermek amacıyla yazılan kasidelerdir. Acımasız ve abartılı bir dil kullanılır. Edebiyatımızda hicviyenin en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza’sı bu türün en güzel örneklerinden biridir.
    Not: Divan şiirindeki tevhid, münacat, naat, mehdiye, mersiye, hicviye gibi türler, nazım türü kavramıyla karşılanır ve başta kaside olmak üzere çeşitli nazım şekilleriyle yazılabilirler. Mesela, mersiyeler terkib-i bend; tevhid ve münacaatlar terkib-i bent ve terci-i bend; medhiyeler gazel, hicviyeler terkib-i bend nazım şekilleriyle de yazılabilir.

    Kaside ve Tarihsel Önemi

    Kasideler, sosyal ve kültür tarihi araştırmacısı için önemli bir belge ve bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilirler. Resmî tarihi vesikalar kadar, edebî metinlerin de tarih araştırmacısı için önemli bir belge olduğunu ispatlayacak mühim kaynaklar arasındadır.

    Kasideler, ideal devlet adamı profili çizme, sosyal ve ekonomik konularda devrin özelliklerini yansıtma, sosyal hayatın değişik sahnelerini anlatma, tarihî şahsiyetlerin biyografik bilgilerine katkıda bulunma, siyasal ve kültürel tarihin pek çok değişik safhası için yazılmış edebi eserlerdir.

    Kaside Örnekleri;

    Kaside
    Bu şehr-i Sitanbûl ki bî-misl ü behâdır
    Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır

    Bir gevher-i-yekpâre iki bahr arasında
    Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır

    Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
    Elhak bu ne hâlet bu ne hoş âb u hevâdır

    İnsâf[ı] değildir anı dünyâya değişmek
    Gülzâr[ı]ların cennete teşbîh hatâdır

    İstanbul'un evsâfını mümkün mü beyân hiç
    Maksûd[ı] hemân sadr-ı kerem-kâra senâdır

    Ez-cümle Nedîmâ kulun ey Âsaf-ı devrân
    Müstağrak-ı lütf u kerem ü cûd u atâdır
    NEDİM

    Fuzûlî'nin Su Kasidesi;

    Nesîb 15 beyit, Giriz 1 beyit, Medhiyye 13 beyit, Fahriyye ve Tâc 1 beyit, Duâ 2 beyit olarak kaleme alınmıştır.
    Tegazzül yoktur.

    Fuzûlî nesib bölümüne itina etmiş, gerçekten güzel beyitlerle kendi aşkını ve âşığın hallerini anlatarak usta olduğu bir vâdîde şairlik gücünü göstermeye çalışmıştır. Girizgâhı başarılıdır, bir bölümden diğerine ustaca geçmiştir. Medhiyyede mübalağacı şairler gibi değil, olanı anlatmış; Hz. Peygamber'i gerçek vasıfları ile övmüştür. Bu bölümde onun Peygamber sevgisi, aşkı, coşkun bir ifade ile nakledilmiştir. Tâc beyte fahriyyeyi de yüklemiş, bir yandan mahlasını tevriyeli kullanılışı ile, sözleri ile tevazua sığınırken, diğer yandan da edep ölçülerini aşmadan kendisini övmüştür. Şiirin dua bölümünde de çarpıcılık, farklılık vardır. Dikkat edilirse şair Hz. Peygamber için duâ etmemiş, duâya ihtiyacı olmayan Resûl-i Ekrem'in şefâatine sığınmıştır.

    Kasidenin nesib bölümünde âşığın hallerinden ve aşktan bahsedilmiştir. Na't içinde âşıkâne sözler söyleme aslında Fuzûlî'nin tabiî tavrıdır.

    Su Kasidesi aruzun remel bahrinden fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbı ile yazılmıştır. Fuzûlî'yi bu şiirde aruza hâkimiyet bakımından fazla başarılı bulmuyoruz. Az bir kısmı özel vurgu sağlayarak şiire ses güzelliği sağlasa da, kırk beş kelimede yaptığı birer imâle, yedi kelimede yaptığı ikişer imâle, bir kelimede yaptığı üç imâle ve bir kelimede (seng-i hârâ'da) yaptığı zihâf onun teknik yönden başarısını gölgelemektedir.

  6. #6
    Kaside ve Tarihsel Önemi

    Kasideler, sosyal ve kültür tarihi araştırmacısı için önemli bir belge ve bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilirler. Resmî tarihi vesikalar kadar, edebî metinlerin de tarih araştırmacısı için önemli bir belge olduğunu ispatlayacak mühim kaynaklar arasındadır.

    Kasideler, ideal devlet adamı profili çizme, sosyal ve ekonomik konularda devrin özelliklerini yansıtma, sosyal hayatın değişik sahnelerini anlatma, tarihî şahsiyetlerin biyografik bilgilerine katkıda bulunma, siyasal ve kültürel tarihin pek çok değişik safhası için yazılmış edebi eserlerdir.


  7. #7
    Kaside Örnekleri;

    Kaside
    Bu şehr-i Sitanbûl ki bî-misl ü behâdır
    Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır

    Bir gevher-i-yekpâre iki bahr arasında
    Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır

    Altında mı üstünde midir cennet-i a'lâ
    Elhak bu ne hâlet bu ne hoş âb u hevâdır

    İnsâf[ı] değildir anı dünyâya değişmek
    Gülzâr[ı]ların cennete teşbîh hatâdır

    İstanbul'un evsâfını mümkün mü beyân hiç
    Maksûd[ı] hemân sadr-ı kerem-kâra senâdır

    Ez-cümle Nedîmâ kulun ey Âsaf-ı devrân
    Müstağrak-ı lütf u kerem ü cûd u atâdır

    NEDİM

    Fuzûlî'nin Su Kasidesi;

    Nesîb 15 beyit, Giriz 1 beyit, Medhiyye 13 beyit, Fahriyye ve Tâc 1 beyit, Duâ 2 beyit olarak kaleme alınmıştır. Tegazzül yoktur.
    Fuzûlî nesib bölümüne itina etmiş, gerçekten güzel beyitlerle kendi aşkını ve âşığın hallerini anlatarak usta olduğu bir vâdîde şairlik gücünü göstermeye çalışmıştır. Girizgâhı başarılıdır, bir bölümden diğerine ustaca geçmiştir. Medhiyyede mübalağacı şairler gibi değil, olanı anlatmış; Hz. Peygamber'i gerçek vasıfları ile övmüştür. Bu bölümde onun Peygamber sevgisi, aşkı, coşkun bir ifade ile nakledilmiştir. Tâc beyte fahriyyeyi de yüklemiş, bir yandan mahlasını tevriyeli kullanılışı ile, sözleri ile tevazua sığınırken, diğer yandan da edep ölçülerini aşmadan kendisini övmüştür. Şiirin dua bölümünde de çarpıcılık, farklılık vardır. Dikkat edilirse şair Hz. Peygamber için duâ etmemiş, duâya ihtiyacı olmayan Resûl-i Ekrem'in şefâatine sığınmıştır.

    Kasidenin nesib bölümünde âşığın hallerinden ve aşktan bahsedilmiştir. Na't içinde âşıkâne sözler söyleme aslında Fuzûlî'nin tabiî tavrıdır.
    Su Kasidesi aruzun remel bahrinden fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbı ile yazılmıştır. Fuzûlî'yi bu şiirde aruza hâkimiyet bakımından fazla başarılı bulmuyoruz. Az bir kısmı özel vurgu sağlayarak şiire ses güzelliği sağlasa da, kırk beş kelimede yaptığı birer imâle, yedi kelimede yaptığı ikişer imâle, bir kelimede yaptığı üç imâle ve bir kelimede (seng-i hârâ'da) yaptığı zihâf onun teknik yönden başarısını gölgelemektedir.

  8. #8
    Su Kasidesi Fuzûlî'nin kasidelerinden biridir. Aruzun "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "su" olduğu için bu şekilde adlandırılır. Fuzûlî bu kasidesini Hazreti Muhammed'i övmek amacıyla yazmıştır. Kaside üstün bir lirik söyleyiş ve sanatlı anlatımıyla Türk Edebiyatı'nın büyük şairlerinden Fuzûlî'nin bir söz şaheseridir.

    Divan şairleri umumiyetle fikirlerini bir beyitte sona erdirirler. Fuzuli bu eserinde 31. beyitle 32. beyiti birbirine bağlıyor. İki beyitte de mahşer günü bahis konusudur.

  9. #9
    Kasideler, genellikle birini övmek ve ya yermek amacıyla yazılan şiirler, daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan divan edebiyatı şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur.

    Türk edebiyatında 13. yüzyılda kullanılmaya başlanır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir. Kasidenin ilk beyitine matla denir. Şair kasidesi içinde matlayı tekrar ederse tecdid-i matla denir. Matlayı birden çok tekrar ederse bu zat-ül metali veya zül metalidir. Kasidenin son beyitine makta , şairin mahlasının bulunduğu beyite taç beyit denir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasid olarak isimlendirilir.

    "Kasideler birini övmek veya yermek için yazılan şiirlerdir."şeklindeki tanım,bunun nazım şekli değil de nazım türü olduğunu ortaya çıkartır.Oysa kaside adı şiirin nazım şekliyle alakalı bir durumdur.Bu açıdan bakıldığında kasideleri belirli bölümlerden oluşan ve gazellerden daha uzun yazılan belli bir kafiye örgüsü olan(aa ba ca da....)nazım şeklidir diye tanımlamak daha doğru olacaktır. Kasideyi övgü ve yergi şiiri olarak tanımlarsak övgü ve yerginin yapıldığı farklı nazım şekilleriyle yazılmış bütün şiirleri bu gruba dahil etmemiz gerekir.Mesela şair gazelinde bir kişiyi övdü ise onun da kaside olduğunu iddia etmemiz gerekir ki bu da bizi açmaza sürükler.Aynı şekilde bütün hicviyeleri kaside olarak adlandırmamız gerekir.Mesela Ziya paşanın meşhur terkib-bendlerini(erbâb-ı kemâli çekemez nâkıs olanlar,rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan...) kaside olarak kabul etmemiz gerekir. Kasidelerde illaki övgü veya yergi olacak şartı yoktur.Meselâ şair bahariyye içinde tamamen baharın güzelliklerinden bahsetmişse bunun içinde övgü ve yergi aramak abes olacaktır.Özellikle İstanbul'dan uzak kalan şairlerin divanlarındaki kasidelerde bir devlet büyüğünü övmekten ziyade bu tür övgü dışı konuların anlatıldığı eğer incelenirse görülecektir. Aynı hatalar gazel için de yapılmaktadır.Gazel kadın aşk şarap konulu şiirler demek değildir.Gazel bir nazım şeklidir.En az 3 beyittir.Beyit sayısı kasideler kadar fazla değildir.3 beyitten az olan gazellere nâ-tamam gazel denir.Yani tamamlanmamış."

    Kasidenin Bölümleri

    1. Nesip (Teşbib)
    2. Girizgah
    3. Methiye
    4. Tegazzül
    5. Fahriye
    6. Tac
    7. Dua

    Kasideler, daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Kaside şairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Çok katı bir kalıpla yazılan kasideler, 6 bölümden oluşur.

    Kasidenin Bölümleri
    Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, aşıkane duygular yer alıyorsa “nesib”, bahar, doğa, bayram gibi konulara değiniliyorsa “teşbib” adı verilir.

    İkinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır.

    Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.

    Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

    Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över.

    Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.

    Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti “beyt-ül kaside”dir. Şairin adının geçtiği beyite ise “tac beyit” denir.

    Konu *Ecrin* tarafından (19-10-2010 Saat 15:39 ) değiştirilmiştir.
  10. #10
    Kaside ve Tarihsel Önemleri

    Kasideler, sosyal ve kültür tarihi araştırmacısı için önemli bir belge ve bilgi kaynağı olarak değerlendirilebilirler. Resmî tarihi vesikalar kadar, edebî metinlerin de tarih araştırmacısı için önemli bir belge olduğunu ispatlayacak mühim kaynaklar arasındadır.

    Kasideler, ideal devlet adamı profili çizme, sosyal ve ekonomik konularda devrin özelliklerini yansıtma, sosyal hayatın değişik sahnelerini anlatma, tarihî şahsiyetlerin biyografik bilgilerine katkıda bulunma, siyasal ve kültürel tarihin pek çok değişik safhası için yazılmış edebi eserlerdir.

  11. #11
    Kasideye Güzel Bir Örnek-Su Kasidesi / Fuzuli - Su Kasidesi

    Kasideye Güzel Bir Örnek-Su Kasidesi

    Su Kasidesi Fuzûlî'nin meşhur kasidelerinden biridir. Aruzun "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "su" olduğu için bu şekilde adlandırılır. Fuzûlî bu kasidesini Muhammed'i övmek amacıyla yazmıştır. Kaside üstün bir lirik söyleyiş ve sanatlı anlatımıyla Türk Edebiyatı'nın büyük şairlerinden Fuzûlî'nin bir söz şaheseridir.

    Divan şairleri umumiyetle fikirlerini bir beyitte sona erdirirler. Fuzuli bu eserinde 31. beyitle 32. beyiti birbirine bağlıyor. İki beyitte de mahşer günü bahis konusudur. O gün insanlar Tanrı'ya hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü işlerin hesabını verecekleri için büyük bir telaş ve heyecan içinde olacaklardır. O gün Muhammed kendisini sevenlere şefaat edecektir.


    Fuzuli / Su Kasidesi

    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
    Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su


    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
    Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su


    Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
    Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su


    Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin
    Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin-gülzâre su


    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
    Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su

    Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n’ola
    Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su


    Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
    Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su


    ıste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
    Susuzum bu sahrede benim’çün âre su


    Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
    Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su


    Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
    Âşık olmuş gâlibâol serv-i hoş reftâre su


    Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
    Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su


    Dest-bûsı arzûsiyle ger ölsem dostlar
    Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su


    ıçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
    Gül budağının mîzacına gire kurtâre su


    Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
    ıktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su


    Seyyid-i nev’i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
    Kim sepiptir mu’cizâtı âteş-i eşrâre su


    Kılmak için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın
    Mu’cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su


    Mu’ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
    Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su


    Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
    Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr’e su


    Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz
    El sunup urgaç vuzu-ı için gül ruhsâre su


    Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
    Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su


    Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salar nûr
    Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre su


    Zikr-i na’tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
    Eyle kim def-i humar için içer mey-hâre su


    Yâ Habîbâ’llah yâ Hayr’el-beşer müştâkınım
    Eyle kim leb-teşneler yanıb diler hem vâre su


    Sensin ol bahr-i kerâmet kim şeb-i Mi’rac’da
    şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su


    Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner
    Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi’mâre su


    Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma
    Var ümîdim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su


    Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
    Ebr-i nîsandan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su


    Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
    Hâb-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su


    Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
    Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

    Fuzûlî