A

abartma : (mubalağa)
Edebiyatta sözün etkisini artırmak, bir şeyi olduğundan fazla ya da çok az gösterme sanatıdır. Abartma soğuk olmamalı, nükteli ve zarif olmalıdır. Divan şairlerinin daha çok medhiye, fahriye ve hicviyelerde başvurdukları bir sanattır. Eskiler bir şairler mübalağa sanatına çok önem vermişlerdir

Abdal:
Hem şiir hem de düzyazıda derviş anlamına gelen bu sözcük, halk ozanlarının adının başına ya da sonuna gelerek onların mahlası olarak da kullanılmıştır. (Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal gibi)

Acem Koşması:
Aşıkların, özellikle Anadolu'nun kimi yörelerinde Azerbeycan'a özgü bir ezgiyle okudukları koşma türü.

Açık hece :
Türkçe sözcüklerde sesli harf le belirtilen kısa heceler. Örneğin a-na-do-lu, a-şı-la-ma gibi. Arapça ve Farsça'da ise sözcüklerde sesli harflerle yazılmayıp hareke ile gösterilen kısa hecelere verilen isim. Örneğin ka-de-me, ha-se-ne gibi. Aruz vezninde bütün açık heceler kısa hece olarak kabul edilir

Aed :
Eski Yunanda şiirlerini lirle söyleyen saz şairlerine verilen ad

Afroizm :
Çeşitli konularda mutlak bilinmesi gereken ana özellikleri kısa, açık ve anlaşılır bir biçimde anlatma sanatı. Yazarların derin anlam yüklü vecizelerine de afrozim denir.

Ağıt:
Bir ölünün ardından onu yüceltmek amacıyla söylenen halk şiiri. Divan Edebiyatı'nda Mersiye'nin karşılığıdır.

Ahrep ve ahrem :
Rubai vezinlerinin ana ölçüsüdür. Mef'ulü ile başlayanlara ahreb, mef'ulün ile başlayanlara ahrem denir.

Akd ü hall :
Düğümleme ve çözülme. Divan edebiyatında nesir bir eseri nazma çevirmeye akd, nazım bir eseri nesire çevirmeye hall denir.

Akrostiş :
Bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ortaya anlamlı bir sözcük oluşturmasıdır. Divan edebiyatında akrostiş'e muvaşşah ya da istihrac denir. Eski Yunan ve Latin edebiyatında ise akrostiş "üç dize" anlamına gelir.

Aks, akis :
Bir dizedeki iki sözcüğün ya da sözcük topluluklarının yerleri değiştirilerek yapılan söz sanatı. Cümle ya da dizede bir sözcük diğerinin önüne ya da arkasına getirilerek cümle ya da dize tekrarlanır.

"Gelse der-gâhına ikrâm görürler küremâ
Kürema dergehine gelse görürler ikrâm"
Ziya Paşa

Aliterasyon:
Bir dizede ya da cümlede kulağa hoş gelecek bir uyum sağlamak amacıyla aynı seslerin yenilenmesi.

örnek:
Öldük ölümden bir şeyler umarak
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü

Anjanbman :
Şiirde cümlelerin bir dize ya da beyitte bitmeyip diger dize, beyit veya bendlere kaymasidir

Anlam :
Sözcüklerin anlattigi düşünce. Sözcükler birden fazla anlama gelebilir. Bu durumda anlamlardan biri öz anlam digerleri mecaz anlamdir. Sözcükler zamanla yeni anlamlar alarak zenginleşebilir. Zamanla anlamlarinin kaybetmelerine anlam daralmasi denir. Dar anlami bulunan sözcüklerin anlamlarinin genişlemesine de anlam genişlemesi denir.

Antoloji :
Gerçek sanat eseri degerindeki örneklerin bir araya getirildigi derleme yapitlar

Antonim :
Ters anlamli sözcükler. Sicak-soguk, iyi-kötü, aci-tatli, kisa-uzun, güzel-çirkin gibi.

Aruz :
Hecelerin uzunluk ya da kısalık derecesine göre çeşitli ses kalıplarından oluşan bir tür şiir ölçüsü. Daha çok Divan Edebiyatı'nda kullanılır.

Aruz ölçüsü :
Misralardaki hecelerin uzunluk-kisalik bakimindan denk olmasina ve belirli kaliplarla yazilmasina dayanir.

Askı :
Halk edebiyatinda saz şairleri aralarindaki şiir yarişmalarinda kazananlara verilmek üzere duvara tüfek, kiliç, heybe, saz gibi şeyler asardi. Bunlara aski, askiyi kazanmaya da aski indirmek denir.

Asonans :
Yarim kafiye.

Aşık:
Halk ozanı ya da saz şaiiri.

Âşık edebiyetı :
Âşik edebiyati (XIV. yy'dan günümüze): "Âşik" adi verilen ozanlarin geleneksel ürünlerinin oluşturuldugu edebiyata, "âşik edebiyati" denir.

Ayak:
Halk şiirinde kafiye yerine kullanılan terim.

B


Bâde : Üzüm şarabı. Halk ve Divan edebiyatında 'şarap' , tasavvuf edebiyatında aşk anlamında kullanılır.

Bahr-ı tavil : Vezinli, kafiyeli uzun nesir cümlelerden kurulan Divan edebiyatı nazım türü. Fe'ilatün, mefa'ilün, müstef'ilün gibi cüzler arka arkaya tekrarlanır. Türk edebiyatında çok az kullanılmıştır.

Balad: Eski Fransız şiirinde görülen yazım biçimlerinden biri. Üç bentten ve bir ağırlama dizesinden oluşur.

Basitname : Divan edebiyatında yalın Türkçe ile yazılmış gazeller. Bunlara Türkî-i basit gazel de denir.

Bayronculuk: İngiliz şair Lord Bayron'un başlattığı bu akım toplumun yerleşik düzenine, töresel kurallara uymadan yaşama düşüncesini taşır. 19. yüzyılda ortaya çıkan akım başkaldırıcı bir yapısı olmasına rağmen fazla taraftar bulamamıştır.

Bedî : Sözü, kulağa hoş gelecek ve ruha heyecan verecek şekilde güzelleştirme yollarını gösteren bilim. İlm-i bedî de denir.

Bent : Bir şiirin 4, 5, 6, .... dizeli bölümlerinden her biri.

Berceste : Öz, güzel, latif, ince anlamlı, kolayca hatırlanan, yapısı sağlam dize ya da beyit. Genel anlamda bir şiirdeki en güzel dize ya da beyit de denebilir.

Berdar : Asılmış, darağacına çekilmiş. Divan ve tasavvuf edebiyatında sevgilinin saçlarına vurulan "âşık"ı tanımlamak için kullanılır.

Beş hececiler : Milli edebiyat döneminde bu dönemin temel ilkelerini benimseyerek o doğrultuda yazan Faruk Nafiz Çamlıbel, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç ve Enis Behiç Koryürek'in oluşturduğu topluluk.

Beyit: Aynı ölçüde yazılan ve anlamca birbirine bağlı iki dizelik Divan şiiri birimine verilen ad.

Biçim: Edebiyatta varolan ögelerin birbirine bağlanarak oluşturdukları düzen. Örneğin bir şiirin biçimi kaç dizeden oluştuğuna, dizelerin kümelenişine, belirli bir uyak dizini olup olmadığına göre değişir.

Bozlak : Halk edebiyatımızda bir ezgi türü. Konusunu aşiret kavgalarından, kan davalarından, aşk maceralarından alır. Çoklukla Güney ve Orta Anadolu bölgelerinde söylenir. Afşar bozlağı, Urum bozlağı gibi türleri vardır.

C

Caize:
Özellikle Divan edebiyatı döneminde büyüklere, varlıklı kimselere sunulan malzumeler için verilen para.

Cem'iyyet :
Birbirine uygun veya birbirine karşıt anlamlı sözcükleri bir arada bulundurma. Böyle sözlere cem'iyyetli adı verilir.

Cevaz-i edebi :
Sözcüğü vezne uydurmak amacıyla bazı değişikliklerle kullanılması, hecelerin, seslerin ucun ya da kısa okunması şeklinde yapılan yanlışları hoş karşılama. Şiirde böyle kullanışlar "kusur" kabul edilir.

Cezâlet :
Söyleyişleri kulağa sert gelen sözcükleri tanımlar. Uyumu konuya göre ayarlayan önemli bir anlatım şekli. Örneğin, sanatçı şiddet, büyüklük, vakar, ölüm, korku, savaş gibi konuları anlatırken ya da işlerken, sözcükleri de anlattığı konuya uygun düşecek kalın sesliler arasından seçer. Savaşı anlatırken çekâçâk, gülbank gibi sözcüklerin kullanılması gibi. Bu tür kalın seslilere elfâz-ı cezele, taşıdıkları niteliğe de cezâlet denir.

Cinas:
Yazılışı, söylenişi bir, anlamı ayrı olan (eşsesli) sözcükleri birlikte kullanarak yapılan söz oyunu.

Cönk:
Özellikle saz şairlerinin, kendilerinin ya da başkalarının şiirlerini derleyip kaydettikleri, uzunlamasına açılan deri kaplı defter. Bir tür antoloji.

Ç


Çağrışım:
Sözcüklerin, düşüncelerin, hayallerin aralarında bulunan benzerlik, birlik, yakınlık ya da karşıtlık gibi bağlantılarla birbirlerini anımsatması.

Çağrışımsal Alan:
Çağrışım yoluyla aralarında anlamsal ya da biçimsel bağlantılar kurulabilen kavram ve sözcüklerin oluşturduğu bütün.

Çapraz kafiye :
Çaprazlama da denir. Dörder mısralı bendlerle kurulan nazım şekli. Her dörtlüğün tek sayılı dizeleri ile çift sayılı dizeleri kendi aralarında kafiyelidir. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Her tür konuya uygun olduğu için çok kullanılır.
Örneğin:

Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz-ı hayâl ettiren âhengiyle

Yahya Kemal Beyatlı (Rindlerin Ölümü)

Çaprazlama:
Bir cümlede ya da bir dizede daha önce geçen sözcüklerin sırasını, değişik ya da karşıt anlam verecek biçimde tersine çevirerek yineleme.

Çevrikleme:
Bir sözcükteki harflerin yerini değiştirerek elde edilen sözcüklerden her biri. Örneğin: Masa, asma, kısa, askı

Çokanlamlılık:
Bir sözcüğün birden fazla anlamı yansıtır duruma gelmiş olma durumu.

D

Darayak :
Âşık edebiyatında kafiye olma olasılığı düşük sözcükler. Âşıkın karşılaşma ya da atışma sırasında en azından dört ayak kafiye bulması gerekir. Diğer âşık da aynı ayakta dört sözcük söylemek zorundadır. Darayak bu durumda işe yarar. Darkapı olarak da adlandırılır

Destan:
Yunanca Epos şiirinin karşılığı olan bu kavram, toplumların belleklerinde derin izler bırakmış yiğitlik ve kahramanlık olaylarını manzum olarak öyküleyici bir yöntemle anlatan en eski edebiyat türüdür.

Devrikleme:
Sözcüklerin cümle içinde olağan sıralanış biçimine uymayan kullanımı

Devriye:
İnsanın ve evrenin Tanrı'dan çıkıp tekrar Tanrı'ya dönmesi görüşünü temel alan devir kuramını anlatan şiirlere verilen isim.

Deyiş :
Türk halk edebiyatinda hece vezniyle söylenen şiirler. Türkü, destan, koçaklama, güzelleme, taşlama, nefes, koşma, tekerleme türlerinin hepsine deyiş adi verilir. "Deme" sözcügü de kullanilir.

Didaktik Şiir:
Görünüşte şiirsel bir dokusu olan, ama gerçek amacı bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt vermek olan öğretici nitelikteki şiir.

Dibâce :
Çoklukla mensur, bazen de mazmun eserlerin başında yer alan ve eserin yazılış nedeni ile içeriğini açıklayan başlangıç kısmı. Önsöz, mukaddime, medhal, sözbaşı, başlarken, birkaç söz gibi sözcükler de dibâce karşılığıdır.

Divan:
Divan edebiyatı şairlerinin belli bir düzene göre şiirlerini topladıkları yapıt.

Divan Edebiyatı:
Konuları, konuları işleyiş biçimi ve dili yönünden Arap-Fars etkisi altında oluşmuş edebiyat ürünlerine verilen ad.

Dörtleme :
Halk edebiyatımızda dört dizelik kıtalardan meydana gelen nazım şekillerinin genel adı.

Dramatik şiir :
Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır. Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı’da da bu tür şiirler yazilmiyordu; nesir kullaniliyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularimiz da tiyatro eserlerini bundan dolayi nesirle yazmişlardir. Ancak nadirde olsa nazimla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...

Durak :
Hece vezniyle yazilmiş şiirlerde dizelerin belli bölümlere ayrildigi yerler. Durakta sözcükler bölünmez, kulaga uyumlu gelen söz öbekleri oluşturulur.

Dübeyt :
Iki beyit anlamindadir. Divan edebiyatindaki rubai türünü belirtmek için kullanilir.

Düzyazı Şiir:
Ölçü, uyak gibi kurallara uymadan, konuşma dilinin havası içinde yazılan bu şiir türü ülkemiz edebiyatında ilk kez 20. yüzyıl başında Halit Ziya Uşaklıgil tarafından denenmiştir

E

Eglog: İlkçağ edebiyatında Romalıların Vergilius şiirlerine verdiği isim. Birkaç çobanın aşk ve kır yaşamı üzerine karşılıklı konuşmalarından oluşan bu şiirlerden oluşan eglog, edebiyatımızda işlenmiş bir tür değildir.

Elfiye :
Binlik karşiligidir. Bin misradan meydana gelen manzum eserler için kullanilir. Elfiyeler edebiyatla ilgili oldugu gibi, hadis, fikih, feraiz, nahiv ilimleriyle de ilgili olabilir.

Elifnâme :
Genellikle misra başlarindaki kelimelerin ilkharflerinin alt alta elif'den ye'ye kadar alfabetik tarzda devam etmesi ile meydana gelen şiir. Divan ve halk edebiyatimizin ortak mahsulleri arasinda yer alirlar. Dini-tasavvufi ve din dişi konularda örneklerine rastlanir.

Epigram:
Greklerde, mezar taşlarina yazilan kisa, epik şiirlere verilen addır.

Epik:
Geleneksel şiir siniflandirmasinda lirik ve dramatige karşıt olarak konusu kahramanlık olan şiirlerdir.

Epik şiir :
Destansi özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlik, savaş, yigitlik konulari işlenir. Okuyanda coşku, yigitlik duygusu, savaşma arzusu uyandirir. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatinda kasideler, Halk edebiyatinda koçaklama, destan, varsagi türleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanli zaferler yaşadigimizdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatimiz vardir.

Epilog :
Son deyiş.

Epope:
Kahramanlik öyküleri anlatan uzun öykü şiirler. Kelimenin asli "konuşma, nutuk, sohbet" anlamina gelen Yunanca epospoien'e dayanir.

Erotizm:
Sevgiliye, aşka yönelik tüm cinsel tutkulari ve düşleri içeren kavramdir. Erotizmi salt cinsel zevkleri betimleyen, insanin şehvet duygularini kamçilayip utanma duygusunu inciten müstehcenlikle karşilaştirmamak gerekir. Erotik ürünlerde iki cinsin birbirine duydugu sevgi ve bu sevginin kişiler üzerindeki etkisi anlatilir.

Esrem :
Aruzdaki fe'ülün cüzünden fe ve n'yi kaldirip ûlu yerine getiren fa'lü cüzü.

Eşter :
Aruzdaki mefa'ilün cüzünden m ve y harflerinin kaldırılıp yerine getirilen fâ'ilün cüzü.

Etimoloji :
Kelimelerin hangi kökten geldiğini inceleyen bilim

F

Ferd:
Divan edebiyatında başka beyitlere bağlı olmayan beyitlere verilen ad.

G

Garipçiler:
1941'de Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve Oktay Rifat üçlüsü, şiirde varolan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe başkaldıran şiirlerini Garip adıyla bir kitapta topladılar. Kitaba koyulan Garip adı zamanla hem üç şairi yansıtan bir kimlik kazandı hem de Türk şiirinde yeni başlayan akımı yansıttı.

Gazel:
Divan edebiyatında kullanılan; en az beş, en çok on beş beyittin oluşan şiir biçimi.

Girizgâh :
Kasidelerin nesip bölümünden sonra medhiye bölümüne geçerken söylenen beyit veya beyitler. Asli girizgâhdir ve kaçis yeri anlamina gelir. Kasideler çokluk bir tasvirle baslar. Ardindan girizgahla asil amaca geçilir. Sair esprili bir sözle övgüye basladigini belirtir.

Gnomik :
Anlamlı sözleri nazımla anlatan manzum türü

Göz Uyağı:
Yazımları fonetik olmayan dillerde ses yönünden uyaklı olmadıkları halde, sonlarında aynı harflerin bulunduğu sözcüklerle yapılan uyak.

Güldeste :
Seçme manzum ya da nesir yazılarının toplandığı dergi. Antoloji de denebilir.

Güzelleme:
Özellikle halk şiirinde sevilen bir varlığı övüp yüceltmek için yazılan koşmalara verilen ad

H

Hâcib :
Sözcük anlamı perdeci, perde ağasıdır.İki ya da daha fazla kafiyeli olan manzumelerdeki bazı sözcük ya da sözcükler.

Hak Aşığı:
Pir elinden bade içmiş, dili çözülüp şiir söylemeye başlamış gerçek aşık.

Halkçılar:
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde halk şiirine özgü biçimsel ve söyleyişsel özelliklerden yararlanma, şiirlerini bu doğrultuda oluşturmak isteyen kimi şairlere ve yönelimlerine verilen ad.

Hamamiye:
Divan edebiyatında hamamı ya da hamamdaki güzelleri betimleme amacıyla yazılan kasidelere verilen ad.

Hamse:
Divan edebiyatında beş mesnevinin bir araya gelmesiyle oluşturulan yapıt.

Hane :
Divan ve halk edebiyatında dörtlüklerden kurulu nazım türlerinin her bir dörtlüğü.

Harfcılık :
Öncülüğünü Romen asıllı şair Isidore Isou'nun yaptığı, 2'nci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir akımdır. Şiirde en küçük birim olarak sözcükleri değil harfleri temel alır. Bu yolla da yeni bir şiir ve yeni bir müzik yazmayı amaçlayan bir karşı-akım niteliğindedir. İsou'ya göre, "harf olmayan ya da harf olmayacak hiç bir şey tinsel olarak da var olamaz." Harfçilik, edebiyatın yanısıra sinemayı, dansı, müziği ve resmi de etkilemiştir. Çıkış noktaları, "sesleri,sözcükleri, imgeleri aynı anda topluca bir araya getirecek yeni anlatım yollarının araştırılması"dır. Francois Dufrene, Maurice Lemaitre gibi şairler bu akımın önemli isimleridir.

Haşv ya da Haşiv :
Yazıda gereksiz söz bulunması. Eş anlamlı sözcüğü sık sık kullanmak, anlam için gerekli olmayan kelimeler bulundurmak, aynı fikri değişik kelimelerle tekrar etmek, aynı anlama gelen kelimeleri art arda söylemek, yazıya yabancı fikir ve hayal karıştırmak

Hezl:
Alay, eğlence, şaka anlamına gelen bu sözcük, tür adı olarak bir konuyu alaylı bir söyleyişle işleyen şiirler için kullanılmıştır.

Hiciv: (Hicviye)
Bir kimseyi, nesneyi, düşünceyi ya da toplumun eksik aksak yanlarını iğneleyici bir dille ortaya koymak amacıyla yazılmış ürünlerin adı.

Hilye :
Hz. Muhammed’in iç ve dış vasıflarını anlatan yazılar. Kelime, "Süs, ziynet, cevher, güzel yüz, güzellikler" anlamındadır.

Hüsn-i Talil:
Özellikle Divan şiirinde bir olgunun gerçek etkenini bir yana bırakıp onu, güzel, tatlı ve hoş bir nedenle bağlama.

I - İ

İade:
Özellikle Divan edebiyatında bir beytin son sözcüğünü ondan sonraki beytin ilk sözcüğü olarak kullanmayla ilgili söz sanatı.

İbham :
Bir edebi eserde isteyerek ve bilinçli olarak yapılan kapalılıktır. Sanatçı, sözün anlamını hemen anlaşılmayacak şekilde kapalı tutarak, okuyucusunu düşündürmeyi amaçlar

İcaz:
Az sözcükle çok boyutlu, derin bir kavramı anlatma sanatı.

İdil:
Bir kimsenin ağzından kır yaşamının güzelliğini ve çobanıl aşkı sevgi ve mutluluk işleyen şiir türü. Eski Yunan şiirinde mitolojik, epik ve pastoral şiirlerin genel adı.

İdmac :
Sözcük anlamı sıkıştırmak. Edebiyatta sözde ve yazıda övgü içinde övgü ya da aşagğılama içinde aşağılama yapmayı tanımlar.

İgare :
Bir şairin şirinin bir başka şair tarafından benimsenmesi anlamındaki sirkat’ın türü.

İham:
İki ya da daha çok anlamı olan bir sözcüğü bir dize, bir beyit içinde bütün anlamlarını çağrıştırıp anıştırabilecek bir yolda kullanmayla ilgili anlam sanatı.

İhtira :
Daha önce hiçbir şairin kullanmadığı sözcük, deyim ve üslupları tanımlar.

İkinci Yeni:
1950'den sonra Garipçilere bir tepki olarak doğdu. "Şiirde anlam gerekmez" savından hareketle gelişen bu akımı benimseyenlerin şiirlerine 'anlamsız şiir', 'soyut şiir' ya da 'kapalı şiir' gibi adlar da verilmiştir.

İlahi:
Tekke edebiyatında herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Tanrı'yı övüp yücelten şiir türü.

İlham :
Esin

İlmam :
Bir şairin, başka bir şairin şiirini biraz değiştirerek sahiplenmesi.

İltifat :
Sözü konuyla ilgili bir başka yöne çevirme şeklindeki edebi sanat. Bir yeri, olayı, duyguyu, düşünceyi anlatırken birden söz yine konuyla ilgili başka bir yere, olaya, düşünceye, duyguya çevrilir.

İltizam :
Şiirde kafiyeyi sağlayan ya da düzyazıda "seci" olarak kullanılan sözcükten önce gelen ve kafiye ile aynı sayıda harf içeren benzer sözcükler kullanarak yapılan sanattır

İmale:
Hecelerin uzunluk ve kısalık yönünden denkliğine dayanan aruz ölçüsünde kısa bir heceyi ölçü zoruyla uzun okutma biçimi.

İmge:
Edebiyat ürünlerinde, özellikle de şiirde dile getirilmek istenileni daha canlı ve etkili kılabilmek için anlatılmak istenenle başka şeyler arasında bağlantı kurarak zihinde canlandırılan yeni biçimlere verilen addır.

İmgecilik:
20. yüzyılın başlarında E. Pount öncülüğünde H. Doolittle ve T. E Hulme'un katılımıyla oluşan üçlünün ortaya attığı daha sonra Lawrence ve Huxley'in de katıldığı İngiliz-Amerikan şiir akımı.

İntak :
Hayvanları ya da cansız cisimleri konuşturma

İntihal:
Başkalarının yazılarından, şiirlerinden bölümler, dizeler alıp kendininmiş gibi gösterme. Aşırma da denilebilir.

İroni :
Tersini söyleyerek alay etme

İstiare:
Bir sözün benzetme amacıyla, başka bir söz yerine kullanılması. (Dağın eteği, masanın gözü...)

İstihdam :
Anlamla ilgili sanatlardandır. İki anlamı olan bir kelimeyi, bu iki anlama gelecek şekilde kullanmak

İstihlaf :
Türkçedeki sesli harfleri bazı durumlarda uzatmak

İştikrar :
Sözle ilgili sanatlardandır. Aynı kökten türeyen veya aynı köke bağlı harflerin benzerliğinden dolayı aynı kökten türemiş gibi görünen seslerin birarada kullanılmasına denir

Îtilâf :
Uygunluk. Kelimenin anlamla uygunluğu

İtnab :
Sözü, gerektiğinden fazla kelime veya cümle ile uzatma. İcaz’ın karşıtı

K

Kalem Şuarası:
Belirli bir öğrenimden geçmiş, hece ve aruz ölçülerini kullanarak şiir yazabilen ancak saz çalmasını bilmeyen şairlere Kalem Şuarası denir.

Kalenderi:
Saz şairlerinin aruzun mef'ulü mefailü,mefailü feulün kalıplarına göre düzlükleri ve özel bir ezgiyle söyledikleri şiir türü.

Kalb :
Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididi

Kapalılık:
Sözlü ya da yazılı anlatımda anlatıcının amacını açıkça söylemediği ya da özellikle gizlemeye çalıştığı durumlarda ortaya çıkan örtülülük.

Karşıtlama:
Birbirine karşıt olan iki düşünce ya da iki hayali bir ilgi kurarak aynı dize ya da cümle içinde kullanmayı içeren anlam sanatı.

Kaside:
Birini övmek ya da yermek için yazılan, en az 31, en çok 99 beyittin oluşan şiir biçimi.

Katar :
Halk edebiyatında alt alta sıralanan dörtlüklerin hepsine birden katar denir.

Kayabaşı :
Halk edebiyatımızda özel ezgiyle okunan bir koşma türü.

Kerem havaları :
Saz, bağlama, bozuk düzenler eşliğinde özel bir ezgiyle söylenen türkülerdir.

Kesik :
Halk edebiyatımızda hece sayısı 7 ve 8 olan şiirlerin genel adı.

Kesiş:
Sözün etkisini arttırmak için başvurulan anlatım oyunu.

Kıta:
Divan şiirinde ilk beytinin dizeleri birbiriyle uyaklı olmayan, en az iki, en çok on iki beyitten oluşan nazım biçimi.

Kinaye:
Bir sözcüğü hem gerçek hem de mecazi anlamda kullanarak maksadı üstü örtülü biçimde anlatan söz.

Kişileştirme:
İnsana özgü özellikleri taşımayan cansız varlıkları, hayvanları ya da imgesel yaratıkları kişiler gibi davrandırma, canlandırma sanatı.

Koçaklama:
Halk şiirinde coşkulu ve yiğitçe bir söyleyişle kahramanları öven, savaş ve döğüşleri anlatan, kahramanlık duygularını canlandıran şiir biçimi.

Koşma:
Halk edebiyatında, hece ölçüsü (6 + 5) ya da (4+4+3) duraklı kalıbıyla sevgi ve doğa üzerine söyledikleri şiir türü ya da biçimi.

Koşuk:
Eskiden aşk ve doğa şiirlerine verilen genel ad.

L

Lebdeğmez:
İçinde dudak ünsüzlerinin (b, p, f, m, v) bulunmadığı şiire verilen ad.

Leff ü Neşr:
Bir beyit içinde iki ya da daha çok şeyi andıktan sonra onlarla ilgili şeyleri sırlama sanatı.

Lirik Şiir:
Epik ve dramatik şiire karşıt din, doğa, aşk, özlem, gurbet, vatan, ölüm gibi konularda kişisel duyguların çoşkulu bir dille anlatılması gerektiğini savunan şiir türü.

Lirizm : İnsan duygularının çok etkili ve coşkun olarak anlatılması.

Lügaz:
Herhangi bir varlık ya da nesnenin özelliklerini anlatarak şiir biçiminde oluşturulan bilmece.


M

Mahlas:
Kimi ozan ve yazarların yapıtlarında kullandıkları değişik ad.

Mahlas Beyti: Şairin mahlas olarak seçtiği adın geçtiği beyte denir.

Maklub :
Harfleri tersten sıralandığında yine aynı sözcük çıkan sözcükler. Örneğin mum, bab, aba gibi.

Mani:
Halk edebiyatının en yaygın ve en küçük nazım biçimi. Dört dizeden oluşur ve dizeler yedi hecelidir.

Manzum:
Nazımla yazılmış veya nazım biçimine konmuş, nesirden ayrı özellikler içeren eserlere verilen ortak isim.

Manzume:
Nazım biçiminde yazılan, imge ve sanat değeri taşımayan dil ürünlerine denir.

Martaval :
Hıdırellez sabahı, mani küpünden, niyet edip mani çekerek, niyet sahibine okumak

Mecaz:
Bir sözcüğün gerçek anlamı dışında başka bir anlamda kullanılması.

Mecaz-ı Mürsel:
Bir sözün benzetme amacı güdülmeksizin başka bir söz yerine kullanılmasıdır.

Melhame :
Divan edebiyatında gelecek olayları anlatan nazım ya da nesir eserlerin ortak adı.

Menkut :
Divan edebiyatında sözcüklerinin tümü noktalı harflerden oluşan şiirler.

Mensure : (Mensur şiir)
Duygu, düşünce, yaşam ya da hayalleri şiir inceliğinde anlatan düzyazı türü. İç uyuma önem verildiği için dilbilgisi kurallarına uygunluk aranmaz

Mersiye:
Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlamak; onun erdemlerini, iyi yönlerini dile getirmek amacıyla yazılan şiirlere verilen genel ad.

Mesnevi:
Her beytin dizeleri arasında uyaklı olan,beyit sayısı konunun işlenişine göre ciltlerce belirlenen Divan şiiri biçimi.

Meştur :
Divan edebiyatında dört cüzlü (yani 4 mefâ’ilün 4 müstef’ilün) ile yazılmış vezinleri ikişer cüze indirerek yazılmış şiirlerdir.

Metafor : (eğretileme)
Bir nesneyi, bir durumu, niteliği, olguyu ya da süreci bir başkasına benzeterek anlatmaktır
Modern şiirde çok güçlü bir imge devindiricisidir. Dilsel yaratıcılık bakımından çağdaş şiirin önemli bir olanağıdır

Methiye:
Bir kimseyi övmek, yüceltmek amacıyla yazılan şiir.

Mey
Şarap anlamına gelen Mey, Divan şiirinin temel manzumlarından biri olarak kabul edilir.

Meydan:
Saz şairlerinin saz çalarak, karşılıklı şiir söyledikleri yer.

Mısra:
Manzum yazıların her bir satırı. Dize.

Muamma:
Belli kurallara uyarak bir insan adı çıkacak biçimde düzenlenmiş manzum bilmece.

Muaşşer:
Divan şiirinde on dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.

Muhammes:
Divan şiirinde her bendi beş dizeden oluşan nazım bimiçine verilen isim.

Mukabele :
Aralarında tezat ve karşıtlık bulunan kelime, tamlama ve sözleri birarada kullanmak

Murabba:
Dörder dizelik bentlerle kurulan nazım biçimi.

Murassa :
Nesirde iki ibarenin, nazımda ise iki mısranın kelimelerinin sayıca denk, karşılıklarıyla vezin ve kafiye bakımından birlik olması.

Musammat:
Ölçü ölçüsünü korumak koşuluyla dört, beş, altı, yedi...dizeli bentlerden oluşan nazım biçim.

Musarra :
Mısraları birbiri ile kafiyeli olan beyitler.

Muvafakat :
Kelimenin anlamla, kelimenin vezinle, kelimenin kelimeyle, anlamın vezinle, anlamın anlamla uygunluğu.

Muvazene :
Nesirde seci, nazımda kafiye yerindeki sözcüğü yalnız vezin bakımından eşit olması.

Mülemma :
Bir şiirin bazı mısraları, bölümleri veya bir mısranın bazı sözcüklerin değişik dillerde yazılması

Münşeat:
Divan edebiyatı döneminde değişik konularda yazılan mensur ya da mektupların toplandığı yapıtlara verilen genel ad.

Müsebba:
Divan edebiyatında her bendi yedi dizeden oluşn nazım biçimi.

Müseddes:
Divan şiirinde altı dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.

Müsemmen:
Divan şiirinde sekiz dizelik bentlerden oluşan nazım biçimi.

Müstezat:
Sözcük anlamı "artmış, çoğalmış" demektir. Edebiyat terimi olarak gazelin her dizesine, kullanılan aruz ölçüsüne uymak koşuluyla bir kısa dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimi anlamında kullanılmaktadır.

Müşaare :
Karşılıklı şiir söyleme.

Müşakele :
Birden fazla anlamı olan sözcüklerin art arda gelecek şekilde, iki anlamı ile kullanılması, birinin söylediği bir sözü bir başkasının değişik anlama gelmek üzere tekrarlaması.

Mütakarrin :
Kafiyeleri birbirinin peşinden gelen ve iki kafiyeli olan şiir.

Mütekerrir :
Murabba, muhammes, müseddes gibi nazım şekillerinde bendlerin sonlarında tekrarlanan mısra veya beyitler.

Mütelevvin :
Divan edebiyatında bir beytin okunuşu sırasında küçük bir değişiklikle veznin bir başka vezne çevrilmesi.

Müzdeviç:
Murabba, muhammes, müreddes benzeri nazım şekillerinde bendlerin sonundaki mısraların birinci bend ile kafiyeli olması.

N

Naat:
Konusu Hz. Muhammed'i övmek, ona yalvarıp şefaat dilemek olan kaside.

Nakarat :
Şiirlerde bendlerin sonunda tekrarlanan mısra veya mısralar. Bu bölüm, anlam bakımından her bendi şiirin ana duygusuna bağlar

Nazım:
Duygu, düşünce ve isteklerin ölçülü, ahenkli bin biçimde iletmeyi amaçlayan anlatım yolu.

Nazire:
Bir şairin, başka bir şairin şiirini konu ve biçim yönünden yansılayıp aynı ölçü, aynı uyak, aynı redifle yazdığı benzer şiir.

Nefes:
Özellikle Bektaşi ozanlarınca yazılan, Bektaşi törenlerinde makamlarla okunan, temaları Bektaşi inanışlarını içeren malzumelere verilen ad.

Nida :
Divan edebiyatımızda bir sanat türü. Şairin korku, sevinç, şaşkınlık, acı, ızdırap, öfke gibi pekiştirilmiş, duygu ve düşüncelerini okuyucuya hissettirebilecek şekilde işlemesi.

Ninni:
Ölçü ve uyak yönünden ninniye benzeyen, genellikle anonim halk edebiyatı ürünleri arasında yer alan, çocukları uyutmak için özel ezgilerle söylenen manzum söz.

O - Ö

Ottova rima :
Sekiz mısralı bir nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatında, buradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Batı edebiyatında kafiye şeması, abababcc’dir. Bu şema bizde degişiklige ugrayarak ababcccb şeklini almiştir. Aabbccdc şekli de görülür.

Ozan:
Kopuzla türkü söyleyen en eski Türk şairleri. Osmanli döneminde halki şairleri için kullanilirdi. Âşik sözünün karşiligi oldugu gibi meddah anlamini da taşiyordu. Ozanlarin toplumda önemli yerleri vardi. Beylerin huzurunda, dini törenlerde, elindeki kopuzunu çalarak kahramanlik destanlari okurlar, halk arasinda kissa söylerlerdi. Memluk ordusunun mizika takiminda ozan denilen çalgicilar oldugu tarihi kaynaklarda yazar. Selçuklular’da da benzer durum görülür.

Ölçü:
Sözün birtakım bölümlere ayrılarak, her bölümün hece sayısınca ya da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliği.

Öz Şiirciler:
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde özellikle 1930'lardan sonra şiirde ses güzelliğine önem veren, anlamı ve anlatmayı arka plana atmayı tercih eden şairleri anlatmak için kullanılır. Öncüleri Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı olmuştur.

P

Pastoral Şiir:
Çoban ve kır hayatını, köylerdeki yaşayış şeklini anlatan şiir. Pastoral şiir, süsten, kelime oyunlarından, yapmacılıktan uzak sade bir dille yazılır.

Pelteknâme :
Kekeleme şiiri. Lisan-i pepeği adı da verilir. Halk edebiyatı nazım şeklidir.

Poetika :
Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü. Bu kelime eskiden Fransızca’da yalnız şiirin değil, güzel sanatların teorisini güzelliğin feslefesini, bir bakıma estetiği ifade ederken, bugün şiir sanatı anlamına gelen bir terim olmuştur. Batı dillerinde poetika konusuna giren birçok eser var. Türkçe’de ise, bazı şiirlerin ve grupların bildiri niteliğindeki, genellikle savunmaya dayalı birkaç önsözü görülür.

Prozodi :
Kelimelerin taşıdıkları seslerin değerlerine ve hecelerin taşıması gereken seslere göre söylenmesi. Tonlamaya, hecelerin vuruşuna kelimelerin uzunluk ve kısalıklarına dikkat edilerek söylenir.

R

Rakta :
Arap harflerine göre bir harfi noktalı, bir harfi noktasız kelimeleri kullanarak şiir yazma.

Redif:
Şiirde dizelerin sonundaki uyakta sonra yenilenen eşsesli ve eşgörevli ekler ya da sözcükler.

Rikkat :
Anlatımda söylenişleri kulakta ince, hafif, hoş etki bırakan sözcüklerin kullanılması.

Ritm:
Şiirde hecelerin vurgu, uzunluk, yükseklik gibi ses özelliklerinin, durakların düzenli biçimde yinelenmesinden doğan ses uyarlığı.

Rondelet :
Yedi mısralı ek bendden meydana gelen Fransız nazım şekli.

Rubai:
Aruz ölçüsünün belirli kalıplarına göre yazılan, dört dizeli manzume.

Rücu:
Divan edebiyatı sanatlarından. Bir düşünceyi daha güçlü hale getirmek için, söylenen sözden vazgeçer gibi davranılır. Espri, üzüntü, sevinç, dehşet, hayret durumlarında ifadeyi daha güçlü ve canlı kılmak için kullanılır.

S

Sadr:
Bir beyitte birinci mısranın ilk parçası ile nesirde cümlenin ilk parçası.

Sagu:
Eskiden Orta Asya'da düzenlenen cenaze törenlerinde söylenen ağıt.

Saki:
Su veren, su dağıtan kişi. Divan edebiyatında içki meclisinde şarap sunan kimse anlamında kullanılmıştır.

Sakiname:
Konusu şarapla ilgili olan kasidelere verilen ad.

Saliye :
Divan edebiyatımızda yeni yılı kutlamak için yazılan şiirler. Bu şiirlerde daima girilen yılın tarihini tespit eden bir beyit de bulunur.

Sarma kafiye:
Dört mısralık bendlerle kurulan nazım şekli. Her dörtlükte birinci ile dördüncü, ikinci ile üçüncü mısralar kendi aralarında kafiyelidir. Kafiye şeması şöyledir: Abba, cddc, effe.

Satirik şiir :
Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

Satranç :
Saz şairleri tarafından aruzun müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün kalıbıyla ve musammat gazel şeklinde yazılan şiirler

Sebk-i hindi :
Divan edebiyatında kullanılan bir üslup. Terim, "Hint tarzı, Hint üslûbu" anlamına gelir. Türk edebiyatına XVII. İran şairlerinin etkisiyle girdi. Bu nedenle sebk-i İsfahâni diye de bilinir. İran edebiyatına ise Hindistan’dan geçmiştir.

Seçki:
Edebiyat yapıtlarında seçilen parçaları içeren yapıt.

Sehl-i Münteni:
Çok kolay yaratilmiş gibi görünen ancak benzeri yapilmaya kalkişildiginda güçlügü anlaşilan üstün nitelikli manzum söz.

Selh :
Başkasina ait bir şiirin anlamini alip kelimelerini degiştirerek yeniden yazmak.

Selis :
Halk şiiri nazim şekli. Aruzun fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün kalıbıyla gazel şeklinde yazılır. Murabba, muhammes, müseddes şeklinde yazılmış selislere de rastlanır.

Semai:
Hece ölçüsüyle ya da aruzun özel bir kalıbıyla yazılan şiir.

Semantik :
Kelimelerin anlamlarını araştıran bilim

Serbest nazım :
Bend, vezin ve kafiye kurallarına bağlı olmayan nazım şekli. Bendlerin, mısraların ve hecelerin sayıları belli düzene bağlı değildir. Şair isterse kafiyeli yazar. Bendleri sınırlayabilir veya sınırlamaz.

Sone:
Klasik Avrupa edebiyatında, ilk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük olmak üzre 14 dizeden oluşan bir şiir biçimi.

Surname:
Sünnet düğünleri, evlenmeler gibi büyük törenleri konu alan ve Divan edebiyatında oluşturulan uzun ya da kısa oylumlu şiirlere verilen ad.

Ş

Şairanelik:
Özellikle şiirde belirli sözcüklerin kullanıla kullanıla kalıplaşması, sözcüklerin duygusal ve çağrışımsal anlatımları yönünden tazeliklerini yitirmesi durumu.

Şarkı:
Divan edebiyatında murabbadan doğmuş bir şiir biçimi. Bestelenmek amacıyla oluşturulan ve dört dizelik bentlerle kurulan bu şiir biçiminin, Halk edebiyatındaki türkü türünün etkisiyle oluştuğu sanılıyor.

Şathiyat:
Tekke edebiyatına özgü bir şiir biçimi. Tanrı'yla senli benli, onunla söyleşircesine yazılan deyişlere verilen ad.

Şatranç:
19. yüzyıl saz şairlenin seyrek kullandıkları bir şiir biçimi.

Şiir:
Dilin doğuşuyla oluşmaya başlayan; bütün edebiyat türlerine kaynaklık eden en eski edebiyat türü. En belirgin özelliği ritme dayanması, söylemsel niteliklerinin bulunması olarak tanımlanabilir.

T

Ta’rifat :
Mevki sahipleri ve bazı görevlileri tasvir eden şiirler.

Tarih:
Divan edebiyatında şairlerin doğum, ölüm, büyük bir yapı ya da önemli olayları belirtmek amacıyla sürdürdükleri gelenek.

Tariz:
Bir kimsenin kimi niteliklerden yoksun olduğunu belirtmek için bir sözü dolaylı bir biçimde ya da tersini kastederek dokundurma sanatı.

Tasavvuf:
İslam dininde varlık birliğini temel alan, Panteizmi ana düşünce olarak benimseyen, kalbi dünya işlerinden arındırarak Allah sevgisine adayan düşünüş biçimi.

Ta'şir :
Bir gazelin her beytinin veya bir beytinin üzerine sekiz mısra eklenerek yapılan mu'aşşerdir.

Taştir :
Bir gazelde her beytin iki mısrasının arasına iki veya üç mısra ekleyerek manzume meydana getirmek. Divan edebiyatı nazım şeklidir

Taşlama:
Halk edebiyatında bir kişiyi, bir yeri, bir şeyi ya da bir olayı acı, alaycı bir dille veren şiir biçimi.

Tazmin :
Bir şairin, bir mısra veya bir beytin bir başka şairce kullanılması.

Tecâhül-i arif :
Anlamla ilgili sanatlardandır. Bilinen bir gerçeği, bilmez görünerek söylemek yöntemiyle yapılır. Bilinen şey, bilinmiyormuş gibi anlatılırken genellikle bir espriye dayandırılır.

Tekerleme:
Kimi sözcüklerin, seslerin yinelemesi, ölçü, uyak gibi öğelere bağlı kalınması yoluyla oluşturulan anlamlı ya da anlamsız, belirli bir konusu olmayan söz dizelerine verilen ad.

Tekke Edebiyatı:
Konu, dil yönünden İslam uygarlığının etkilerini taşıyan, tekkelerde gelişen, tasavvuf duygu ve düşüncelerini aşılamak, yaymak amacıyla ortaya konmuş ürünlerin tümü.

Telmih :
Divan edebiyatı sanatlarından. Söz sırasında bilinen bir olaya, bir kişiye, kıssaya ya da atasözüne işaret etmektir.

Tenâfür :
Bir ifadede birbirleriyle uyuşmayan harf, hece, sözcük ya da tamlamaların kulağa hoş gelmeyen etki yapmasıdır

Tenasüb:
Birbiriyle sözcük ya da kavramları dize ya da beyitlerde bir arada kullanma sanatı.

Terkibi-i Bend / Terci-i Bend:
Gazel uzunluğunda, onun gibi uyaklı tek ölçülü bentlerden oluşan Divan şiir biçimlerine verilen ad.

Terza Rima:
İtalyan nazım biçimlerinden biri. Üçer dizelik bentlerden oluşur. Bentlerin sayısı ozanın dilediği ölçüde olabilir.

Tesbi :
Bir gazelin beyitleri önünü beş mısra eklenerek yapılan müsebba’dır. Müsebba musammatlardan bir nazım şeklidir. Kafiye şeması şöyledir

Teşbih :
Benzetme sanatı.

Tevârüd :
İki şairin birbirinden habersiz aynı mısrayı veya beyti tesadüfen yazması.

Tevkiye :
Anlamla ilgili sanatlardandır. İki veya ikiden fazla anlamı olan bir kelimenin yakın anlamını söyleyip uzak anlamını kasdetmek.

Tevriye:
Anlatım inceliği sağlamak amacıyla birden çok anlamı bulunan bir sözcüğü iki anlamda kullanma sanatı.

Tezkire:
Divan edebiyatında ozanların yaşamöyküsünü konu alan yapıtların genel adı.

Triyole :
On mısralı bir nazım şeklidir. Önce iki mısralı kısım, sonra dörder mısralı iki kısım gelir

Tuyug:
Aruz ölçüsünün belirli bir kalıbıyla yazılan, dört dizelik nazım biçimi.

Türkü:
Halk şiirinde kendine özgü bir ezgiyle söylenen, kavuştaklı bir nazım biçimi

U - Ü

Ulama:
Bir sözcüğün son sesiyle onun ardından gelen sözcüğün önsesinin kaynaşmasına yol açan birleştirme.

Uyak:
Sözcük ve eklerin son heceleri ya da en az iki dizenin sonunda yinelenen ses benzerliği.

Uzun Hece:
Arapça ve Farsça'dan dilimize geçen sözcüklerde görülen, her zaman uzun bir sesli ile biten hece. (Hala, fani vb.)

Ünlü Uyumu:
Bir sözcüğün yapısı içinde yer alan bir ünlünün etkisiyle öteki ünlülerin de ona uyması sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve gerileyici benzeşme durumudur.

Ünsüz Uyumu:
Bir sözcükteki ünsüzler arasında görülen benzeşime verilen addır.

Üslup:
Duygu, düşünce, eylem ve hayallerin kişisel anlatım biçimidir.

Üstdil:
Özellikle belirli bir alana özgü olan bir konuyu ya da o konuyu açıklamak için kullanılmışolan konudilini betimlemek için oluşturulmuş araç dil.

V

Varsağı:
Koşma türünün kendine özgü bir ezgiyle söylenen biçimine verilen ad. Güney Anadolu bölgesinde Varsak Türkleri'nce söylendiği için bsu adı almıştır.

Vezn-i âhar :
Halk şiiri nazım şekli. Aruzun müstef'ilâtün müstef'ilâtün müstef'ilâtün müstef'ilâtün kalıbıyla murabba şeklinde yazılır.

Vurgu:
Sözcüklerde, cümlelerde, dizelerde yan yana gelen sözcüklerin kimi hecelerin ötekilerine oranla daha dik ve baskılı söylenişi

Y

yalancı türek yanacı:
(Söz sanatı terimi) Aralarında gerçekten türek birliği olmadığı halde var görünen iki kelimeyi bir arada kullanma, Taş taşımak gibi.


yaldızlı söz:
(Söz sanatı terimi) Nükte kılığında parlak fakat esasta değersiz olan söz.


yarım dize:
Bir orta durağın bir dizeyi ayırdığı iki parçadan her biri.


yarım uyak:
Tam uyak meydana getirmeğe yetmiyen tek bir sese veya onun benzerine dayanan eksik uyak.


yarım adım:
Eski Yunan ve Lâtin tartıbiliminde adımın biri vurgulu (KUVVETLİ YARIM ADIM, Demi -pied marqué ou fort), öbürü vurgusuz (ZAYIF YARIM ADIM, Demi - pied faible) olmak üzere ayrıldığı iki parçadan her biri.


yedek:
Bazı koşuklarda dizelerin sonuna ulanan nazımlı ve kısa parçalara halk edebiyatında yedek, divan edebiyatında ziyade denir. “Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz Baş üzre yerin var.” Burada ikinci dize yedektir.


yekâhenk:
(Divan edebiyatı terimi) Beyitleri arasında anlamca ilgi bulunan koşuk.

yekavaz:
(Divan edebiyatı terimi) Baştan sona kadar güzel olan koşuk.

yergi:
Birinin veya bir şeyin kusurlu taraflarını acı, batıcı ve alaycı bir dille anlatan yazı (YERGİLİ, Satirique; YERGİ SÖYLEVİ, Invective).T. : Hiciv, Hicviye

yeterce uyak:
Bir sesli ile ondan sonra gelen bir sessizden ibaret olan uyak.

yoksul uyak:
Sadece bir sesliden ibaret bulunan uyak.

yönenme:
(Söz sanatı terimi) İfade arasında, muhatap yoksa sözü bir muhataba, varsa başka birine yöneltme

Z

zâtül-metâli:
(Divan edebiyatı terimi) Birkaç matlâı olan kaside.


zengin uyak:
Bir sesliden başka, onun başında veya sonunda bir sessiz bulunan uyak.

zihâf:
(Divan edebiyatı terimi) Uzun heceyi kısa okuma.

Zincirleme:
(Söz sanatı terimi) Bir cümlenin veya bir dizenin sonunu, arkadan gelen cümlenin veya dizenin başında tekrarlama.