Tarihte Mısır Kadını

 Tarihte Mısır Kadını


  Okunma: 2911 - Yorum: 1
  1. #1
    sponsorlu bağlantılar
    Efsane bu ya! Günümüzden binlerce yil önce Misir'da, Nil
    deltasinda, Osiris adinda iyimi iyi, dürüst mü dürüst,
    iri-yari bir kral yasarmis. Halkinin iyiligi için çalisir,
    hakliyla haksizligi ayir eder, hiç kimseye kötülük gelmesini
    istemezmis. Herkes çok severmis Osiris'i... Onu sevmeyen tek
    kisi, Yukari Misir'a hükmeden kardesi Seth'mis. Seth, Osiris'i
    kiskanir, O'nu ortadan kaldirmak için firsat kollarmis. Ir gün
    Osiris'in topraklarina hükmetmek en büyük emeliymis. Seth bir
    gün kardesi Osiris'i muhtesem bir ziyafete seref misafiri
    olarak davet etmis. Salonun etrafi, çepeçevre davetlilerle
    doluymus. Tam ortada da koca bir tabut duruyormus.

    Yemekler yenip içkiler içildikten sonra Seth kurnazca
    gülümseyerek davetlilere söyle demis:

    "Ben bu tabutu bir dev için yaptirttim. Simdi hepinizin
    sirayla bu tabuta girmesini istiyorum. Tabutu kim tam olarak
    dolduracak, çok merak ediyorum?"

    Herkes sirayla tabuta girmis. Ama öylesine büyük bir tabutmus
    ki bu, en iri-yarilari bile girdigi zaman tabutun içinde yine
    de bos yer kaliyormus. Derken sira son olarak iyi kalpli Kral
    Osiris'e gelmis. Osiris kalkmis, tabuta yürümüs, kapagini açip
    içine girmis. Girmesiyle de kapak bir daha açilmamak üzere
    üzerine kapanivermis...

    Bu oyunun kötü kalpli kral Seth'in, kardesine kurdugu bir
    tuzak oldugunu tahmin edebiliyoruz. Nitekim tabut, içindeki
    Kralla birlikte ziyafet sofrasindan alinip, Nil'in bulanik
    sularina terk edilmis. Kimseye de Osiris'in akibeti hakkinda
    bilgi verilmemis...

    Ne var ki Osiris'in dul karisi Isis, sevgili esinin cansiz
    vücudunu bulmadan ölmemeye ant içmis. Aramis, taramis ve günün
    birinde tabutu bulmus. Bulmus ama haberi duyan kötü kalpli
    Kral Seth bu sefer de kardesinin cesedini parça parça ettirip
    Misir'in her tarafina dagitmis. Bedbaht esi Isis yine
    durmamis, dinlenmemis. Ve ünlü tarihçi Herodot'a göre
    kocasinin vücudunun bir parçasi hariç, hepsini bulup
    yapistirmis. Osiris de canlanarak Isis'e Horus adinda bir
    erkek evladi vermis.

    Horus büyümüs, amcasi Seth'i bularak babasinin intikamini
    almis.

    Efsane burada sona eriyor.

    Osiris, yüzyillar boyunca Misirlilar için iyilik timsali bir
    tanrilar tanrisi olmustu.

    Firavunlarin Haremi
    Firavunlarin çok zengin haremi olurdu. III. Amenhotep'in
    hareminde 300'den fazla seçme genç kiz bulundugu
    bilinmektedir. Bu arda bazi zenginler de harem kurarlardi. Ama
    halkin arasinda erkeklerden çogunun tek esi vardi. Bosanmaya
    ender rastlanirdi. Eger bosanmaya sebep, kadinin bir baska
    erkekle iliski kurmasiysa, koca, karisini bosar ve hiçbir sey
    vermezdi. Ama bir baska sebeple onu terk ediyorsa servetinin
    bir kismini bosadigi esine birakirdi.


    sponsorlu bağlantılar
  2. #2
    Makyaj, Bugünkü Makyaj
    Eski Misir'in gündelik hayatinda kadinin büyük önemi ve o
    nispette de degeri vardi. Son bulunan firavun mezarlarindaki
    resimlerde Eski Misirli kadinlarin siyah saçli, uzun boylu,
    düz burunlu olduklari görülüyor. Çocuklarin dogduklari zaman
    ciltleri beyaz oluyordu. Ama çok geçmeden Misir'in kavurucu
    günesinin etkisiyle renkleri koyulasiyordu. Kadinlarin en
    güzel taraflari iri siyah gözleri, son derece biçimli yüzleri
    ve bir Avrupalininkine nazaran hayli yukarida olan dik
    gögüsleriydi. Kadinlar, bu güzelliklerini mücevherat ve
    makyajla tamamlamakta pek hünerliydiler. Ehram duvarlarini
    süsleyen resimlerde, Eski Misirli kadinin yaptigi makyajin pek
    az farkla günümüzdeki makyaja benzedigi hayretle
    görülmektedir.

    Misirli kadin yanaklarini, dudaklarini, tirnaklarini boyar,
    saçlarina kokulu yaglar sürerdi. Heykellerde bile kadinlarin
    gözlerini boyali oldugu fark edilmektedir. Böylesine incelmis
    bir makyaj için, elbette ki makyaj malzemelerinin e son derce
    gelismis olmasina sasmamak gerekir.



    4.000 Yillik Peruk ve Ruj

    Misirli kadin daha da güzellesmek için siyah kalemle gözlerini
    ve kaslarini çeker, bir anlamda far sürer, peruk kullanir,
    mücevher takardi. Hem de ne mücevherler! Altin basta olmak
    üzere degisik madenlerden yapilan gerdanliklar usta
    sanatçilarin elinden çikmis, güzellik, incelik ve zevk ürünü
    eserlerdi. O gerdanliklar bugün bile tereddütsüz
    kullanilabilecek bir gösterise sahiptir. Kadinlar, özellikle
    zengin çevrenin kadinlari vakitlerinin büyük kismini
    süslenmeye ve güzellesme yolundaki çabalar ayirirdi. Bu is
    için kadin köleler onlara yarim ederlerdi. Hele kadin
    kocasiyla bulusmak için hazirlaniyorsa, süsüne daha da genis
    vakit ayirirdi. Beyaz mermerden oyma siselerin içinde dogu
    ülkelerinden getirtilmis sihirli kokular saklanir, bunu
    dudaklara sürülecek kirmizi, gözlere çekilecek siyah boyalar
    tamamlardi.

    Kadinlarin baslarina taktiklari peruklar bugünküler gibi
    saçtan degil, bitki liflerindendi. Unlarinda büyük bir
    ihtimalle Papirüs liflerinden oldugu sanilmaktadir.

    Kadinlar baslarina peruk takmadan önce, hos kokulu macun
    kivaminda bir merhem sürerlerdi. Bunun görevi, sicagin
    etkisiyle eriyerek etrafa hos kokular salmasiydi. Eski
    Misir'da kadinin en çok sevdigi renk sariydi. Belden asagisini
    örten kumaslar da genellikle sari renkte olurdu. Kadinlar,
    açikta biraktiklari gögüslerini çesitli mücevherlerle süsler,
    kollarina da altin, gümüs, tunç ve fildisi bilezikler
    takarlardi. Ayak bileklerine bilezik takmak da zaman zaman
    moda olurdu. Mücevherlerin çogu "Lacivert Tasi" denilen bir
    tastan, kantasindan, spat tasindan ya da Misir'da pek bulunan
    mercan rengindeki bir baska tastan olurdu.

    Eski Misirlilarin, giyimleri bugünkü anlayisimiza pek
    uymamaktaydi. Buna da sebep yilin her zamaninda havanin çok
    sicak olmasidir. Üstelik kumas da kolay dokunulamadigindan zor
    bulunan bir nesneydi. Hele iyi cins kumaslari ancak zenginler
    alabiliyordu.

    Misirli çocuklar kiz olsun, erkek olsun çiplak dolasirlardi.
    Ta ki büyüyüp ergenlik çagina gelinceye kadar. Bu, yalniz
    fakirler için degil, zenginler için de böyleydi. Zengin
    çocuklari küpe, gerdanlik takarlardi. Çocuklarin bahçelerde,
    sokaklarda anadan dogma kosup oynamamalari onlara gayet tabii
    gelirdi.

    Hizmetçiler, basit halk tabakasi ve köylüler, sadece kisa bir
    etek kusanirlardi. Eski Krallik devrinde kadinlar da erkekler
    gibi bellerine kadar çiplak gezerlerdi.bunlarin ütün giyimi
    göbeklerinden dizlerinin hemen asagisina kadar uzanan beyaz
    bir eteklikten ibaretti. Bu giyimi ne erkekler yadirgayip
    rahatsiz olurlar, ne de kadinlar bu sekilde dolasmaktan
    utanirlardi.

    Servet artip kumas bollasinca birinci etek üzerine ikinci bir
    etek örtülürdü. Gögsün örtülmesine ancak çok sonralari
    imparatorluk zamaninda baslandi.

    O çagda kadinlar da erkeklerle birlikte gezer, yer, içerdi.
    Yine Ehram duvarlarinda bulunan resimlerde tek basina diledigi
    yere giden, serbestçe alisveris yapan kadinlara
    rastlanmaktadir.

    Doguda bugün de oldugu gibi, Eski Misir'da da genç
    evlenilirdi. 15 yasina gelmeden erkekler de, kizlar da evlenip
    yuva kurarlardi. Erkeklerin ayrica nikahsiz esleri de
    olabilirdi. Ama kanun nazarinda bütün haklar, nikahli esine
    aitti.

    Misir'da bulunan 3.400 yillik mezarlar arasinda Teb sehri
    valisi Senefer'inki özel bir yer tutar. Senefer esi Merit'i o
    kadar sevmisti ki, mezar odasinin duvarlarina tam 21 degisik
    pozda resmini yaptirmistir. Iki nikahsiz esinin resimleriyle
    de bitisik odalarin duvarlarini süslemistir. Mezarinin
    duvarlari ve tavanlari, üzerinden nefis üzümler sarkan asma
    resimleriyle kaplidir. Eski Misirlilar üzüm yetistirir, sarap
    yaparlardi. Öte yanda bira yapmasini da biliyorlardi.

    Sarap, Bira
    Eski Misirlilar, günümüzden 3.000 yil kadar önce bile bugün
    kullandigimiz balta, makas, keser gibi basit araç ve
    gereçlerin pek çogunu biliyor ve kullaniyorlardi. Sarabi ve
    birayi fiçilarda sakliyor, tipki bugün Kizil Çin'de hala
    kullanildigi gibi ayak körügüyle atesi canlandirarak
    demircilik yapiyorlar, duvarlari tugladan örüyorlardi.

    Savasi Sevmeyen Millet

    Misirlilarin çogu kendi hallerinde köylüler ve evde oturup
    zevk sürmekten hoslanan devlet adamlari olduklari için
    savasmaktan pek hoslanmazlardi.Ama kendilerinden daha az
    gelismis Nubyalilar ve Libyalilarla komsuluk ettikleri için
    muntazam bir ordu kurmak mecburiyetindeydiler. Bu orduyla
    Afrikali komsulariyla kolayca basa çikarlardi. Ama Asyalilar
    karsisinda bozguna ugramamak için parali asker tutarak ülke
    bütünlüklerini saglayabilirlerdi.

    Eski Misirlilarin uygarlik alanindaki basarilari, hele Misir
    kadininin yasadigi hayat, 20. yy insanini bile imrendirecek
    seviyededir.