Sinoloji

Sinoloji, yaklaşık 3000 yıllık, bir geçmişe sahip Çin uygarlığını, dili, kültürü, dünü ve bugünüyle araştıran bir bilim dalıdır. Dünyada Sinoloji araştırmalarının tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Ülkemizde ise Çin kültürü üzerine araştırmalar Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren başlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk fakültesi olan DTCF'nin 1935'te kurulan ilk kürsülerinden biri de Sinoloji'dir.

Türkiye'de Sinoloji araştırmalarına böyle erken sayılabilecek bir tarihte başlanması nedeni, erken dönem Türk tarihinin araştırılması için eski Çince kaynakların birinci elden kullanılmak istenmesidir. Çünkü ardlarında pek de fazla yazılı metin bırakmamış İç Asya Türklerinin tarihi, onların komşuları olan Çinlilerin tuttuğu kayıtlarda bulunmaktadır.

Bölüme 1937 - 1948 yılları arasında Alman Prof. Wolfram Eberhard başkanlık etmiştir. Ardından Prof. Muhaddere Özerdim 1983 yılına kadar bölüm başkanlığı yapmıştır.


Türkiye’de Sinoloji'nin Yeri ve İşlevi
Sinoloji ile meşgul ülkelere bakarsak, bunların kısmen Çin’e hakim olmuş veya hala olmakta bulunmuş ülkeler olduğunu görürüz. Japonya, Fransa, Almanya, İngiltere veya Rusya misal olarak verilebilir. Bunların Çin’i iyi anlayabilmek için malumat elde etmek istediği tabiidir. Böylece Çin’le olan münasebetleri gelişebilirdi. Diğer taraftan Hollanda ve Amerika gibi sömürgelerinde veya ülkelerinde çok miktarda Çinli bulunan devletler de bunlarla meşgul olmakta ve Sinoloji'ye çok önem vermektedir.

Fakat Türkiye için bu sebepler bahis konusu değildir. Çünkü Çin’le ne hem huduttur ne de orası hakimiyetimiz altındadır. Buna rağmen Türkiye’de bir sinoloji kürsüsünün kurulmuş olması, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kuran ve kürsüyü açanların belirli bir hedef gözettiklerini gösterir. Kendi kendimize bu hedef nedir, diye sorabiliriz.
Bu hedefin açıklanmasını temin eden cevap Türk tarihi okutan bir müessesede Sinoloji’nin de okutulmasının lüzumu tespit edilerek verilebilir. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine Türk Tarihini tetkik vazifesi verilmiştir. Buna Sinoloji de yardım etmelidir. Çin Türkiye’den bu kadar uzak olduğu için bu biraz garip gelecektir, fakat aşağıdaki noktalar göz önünde tutulunca konu daha iyi anlaşılacaktır.

Yunanca ve Latince Avrupa tarihi için mühim olduğu gibi Sinoloji de Türkler için mühimdir. En eski Türklerde hayat şartları yazıya lüzum göstermiyordu. Sonra şartlar değişti ve yazı yazmayan Türk kavimleri olduğu gibi yazı yazmasını bilenler de meydana gelir. Bunların yarattığı eserlerin çoğu tamamen veya kısmen kaybolmuştur. Eski Fransa tarihinin Fransızlar tarafından değil Romalılar tarafından meydana getirilmiş olması gibi eski Türk tarihi de Türkler tarafından yazılmayıp Çinliler tarafından yazılmıştır. Tabii bu, Türklerin Orta Asya’da yaşadığı zamanlar ve Orta Asya’da hala yaşayan Türkler için geçerlidir. Daha sonraki Türk kavimleri hakkında muhtelif kaynaklardan malumat elde edebiliriz. Fakat Hsiung-nu’lar (Hunlar) gibi zaman zaman bütün Orta Asya’ya hakim olan bir devletin tarihi hakkında Çin kaynakları dışında hemen hiçbir yazılı malumat yoktur. Avrupalı araştırıcılar, Hun tarihi, Hunların kendi tarihlerinde rol oynadıkları müddetçe alakadar etmiştir. Fakat biz Hun tarihini tetkik etmekle, Türk tarihinin ve kültür tarihinin parlak b,r kısmını menşeinde tetkik etmiş oluyoruz.

Mesela Hsiung-nu’lar (Hunlar) Uygurlar, Tu-chüeh’ler (Göktürkler) gibi çeşitli Türk kavimlerinden bahseden kısımlar bu kaynaklarda bolca bulunur. Bunlar kısmen Avrupa dillerine tercüme edilmişse de, muhtelif eserlerde dağınık bir şekilde bulunan bir kısım malzeme Avrupa dillerine tercüme edilmemiştir ve belki de edilmeyeceklerdir; bundan maada Avrupalıların bu tercümeleri hiç olmazsa kısmen modern tetkikler için kafi derecede hatasız ve izahlı değildir. Türk Sinolojisinin ilk vazifesi, bu zengin Çin malzemesini Türkçe'ye çevirmek, memleketi için kullanılabilecek bir hale koymaktır.

Çin kültürü çeşitli kültürlerin birleşmesinden meydana gelmiştir ve bu kültürlerin arasında Türk kültürü en mühimlerinden biridir. Bu suretle Sinoloji araştırmaları sonunda, yalnız Çin kültürünün kuruluşunu değil aynı zamanda en eski Türk kültürünü de tetkik ediyor, milattan önce 2000’e kadar takip ediyoruz. Bu sayede ise malumatımızı Prehistorya’nın eşiğine kadar ilerletmek imkanını kazanmış oluyoruz.

Türkler için Sinoloji klasik bir ilimdir. Yani Türkler için Sinoloji, Fransızlarla İngilizler için Latince ve Yunanca kadar milli, klasik bir ilimdir. Sinoloji zor bir ilimdir. 3000 senelik bir edebiyata maliktir. Bir Sinolog muayyen bir sahada muvaffakiyetle çalışmak isterse büyük bir edebiyatı gözden geçirmesi lazımdır. Bunu kolaylaştırmak, öğrencileri ilerde çalışacağı sahaya yönlenmelerinin yolunu göstermekle kabildir. Sinoloji'de muvaffakiyetle çalışabilmek için Çin’in komşusu olan devletler hakkında da malumat sahibi olmak icabeder. Bu bilgi, diğer sahalardaki mütehassıslarla elele çalışabilecek kadar derin olmalıdır. Bunların hepsi Avrupa’dakiler için de geçerlidir, fakat tarzları başkadır. Bizde Sinoloji ye başlandığı zaman, yalnız Türkleri alakadar eden kısımlarla Sinoloji'nin diğer sahaları değil, aynı zamanda Türkoloji ve Türk tarihi tetkikatı ve daha başka ilimlerle de meşgul olunur. Bu suretle Avrupalı meslektaşların elde edemediği şeyler de öğrenilir ve ancak bu tarzda Sinoloji memleketimize göreceği hizmeti yerine getirecek bir hale gelir.