Türkçe Dualar

 Türkçe Dualar

  Okunma: 42621 - Yorum: 6
  1. #1
    Türkçe Dualar

    Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

    Ey bütün alemlerin rabbi olan Allahım, sana sonsuz hamdüsenalar ederiz. Bütün salatü selamlar, rahmet ve selametlikler sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselama, onun ehli beytine ve bütün ashabı kiramın üzerine olması için huzuru izzetinde niyaz ediyoruz, kabul eyle Yarabbi. Ellerimizi açtık semaya boyun büktük hazreti mevlaya. Dua edin kabul edeyim buyuruyorsun vaadimden dönmem diyorsun, sana güvendik, ellerimizi açtık, kapına yöneldik bizi boş gönderme Yarabbi. Yapacağımız duaları mekkedeki dualardan eyle, Sana aşık olanların, hakkıyla ibadet edenlerin dualarından eyle Yarabbi. Günahımız pek çok, divanında yüzümüz yok, birşey bahane et cümlemizi affeyle Yarabbi. Emrini tutamadık, kitabına uyamadık, lakin rahmetine güveniyor affedeceğine inanıyoruz. Ümitlerimizi boşa çevirme Yarabbi. Okumuş olduğumuz (...) nin sevabını başlarımızın tacı gönüllerimizin ilacı sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ruhuna hediye eyledik haberdar eyle Yarabbi. Zebanilere elimizi bağlatma, atıp cehenneminde tenimizi dağlatma, ah ümmetim diyen habibini ağlatma, rasulune bağışla bizi Yarabbi. Kevser ırmağından lütfunla içir, iki kanat ver bizleri uçur, mü’min mü’minatı imanla göçür, cehenneme düşürme bizi Yarabbi. Dar yerlerde başımıza topuz indirme, şeytan ehline bizi kandırma, hayvan suretine yüzümüzü döndürme, insan simasında kaldır Yarabbi. Sekarette imanımızı soydurma, iblisin ardına ehlimizi döndürme, cümle ehli imanın ayağını kaydırma, hazretinden ayırma bizi Yarabbi. Kabre girince dilsiz etme dili, sıdk ile bağladık biz sana beli, Münker ve Nekir’in bellidir hali, sualde bizi şaşırtma Yarabbi. Suçlarımızla karartma yüzümüzü, dayanamaz kulların çökerler dizi, rasulünden ayırma bizi, şeytanın fırkasından eyleme Yarabbi. Şu meclis hürmetine rızana erdir. Mekke’ye Medine’ye yüzümüzü sürdür, sualsiz cevapsız cennete girdir, cennette cemalini göster Yarabbi. Müşrikle münafıkla gönderme, mahşer yerinde cümlemizi tere bastırma, terazi mizanda günahlarımızı ağır getirme, aleme ruzfay eyleme Yarabbi. Rahmeti ilahiye susayan gönülleri, sema’ya açılan elleri, ihlasla amin diyen dilleri narı cehennemde yakma Yarabbi. Yevmül kıyamet olunca, bütün herkes mahşer yerine dolunca, hesabımızı kolay eyle Yarabbi. Okunan Kur’an-ı Kerim’in hürmetine, o sevgili habibinin yüzü suyu hürmetine, merhametinin beyanı ilahın izzetine, bütün ölmüşlerin azabını kaldır, suçlarını bağışla Yarabbi.

    Münker ve Nekire iyi cevap, ibadetlerimize bol sevap, hayatımıza emniyet, malımıza bereket ihsan eyle Yarabbi. Bu tatlı canımıza elveda derken sağımızda Kur’an, göğsümüzde iman, karşımızda peygamberimiz “Korkma çekinme ümmetim seni almaya geldim, sen benim ümmetimdensin” demesini nasib eyle Yarabbi. Bütün peygamberler kıyamet gününde nefsi, nefsi, nefsi dediklerinde, bizim peygamberimiz cehenneme karşı yürüyüp oğlum ibrahim, kızım fatma sana kurban olsun illa de ümmetim, illa da ümmetim dediği ümmetinden olmayı nasib eyle Yarabbi. Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlu kullarına edalar nasib eyle Yarabbi. Can çekişirken imanımızı selbetme, bize merhamet etmeyene musallat etme. Dünyada ve ahirette en iyi rızıklarından ihsan eyle, sen herşeye kadirsin.

    Allahım sen affı seversin bizi affeyle Yarabbi. Bizi, babamızı, anamızı ve bütün mü’minleri kıyamet gününde mağfiret eyle Yarabbi. Dünya ve ahirette bize iylik ver ve cehennem azabından bizleri koru. Arkamızda bıraktığımız evlatlarımıza, ciğer parelerimize vatan, millet, Allah ve Peygamber için çalışan hayırlı halef olmalarını ihsan ile lutfeyle Yarabbi. Küfre salma merhamet eyle, ahir ve akibetimizi hayreyle Yarabbi. Amin diyen müslüman kardeşlerimizi iki cihanda da aziz eyle Yarabbi. Ey alemlerin rabbi olan Allahım bizden ibadetlerimizi kabul buyur, Çünkü sen herşeyi işiten ve bilensin. Tevbelerimizi kabul eyle Yarabbi. Kur’an’ın her harfine karşılık bize bir halavet, her kelimesine bir keramet, her ayetine bir saadet, her suresine bir selamet, her cüz’üne bir mükafat ver Yarabbi.Ey merhamet edenlerin en merhametlisi yüce Allahım ölmüşlerimize merhamet eyle, rahmetinle doyur, günahlarını affeyle, suçlarını bağışla, kabir azabı olanları mağfiret eyle Yarabbi. Gözlerini açtıkları zaman nur cemalini görmeyi nasib eyle, peygamber efendimizin şefaatine nail eyle. Kabirlerine açılan pencereden cenneti ala’yı seyretmeyi nasib eyle. Kabirlerinin cennet bahçelerinden bir bahçe olmasını nasib et, ameli salih olanların meclisinde kıl onları.

    Bütün ölmüşlerimizin ruhu saadetleri için, okumuş olduğumuz Kur’an’ın kabulü için, evlerimizin bereketi için, Allah rızası için el Fatiha


  2. #2
    Dualarımız aciz kalır senin yüce makamında diz çökerken
    Kelimelerimiz yetersiz kalır pişmanlığımızı ifade etmeye
    Ömrümüzün heba olmus yanlarını affet
    Habib aşkına rahmetinle yargıla bizi

    Muhammed Aşkına Affet
    Affet ALLAH'ım
    Affet ALLAH'ım

  3. #3
    MÜNACAÂT. (Yakarış…)

    Ey; yüceler yücesi!

    Ey; canlar padişahı.. Güzeller güzeli…

    Ey; Bütün âlemlerin yaratıcısı, tek sahibi Kadîr’i mutlak Cenab-ı Zül-Celâl Ekremel Ekremin ve ya Erhamerrahimin YÜCE DOST…

    Ey; Bütün varlıkların sebebi Rahman ve Rahîm olan Allah’ım!

    Ya Hayy, ya Kayyûm;

    Senin iznin olmadan bir yaprak bile düşmez dalından.

    Senin iznin olmadan bir toz bile havalanmaz yerinden.

    Yoktan var, vardan yok eden sensin.

    Mâlik sensin..

    Mülk senin..

    Varlığın da, yokluğunda tasarrufu sendedir..

    Hem, zerre dahil her şeyde tecelli eden,

    Hem, kâinat dahil hiçbir şeyde olmayan,

    Sanki hiç yokmuş gibi gizli!

    Sanki her şeyde imiş gibi aşikâr!

    “VAR!” gibi görünen yalan dünyanın, “YOK!” gibi duran, sahibi olan ALLAH’IM.

    Dünyanın bütün ülkeleri birleşse, bütün teknolojilerini birleştirse de bir balonu, bir futbol topunu bile uzun süre havada tutamazken, milyarlarca senedir bütün evreni ve içindekileri topaç gibi fıldır fıldır döndüren ve her şeyi direksiz havada tutan Rab’bim!..

    Bir sineğin kanadını bile yaratmaktan aciz olan insanların inkârlarından seni tenzih ederim.

    Bir zerreye kemik, kemiğe et, ete ruh giydiren kudretli Rab’bim!

    Mazlumun âhına perde koymayan, intikamsız bırakmayan Âdil ve Hâkîm olan ALLAH’IM..

    Sırlarına Peygamberlerin bile vâkıf olamadığı, uğruna sonsuz kere sonsuz kurban olduğum Çalab’ım…

    Sen kendini nasıl senâ etmişsen öyle hamd ederiz biz sana..

    Bütün noksanlıklardan tenzih ve tesbih ederiz seni..

    Ey; Bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün evrenlerin yaratıcısı.

    Eşi, ortağı, benzeri olmayan, misli ve dengi bulunmayan,

    Müslüman, kâfir, İnsan. hayvan, bitki diye ayırmayıp her şeyin rızkını yaratan, veren güzel Allah’ım..

    Âdem’den kıyamete kadar gelmiş, geçmiş ve gelecek bütün insanlar secdeden başını kaldırmasa bile senin o yüceliğine zerre kadar bile bir katkıları olmaz Allah’ım..

    Âdem’den kıyamete kadar gelmiş, geçmiş ve gelecek bütün insanlar küfürden bir an geri durmasalar bile sana zerre kadar zarar verecek de değiller..

    Sen; “OL!” Dedin, olduk…

    Sen; “HAY!” Dedin, dirildik…

    Yine sen; “ÖL!” dediğinde ölmeye hazır olduğumuz sultanların sultanı nur Allah’ım.

    Rahmetinden, merhametinden, şefkatinden, ve rızandan uzak tutma bizi ne olur!

    Senin rızana nail olan sâlih kullarını ilettiğin sırat-ı mûstakîm denilen o dosdoğru yola bizi de ilet.

    Salih kulların sana nasıl ibadet etmiş ve sana nasıl kulluk yapmışlarsa bize de o şekilde ibadet ettir, Bize de onlar gibi kulluk yapmayı nasip et Allah’ım.

    Maksudumuz sensin, rızana nail olmaktan bizi mahrum etme.

    Sevdiklerini, bana ve aileme de sevdir..

    Sevmediklerini bana ve aileme de sevdirme…

    Sana yakın olan her şeye beni ve ailemi de yakın et, senden uzak olan her şeyden beni ve ailemi de uzak et.

    Bize, sabr-ı cemilin sırrını öğret,

    Çilenin sana ***üren gücüne vakıf kıl bizi.

    Fakrın ve hiçliğin içine gizlediğin sultanlığı…

    Hiçliğin ne yüce bir hikmet olduğunu,

    Hikmetin sana olan yakınlığını,

    Sana yakınlığın da her şey demek olduğunu öğret bize..

    Bin dünya fethinin bir gönül fethi kadar bile ehemmiyeti olmayışının sırrına vakıf kıl bizi.

    Mülkün sahibi değil şahidi olduğumuz gerçeğini anlamamıza yardım et.

    Sana kul olmanın şerefi ile şereflendir nefsimizi…

    Emrettiklerini Cennet için değil, huri, ğılman için değil, zümrütten saraylar, sütten, baldan ırmaklar, dereler, tepeler için değil, sadece sen öyle istedin diye yapabilmeyi, sadece senin rızan olsun diye yapabilmeyi nasip et bizlere ey; Yüceler Yücesi..

    Ben de YUNUS EMRE gibi: “İsteyene ver sen onu. Bana seni gerek seni” diye yalvarıyorum sana Allah’ım.

    Senin rızanı kazanmaktan daha yüce bir makam, senin aşkını tatmaktan daha büyük bir hediye yok ..

    Ey; Yüceler Yücesi!

    Ey bu âlemlerin ilk, tek ve son Padişahı!

    Rızanı kazanmak için İbrahim gibi ateşe koşmayı öğret bize.

    Bilirim ki; SEN, GÖNLÜNÜ İBRAHİM YAPTIĞIN KULUNUN NE VÜCUDUNU ATEŞE YAKTIRIRSIN, NE BAŞINI KILIÇA KESTİRİRSİN..

    Senin aşkın için sana can veren aşıkların gibi dâr’a yürümeyi öğret..

    Bilirim ki; SENİN İÇİN YERE DÜŞEN BAŞ, OMUZLARDA SENSİZ DURAN BÜTÜN BAŞLARDAN DAHA YÜCEDİR ALLAH’IM..

    Musa olup, firavun nefsimle savaşmayı öğret bana…

    İsa olup, kelimetullahın sırrını ,

    Can Muhammed Mustafa gibi senin “HABİBİN” olabilmeyi öğret.

    Pirî Sultan Mevlânâ Celaleddîn’e sevdirdiğin gibi sevdir kendini bize.

    “OL DA GÖR” dediği yüce aşkını olup da görmeyi tadanların arasına al bizi..

    Râbia’tül ADEVİYYE gibi, sadece sen yarattın diye cennetinle cehenneminini bir bilebilmeyi öğret.

    Olmayınca sabreden ülkemin köpekleri kadar bile olsa, bana sabretmeyi öğret..

    Sadakatte, Ashab-ı Kehf’in kıtmirinden geri bırakma beni ALLAH’IM!..

    Kalbimden cennet sevgisini de al, cehennem korkusunu da!..

    Orada senden başka hiç kimseye, hiçbir şeye yer olmasın ALLAH’IM…

    KENDİM DE DAHİL, KÂİNATTA NE VARSA HEPSİNİ UNUTABİLMEYİ, AKLIMDA SADECE SENİ TUTABİLMEYİ ÖĞRET..

    ………

    Kendimizi olduğumuzdan farklı göstermenin ne büyük bir günâh olduğunu öğret bize.

    Şu satırlarımı okuyanlar benim “Ne mü’min bir kul” olduğumu düşünür de bana imrenirler!

    Sanki hiç günah işlememişim sanırlar beni!

    Belki de ne günahkâr bir insan olduğumuzu bilselerdi: sokağa tükürdükleri tükürüklerini bile yüzümüzden esirgerlerdi bizim.

    İnsanlar bile tükürüklerini yüzümüze layık görmezken sen bizi sevginle şereflendirdin EY; YÂR..

    Senin o yüce aşkın sekiz değil, seksen bin cennete bile değişilmez EY; CANLARIN CÂNI..

    Ama ben sana bir gün bile lâyığı ile kulluk edememenin gafleti içerisinde yalvarıyorum sana Allah’ım!

    Ömrümde bir gün bile olsa sana kul olmanın yollarını öğret bana Ey Halık-ı Zül Cemâl.

    Ey; şu toza, toprağa hayat veren,

    Yeryüzü ve gökyüzü ordusunu ve ikisi arasındakileri doyuran, bütün ihtiyaçlarını karşılayan sonsuz kudret ve kerem sahibi olan sevgili, güzel Allah’ım!

    Bin defa dünyaya gelsem izninle, birinde bile varlığından şüpheye düşmem senin..

    Bin defa dünyaya gelsem izninle, birinde bile senin düşmanlarının safında yer almam..

    Sana ortak koşmam…

    Şeytan gibi seninle savaşmam!

    Varlığının sebebine “Niçin ve Nasıl?” sorularına aslâ yer vermem.

    Sana giden her yolda akıl atını terk edip, aşk atına biner de sana gelmeye çalışırım.

    Dostlarına dost olurum,

    Düşmanlarına düşman olurum..

    DİL İLE BİLE OLSA, BİNLERCE DEFA SANA KURBAN OLURUM YÜCE SULTANIM…

    Sana: “GİZLİ!” diyorlar!.

    Her şeyde bir tecellîn,

    Her zerrede mührün var.

    Bu nasıl gizleniştir: Ey ALLAH’IM?

    Bu âlemde hiçbir şey senin kadar göz önünde olmadı…

    Bu âlemde hiç bir şey senin kadar gizli de değil..

    Sana aşık kullarının gözünden kaçsan bile!

    Kalplerinde tutsaksın sen Ey; benim YÜCELER YÜCESİ SULTANIM!..

    Oğlumuz, kızımız.. Annemiz, babamız.. Eşimiz, dostumuz, kardeşimiz bile üç – beş hatamızı görünce defterimizi dürerken;

    Binlerce hata da yapsak,

    İsyan da etsek,

    Günâhlar da işlesek, ölünceye kadar defterimizi dürmeyen, Tövbe kapısını hiç kapatmayan,

    Kulluğundan silmeyen merhametlilerin en merhametlisi, şefkatlilerin en şefkatlisi Allah’ım!

    Şefkatine, merhametine ve sonsuz keremine sonsuz kere kurban olduğum Nur Allah’ım..

    Peygamberlerin bile seni, senâ etmekten aciz iken ben sana nasıl teşekkür edebilirim Ey; Canlar cân’ı?

    İlâhi aşk denizinden bir zerre düşürdün kalbime..

    İşte o zerredir seni bana söyleten..

    İşte o zerredir seni bana anlatan..

    İşte o zerredir boğazıma düğüm düğüm takılıp, ağlamaklı olmaklığım.

    Binlerce yıl ömrüm olsa:

    Ben sana Musa gibi,

    Ben sana İsa gibi,

    Ben sana Can Muhammed Mustafa gibi kulluk da etsem:

    Verdiğin bir nefesin hakkını bile vermiş olamam Ey; Halık’ı Zül Cemâl…

    Peygamberlerin bile huzuruna tir tir titreyerek çıkacağı o zorlu günün dehşetinden rahmetine ve merhametine sığınırım YÜCE SULTANIM.

    O gün, bütün insanlar canlar Padişahının huzuruna irili ufaklı birer hediyeyle gelirler.

    Kimi, Hac’cını, kimi, namazını getirir.

    Kimi, orucunu..

    Kimi de hayır ve hasenatıyla çıkar karşına..

    Benimse bir yığın günahımın dışında senin o mübârek huzuruna getirecek bir şeyim yok!

    İçlerini riyâ ve samimiyetsizliklerle doldurduğum ibadetlerime güvenip te hangi yüzle çıkarım karşına senin?

    Yılan gibi sürüne sürüne de olsa, diğer kulların gibi: “Ben de sana şunu getirdim” diyecek hiç bir şeyim yok!..

    Ben sana, senin için bin defa vurulası şu günahkâr boynumu getirdim Allah’ım…

    Ben senin merhametine sığınırım ALLAH’IM..

    O’ Yüce varlığının akılların almadığı şefkatine sığınırım.

    Hiç kimsenin zerre kadar haksızlık görmeyeceği o yüce katında bizi ibadetlerimizle değil,

    Merhametinle yargıla güzel Allah’ım…

    Şefkatinle yargıla.

    Lütfu kereminle yargıla.

    Salih kullarına gösterdiğin sevginle, affınla, mağfiretinle, hoşgörünle yargıla…

    CAN MUHAMMED MUSTAFA’YA (s.a.v) OLAN MUHABBETİNLE YARGILA.

    Ve.. Acziyetimle yargıla beni…

    Zayıflığım, noksanlığım ve cehaletimle yargıla..

    Sana olan sevgimle yargıla beni..

    Belki sevgimde de riyâ vardır, sevdiğin kullarını yargıladığın gibi yargıla..

    Ve…. Ailemi, Müslümanları ve hatta bütün insanları bağışla.

    Bilirim ki sen asla eksik, noksan ve yanlış yapmazsın.

    Zerre kadar hiç kimseye haksızlık edici de değilsin.

    Dilediğin gibi yargıla nûr ALLAH’IM..

    EY; BİLDİĞİMİZ ve BİLMEDİĞİMİZ BÜTÜN ALEMLERİN RAB’Bİ OLAN, DİN ve DÜNYA GÜNÜNÜN TEK ve YEGÂNE SAHİBİ: KADİR’İ MUTLAK SÜBHANALLÂH’İ, VELHAMDÜLİLLÂHİ RAB’BİL ÂLEMÎN VE YÂ ERHAMERRAHİMÎN…

    Niyâzımı, o yüce katına arz ederim ALLAH”IM…

    Amin…

    (Şeref YÜCEL)
    120ncielement

  4. #4
    Allah hepinizden razı olsun. Şeref Yücel, Allah razı olsun kardeşim, Rabbim dünya ve ahirette Yâr ve yardımcın olsun inşaAllah. Âmin.
  5. #5
    (Çok teşekkür ederim misafir kardeşim. Dualarınız ve dualarımız bütün insanlar için kabul görür inşallah.)


    Yüce Pîr Hz. Mevlânâ’da aşk.


    Bir insanda Allah aşkı bu kadar mı çoşkun ve aşkın bir hal alır?

    Bir insan Allah’ı ve Allah’ın yarattıklarını bu kadar mı sever?

    Bir insan “Allah” diye diye, bu kadar mı yanar?



    Her ateş ancak düştüğü yeri yakarken, gönül yangınının alevleri bu alemi yakacak kadar güçlü mü olur?

    Aşık olan; Leyla’sına “sen” olmalı...

    Leyla varken, “Ben” diyene bırakın aşık demeyi, adam bile denilmez belki.



    Bir insan ki; sokak köpeklerine atılan taşları sanki kendisine atılıyormuş gibi üzülür de: “Allah’ım, elimde olsa bu hayvanlardan ısırma duygularını yok eder onların taşlanmalarına engel olurdum” diyecek kadar her mahlukata merhamet ve şefkatli bir gözle bakar ya;

    İşte o insanlardan biridir Hz. Mevlânâ. “Gözünü açıpta baktığında Allah’tan gayrı ne görüyorsan bil ki; O, put’tur.” Diyecek kadar Allah aşkı ile dolu dolu olmuş, nereye bakarsa Rabb’isini orada gören bu insan gözünü açıp ta baktığında O’ndan başka bir şey görememektedir.

    Nitekim Hz. Mevlânâ bir siirinde: "Ene'l-Hak dediği ve gerçeğe isaret ettiği için halk anlamadı da Hallac'ı dar ağacına çekti. Hallaç sağ olsaydı sırlarımın azametinden ötürü o da beni dar ağacına çekerdi," diyerek içindeki manevi sırların derinliğine işaret etmektedir. Eğer bir veli sırlarını gönlüne mezar yapmazsa, yapamazsa zaten Allah-u Tealâ o kula hidayet kapılarını sonsuza kadar kapatır.

    “Aşka uçarsan aşk, güneş gibidir, kanadın yanar” diyen bir İran’lı şaire: “Aşka uçmayan kanat neye yarar” diye cevap veren Hz. Mevlânâ’nın her zerresi aşk ile dolu doludur ve bu aşkta daima ezelin ve ebedin tek sahibi olan Kadir-i Mutlak Cenab-ı Allah'tır .

    “Hepimiz tek kanatlı melekleriz, birbirimize sarılmadan uçamayız.”

    Ne kadar güzel bir söz… Ne kadar güzel bir söz… Hikmet sahibi insanların ağızları bal peteklerine benzer. Ne zaman açılsa oradan hep bal damlar.



    Hz. Mevlânâ aşkın dilidir, dudağıdır.

    Hz. Mevlânâ başlı başına aşkın kendisidir ve varlıkların içinde aşık olunmaya en layık olana aşık olmuştur o...

    İşte onun tek Leyla'sı tek olan ALLAH'TIR.

    “Dünya bağını kopar, maddeye olan bağımlılıktan kendini kurtar da, hür ol ey oğul! Daha ne zamana kadar altının, gümüşün esiri olacaksın?”



    “Halbuki, ilahî aşk yüzünden nefsaniyyetten kurtulan, benlik elbisesi yırtılan kimse hırstan da, ayıptan da, kötülükten de tamamiyle temizlenir.”



    “Âşıklık derdi, gönül iniltisinden belli olur. Hiç bir hastalık gönül hastalığı gibi değildir.”

    “Âşıkın hastalığı, derdi, diğer bütün hastalıklardan ayrıdır. Âşık, Allah'ın sırlarını belli eden bir vâsıtasıdır”.



    “Aşıklık deyip de geçme! Aşıklık ister nefsani olsun, ister rûhânî olsun, sonunda bizi ötelere ***ürecek bir rehber, bir kılavuzdur.”

    İnsanoğlunun bilme ile değil, anlama ile sorunu vardır. Biz insanlar, birbirimizin dilini anlamamıza, konuşmamıza rağmen konuşmayı, anlaşmayı bırakırız da binlerce yıldır savaşırız ve hala bizlerde bir yorgunluk izi göremez kimse! “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” diyen bu Yüce veli durumumuzu ne kadar da güzel özetlemiş.

    Hz. Mevlana'nın bakış açısı evrenseldir. Hz. Peygamberimizin: “Bir saatlik adalet bin yıllık ibadetten efdaldir” hadisi ile örtüşen şu dizeleri ne kadar manidar;

    “Göğsünün içindekini hakiki gönül sanan kimse, Hak yolunda iki üç adım attı da her şey oldu bitti sandı. Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, günahtan sakınma, bunların hepsi yolun başıdır. Hak yolcusu aldandı da bunları varacağı konak sandı” beyitin manalarına bir kitap yazılır.

    "Tapımızda (yolumuzda) riyazat yok; burada hep lütuf var, bağış var. Hep sevgi, hep gönül alış, hep aşk, hep huzur var burada."



    “Güzel üslupla söz söyleyenleriz; Mesih'in talebesiyiz; nice ölülere tuttuk da can üfürdük biz.” diyerek sağlığında o güzel hikmetli sözleri ile, vefatından sonra da başta Mesnevi olmak üzere diğer eserleri ile binlerce ölü kalpleri diriltmiş, aşk yolunun sırat-ı müstakim’ine iletmiştir insanları.

    “İnsaf et, aşk güzel bir iştir! Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır. Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın; Halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.”



    “Ey Tanrı kitabının nüshası insanoğlu!

    Sen, kainatı yaratan Hakk'ın güzelliğinin bir aynasısın!

    Her şey sensin. Alemde ne varsa, senden dışarıda değil.

    Her ne ararsan, onu kendinden iste, kendinde ara.”



    “Yetmiş iki millet kendi sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney gibiyiz” sözünü haşâ o’nu “Kâfir” likle itham eden sofuların şimdi ne ismini bilen var, ne de duyan. Müslümanlığı, Müslümanlardan başka kimseyi sevmeme ile özdeşleştirenlerin, düşmanlık tohumları ekmenin adını "Din" koyanların ne adı var, na sanı..

    Oysa Yüce PÎr Hz. Mevlânâ 750 yıldır yıldız gibi müslümana, kâfire, Hristiyan’a, ateşe tapana, paraya tapana eserleri ve maneviyatı ile halen yol göstermektedir. O, sofulara Hz. Pîr yine kendi üslubu ile çok güzel bir cevap verir: “Sufi, yukarıdan aşağıya sakalını sıvazlayıncaya kadar Arif, aşağıdan yukarı ALLAH’A ulaşır.” Şu güzel söze yorum yazmaya gerek var mı?

    Hayatı boyunca hiç bir olumsuzluk karşısında yeise düşmemiş, Rab'bisinden ümidi kesmemiş, başına ne gelirse gelsin "Hak'tan gelir. Hak'tan gelen dert bile olsa devlet kuşudur." diye alıp başının üzerine koymuş olan Yüce Pîr, "Üzülme” der ve devam eder; "Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun..., Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz....... Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır.."

    Defineleri mamur yerlerde değil viraneye dönmüş yerlerde ararlar. Kalbindeki defineyi ortaya çıkarmak isteyen önce orayı viran eder, sonra da mamur. Diyerek virane olmuş, üzülmüş, kırılmış, cam gibi parçalanmış kalplere hitap ederek hazineyi viraneye döndürülmüş gönüllerinde aramalarını önerir. Çünkü bela her zaman ceza anlamına gelmez. Hatta ceza bile olsa kul onu bir nimet bilmeli çünkü bela Cenab’ı Hakk’ın kuluna: “Bana gel ey kulum!” diye onu sevgisine çağırmasıdır.

    “Üzülme” der yine Hz. Mevlânâ ..! “İstediğin bir şey olmuyorsa ya daha iyisi olacağı için ya da gerçekten de olmaması gerektiği için olmuyordur. . . !”



    “Yorulacaksan,

    Zorlanacaksan ,

    Dayanamayacaksan ,

    Keskelere sığınacaksan ,

    Söze hep "ama..." ile başlayacaksan, girme aşk yoluna.



    Ask yolunda u dönüşüyoktur. Aşk der ki sana, yolumdaysan canım feda yoluna ama bilki seninde canını isterim yolumda senden gelecek her cefaya amenna ama ayağına diken batarsa yolumda ah edip vahlanma aşk bilek işi değil yürek işidir yüreğin yetmiyorsa çıkma aşk yoluna” der Yüce Pîr. Aşk zaten hasret demektir, çile demektir. Aşkın bir adı “Hüzün”, diğer adı da "Çile" dir.

    İnsanlara değer verdiğiniz kadar müslümansınızdır. Çocuklarınızın sizi sevdiği kadar "Baba" sınızdır. eşinizin sizi sevdiği kadar "Koca..." Cenab-ı Allah'ın sizden razı olduğu kadar "Kul" sunuzdur. Hüznünüzün devam ettiği yere kadar "Aşık"' sınızdır. Yoksa vuslata erdiğinizde aşk gider, meşk kalır.

    "Ey gönül, isledigin suçlara, kusurlara karsılık, Hakk'tan özür dilemek için neler düsünüyorsun? O'ndan

    sayılamayacak kadar lutuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede...



    - O'nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykırı işler; O'ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar...



    - Senden bunca haset, bunca kötü düsünce, bunca dedikodu. O'ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.



    - Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan “Allah” dediğin zaman, seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, kendini hissettiren O'dur.



    - İşlediğin günah yüzünden korkuyorsun, kurtulmaya çareler arıyorsun. Bir daha islememeye karar veriyorsun, iste o anda bu duygularla için karıstığı, kendinden utandığın, kendini ayıpladığın, vicdanın sızladığı zaman düşünmüyor musun? Bu duyguları sana veren, bu pismanlığa seni düşüren, senin içindedir. Sana çok yakındır. O'nu sen ne diye kendinde, kendi içinde göremiyor, hissedemiyorsun?



    - 0, seni bazen yaratılışına, kötü tabiatına bırakır, seni gümüş, altın, kadın sevdasına düşürür. Bazen de canına Hz. Muhammed Mustafa'yı hayal etmenin nürunu verir de içini aydınlatır.



    - Seni bazen bu tarafa çeker, iyi adamlara katar, bazen de o tarafa çeker, seni kötülere ulaştırır. Kurtuluş gemisini korkunç dalgalarla hırpalar, onu kırar, parçalar.



    - Ey zavallı insan, bu düsüslerden, bu hallerden sakın ye'se kapılma; gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulağına kurtulus sesleri gelsin.



    (Divan-ı Kebîr)

    Noktayı koyarken son olarak söylemek istediğim şey o dur ki;

    Aşk kılıç olsaydı, dünyadaki bütün insanlar başsız gezerdi. Ve biz insanlar başsız gezmeyi göze alırdık da, aşksız gezmeyi göze alamazdık… Aşık ol... Aşık ol... Aşık ol... Öyle bir aşık ol ki; O aşkın nefesi İsrafil’in sûr'u gibi seni bir daha, bir daha diriltsin…

    Herkese iyi tatiller, iyi bayramlar efendim.

    Kurban Bayramınızı Kutlar, 21 yüzyılın sevgi ve hoşgörü yılı olmasını dilerim.

    Şeref Yücel

  6. #6
    Dualarımız aciz kalır senin yüce makamında diz çökerken
    Kelimelerimiz yetersiz kalır pişmanlığımızı ifade etmeye
    Ömrümüzün heba olmus yanlarını affet
    Habib aşkına rahmetinle yargıla bizi

    Muhammed Aşkına Affet
    Affet ALLAH'ım
    Affet ALLAH'ım

    (alıntıdır)

  7. #7
    Ne guzel yazmissin abi. Allah razi olsun. Duani gonlunu yuceltsin. Muhabbetle..