Hristiyanlık Nedir?

 Hristiyanlık Nedir?

  Okunma: 26677 - Yorum: 17
  1. #1
    Ülkemizde kimin Hıristiyan, Hıristiyan inancının nasıl bir inanç olduğu konusunda birçok yanlış anlama ve önyargı bulunmaktadır. Dolayısıyla Türk Hıristiyanların kendilerini ifade etmeleri güçleşmektedir. Okuduğunuz sayfa bu konudaki yanlış anlamaları bir ölçüde gidermek amacını gütmektedir.

    Hıristiyan Kimdir?

    Türkiye'de genel kanıya göre, İsa peygamberin öğretilerini izleyen, özellikle batı ülkelerinde yaşayan kişiler Hıristiyan'dır. Türkler ise Hıristiyan olamaz.

    Bu genel düşünce oldukça önemli yanlışlar içermektedir. Başta Amerika ve çeşitli Avrupa ülkeleri olmak üzere batılı ülkelerde çok sayıda Hıristiyan'ın yaşadığı doğrudur. Ancak bu ülkelerde yaşayanların hepsi Hıristiyan değildir. Hıristiyanlık batılılara özgü bir inanç değildir.

    "Hıristiyan" sözcüğü ilk olarak İ.S. 40'lı yıllarda Antakya'da kullanılmıştır. "Mesihçi" anlamındaki bu sözcük İsa'yı izleyenleri küçümsemek amacıyla ortaya atılmıştır. Bilindiği gibi yaklaşık olarak iki bin yıl kadar önce Orta Doğuda gelişen bu inancın ilk yaygınlaştığı yer bizim yurdumuzun bir bölümü olan Anadolu'dur. Daha sonra Trakya ve Avrupa'ya yayılmıştır. Günümüzde dünyanın bütün ülkelerinde Hıristiyan vardır. Bazı ülkelerde Hıristiyanların oluşturduğu kilise, büyük ve güçlüdür. Türkiye gibi kiliselerin yeni baştan kurulduğu ülkelerde ise küçük ve gelişmektedir.

    Hıristiyanlık kimseye ana-babadan geçen bir din değildir. Kişinin nüfus kayıtlarında Hıristiyan yazması onun ruhsal durumunu göstermez. Bir kişinin Hıristiyan olabilmesi için Tevrat-Zebur ve İncil'den oluşan Kutsal Kitap'ta yazılanlara inanması, kişisel olarak Kurtarıcı İsa Mesih'e iman etmesi gerekmektedir. İsterse asırlardır içinde Hıristiyanların yaşadığı bir aileden gelsin, bu kararı vermeyen kişi Hıristiyan değildir.

    Hıristiyanlık, biz Türkler için yeni bir din değildir. Hıristiyanlık'ın ilk başlarından bu yana çeşitli dönemlerde Türkler İsa inancı ile karşılaşmış ve Hıristiyan olmuşlardır. Günümüzde Moldova'da yaşayan Gagavuzlar büyük bir Türk-Hıristiyan topluluktur. Ayrıca diğer Türk soylu topluluklardan olan Peçenekler ve Hazarlar da geçmişte büyük gruplar halinde Hıristiyan olmuşlardır. Türkiye Türkleri'nden Hıristiyanlık'ı seçenler de tarihte hep var olmuştur. Ayrıca günümüzde diğer Türk soylu ülkeler olan Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan gibi ülkelerde de Azeri, Kazak ve Türkmen kiliseleri vardır.

    Hıristiyanlar Neye İnanırlar?

    Tanrı insanları iyi amaçlarla yaratmıştı, bütün insanların Kendisiyle birlikte cennetinde mutlu ve esenlik içinde yaşamasını istiyordu. Her türlü olumsuzluktan, kötülükten uzak olan kutsal Tanrı insanların da böyle yaşayarak O'nu yüceltmesini istiyordu.

    Ancak insanlar günah işleyerek O'na başkaldırdı. Yeryüzünde günah işlemeyen kimse yoktur. çünkü herkes şu ya da bu biçimde Tanrı'nın hoşuna gitmeyecek sözler söylemekte, eylemleri gerçekleştirmekte ya da aklından olumsuz düşünceleri geçirmektedir. Bunların hepsi günahtır. İnsanlar günah işledikleri için Tanrı'dan uzaklaştılar. Giderek daha çok mutsuzluk, yalnızlık ve çözümsüzlük içinde yaşamaya başladılar. Günahın bedelini ödüyorlardı. Tanrı adil olduğu için günahları yargılamak durumundadır ve günahın cezası ölümdür. Bu ölüm insanın Tanrı'dan ayrı, uzak olması anlamındadır.

    Ancak Tanrı insanları sevdiği için onların yine cennete girebilmesi amacıyla bir yol bulmak istedi. Ve Kendisinden bir öz olan İsa'yı dünyaya yolladı. "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun" (Yuhanna 3:16).

    İsa Mesih bir insan olarak bu dünyaya geldi. Bir bebek olarak doğdu, gençliğini yaşadı ve her zaman Tanrı'nın arzusuna göre davrandı. Hiç günah işlemedi. Konuşmalarında bu dünyadaki insanları kurtarmaya geldiğini vurguluyordu. Sonunda bu kurtarma eylemini ölerek gerçekleştirdi. Bütün insanların günahı için İsa çarmıhta öldü. İşledikleri günahlar, suçlardan dolayı insanların almaları gereken cezayı İsa üstlendi. Artık hiç kimse günahlarından dolayı acı çekmek, baskı görmek, ölmek zorunda değildir. çünkü İsa çarmıhta bütün dünyanın uğruna öldü.

    İsa'yı bir mezara koydular. üçüncü gün ölümden dirildi. Böylece İsa'nın sağladığı kurtuluşun gerçek olduğu kanıtlandı. İsa dirildiğine göre O'na inanan herkese sahip olduğu sonsuz yaşamı verebilir.

    Kutsal Kitap'ta şöyle yazar: "İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın" (Romalılar 10:9). Bu ayetin anlamı şudur: Eğer İsa'nın sizin günahlarınız için öldüğüne ve size sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildiğine inanıyorsanız ve İsa'yı yaşamınızın Efendisi, her şeyin üzerindeki en üstün Yetkili olarak kabul ederseniz O'nun sağladığı kurtuluşa kavuşabilirsiniz.

    İsa yakında tekrar gelerek yeryüzünde yaşayan halkına sağladığı kurtuluşu her yönüyle gerçekleştirecektir. Bu nedenle Hıristiyanlar İsa'nın bütün buyruklarına uyarak yaşar ve O'nun tekrar gelişini dört gözle beklerler.

    Dil derneğinin yayınlarından olan Türkçe sözlük Hıristiyanlık'ı İsa Peygamberin dini diye tanımlanmaktadır. Ansiklopedilerde Hz. İsa'nın yaşamı ve öğretisine dayanan inanç sistemi diye geçer. Buna göre İsa halkı günahlarından özgür kılacak kurtarıcıdır. O Kilisenin başıdır.

    Peki Hıristiyanlık nedir?
    Ne zaman ortaya çıkmıştır?
    Hıristiyanlar neye inanırlar?


    Hıristiyan sözcüğü ilk olarak İ.S.40'lı yıllarda Antakya'da kullanılmıştır. ‘Mesihçi' anlamındaki bu sözcüğü İsa'ya inanmayanlar O'nu izleyenleri küçümsemek için kullanmışlardır. ‘Küçük İsa' diye çevrilecek bu ifade İsa'yı izleyenleri tanımlayan bir tümce değildi. Ancak daha sonra yaygınlaşarak İsa'ya inananları adlandırmak için kullanılır oldu. Zaten bir süre geçtikten sonra küçümsemek için kullanılan bir sözcük oluşu unutuldu, anlam genişlemesine uğrayarak İsa'ya inananları tanımlayan bir din sözcüğü oldu.

    Hıristiyanlık zamanla üç kola ayrıldı. Bu üç mezhep Protestanlık, Katoliklik ve Ortodoksluktur. Aslında Hıristiyanlık içinde bu şekilde ayrılıkların olması doğal değildir. Tek bir kitap ve tek bir inanç vardır. Ama hem yorumlara, hem yaşananlara, hem de coğrafi olarak yaşanan yere göre mezhepler oluştu. Oysa Kutsal Kitap'a göre baktığımızda böyle bir şey yoktur. Protestanlık ile Katoliklik arasında bazı farklar vardır. Bu farklar konusunda daha sonra ayrıntılı olarak bir program yapacağız. Ancak ana hatlarıyla açıklayacak olursak,

    1. Katolikler Meryem'in arabulucu olarak kabul ederler, oysa tek aracı vardır O da İsa Mesih'tir.
    2. Meryem'in günahsızlığına inanılır, ama Kutsal Kitap herkesin günahlı olduğunu açıkça ifade eder.Romalılar 3:23
    3- Heykellerin varlığının inancı beslediği söylenir ama kutsal kitap heykel dikmeyeceksiniz der.
    4- Papaza Günahları İtiraf Etmek, Oysa Kutsal Kitap,
    ".... Tanrı'dan başka kim günahları bağışlayabilir?"Markos 2:7 der.
    5- İşlerle Kurtuluş olmaz, Efesliler'de "İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir." Diye yazar
    6- Bebek Vaftizi olamaz, zira Tanrı'nın sözüyle ilgili olarak, "Onun sözünü benimseyenler vaftiz oldu...." Elçilerin İşleri 2:41

    Bir bebek sözü nasıl benimseyebilir?

    7- Bekarlık yemini, bazı kişiler bekarlığı seçebilir, ama Tanrı adamın yalnız olması iyi değildir demiştir.
    Hıristiyanlık'ın kolları ve onlar arasındaki farklar daha da derinleştirilerek daha sonra işlenecektir. Hıristiyanlık inancının ne olduğu konusuna dönecek olursak, Hıristiyanlıkta temelde iki önemli tören vardır. Birincisi komünyon olarak da bilinen RAB'bin sofrası, öbürü de vaftizdir.

    Komünyon olarak da bilinen RAB'bin sofrası, İsa'nın çarmıha gerilmek üzere yakalanmadan önce öğrencileriyle yediği son akşam yemeğinden sonra kilisenin yaptığı bir törendir. Hıristiyanlar ekmek böler ve şarap ile bu töreni kutlarlar. Her Hıristiyan bir lokma ekmek ile bir yudum şarap yiyip içerek törene katılır. Bu tören ile Hıristiyanlar İsa'nın günahın bedeli olarak bedenini ve kanını sunmasını kutlarlar. O kurban olmuştur. İşte Hıristiyanlar bir araya geldiklerinde İsa'nın kendileri için ne yaptığını anımsar, O'na teşekkür ederler.

    Vaftiz, kişinin İsa Mesih'e iman ettiğini ve yeni bir yaşam sahip olduğunu ilan etmesidir. Bu törenle kişi başkalarının önünde Mesih'e bağlılığını ikrar eder. Suya tam olarak girdiğinde Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edilir. Simgesel olarak vaftiz olan kişi eski yaşamına ölür, gömülür ve İsa Mesih'in sunduğu yeni yaşama dirilir. Daha sonraları bazı mezhepler bebekleri vaftiz eder oldular. Ama bu İncil verileri açısından uygun değildir, çünkü birinin vaftizinin anlamlı olabilmesi için o kişinin düşünerek ve anlayarak özgür bir irade ile İsa Mesih'in ne yaptığını tam olarak anlayabilmesi ve O'na iman etmesi gerekir. Bir bebek bunu yapamaz.

    Hıristiyanlık'ta başka törenler de vardır ama bunların çoğu mezhebe ve kiliseye göre değişmektedir. Oysa sözü edilen RAB'bin sofrası ve komünyon herkesçe kabul edilen iki temel törendir.

    Hıristiyanlık İsa Mesih'in inananlarının bağlı olduğu dindir. Ancak içtenlikle Tanrı'ya inanan Hıristiyanlar kendilerinin Hıristiyan değil de Mesih inanlısı diye çağrılmasını tercih ederler. Çoğu ardından gittikleri Tanrı'nın onlara bir din değil bir yaşam verdiğini düşünür.

    Ülkemizde Hıristiyanlık ile ilgili birçok yanlış anlaşılma ve önyargı olduğundan Hıristiyanların kendilerin ifade etmeleri büyük ölçüde güçleşmektedir. Genel kanıya göre batı toplumu bu dini benimsemiştir, ama Türklerden Hıristiyan olmaz.

    Hıristiyan diye bildiğimiz ülkelerin çoğunun Hıristiyanlıkla ilişkisi yoktur. Dünya üzerinde Gerçekten de Hıristiyanlık'a inanarak yaşayanların oranının en yüksek olduğu ülkelerde bile bu rakam %30'u geçmez. Hatta bazı Hıristiyan diye bilinen ülkelerde öbür dinlere inananların sayısı Hıristiyanlardan daha fazladır.

    Hıristiyanlık inancının peygamberi İsa'dır. Ancak İsa bir peygamberden ötedir. İsa Yahudiye'nin Beytlehem kasabasında doğmuştur. 30 yaşlarına geldiğinde hizmetine başladı ve o bölgede her yeri dolaşarak müjdeyi duyurdu. Öğrencileriyle yaklaşık 3 yıl birlikte yaşadı. Onlara öğretti ve onları yetiştirdi. Çarmıha gerildiğinde her şey bitti diye düşünenler oldu, ama O daha önceden söylediği gibi dirildi ve öğrencilerine göründü. Onlarla kırk gün daha kaldı. Göğe yükseldi ve on gün sonra Kutsal Ruh'u gönderdi. Kutsal Ruh ile dolan öğrenciler yine Önceden peygamberlik edildiği gibi her yere yayıldılar ve İsa Mesih'in tanıkları oldular.

    O dönemlerde Anadolu'da ve Ege'de birçok kiliseler kuruldu. İncil'de adı geçen 7 kilise Ege bölgesinde yer almaktadır. Daha sonraki yıllarda Hıristiyanların sayısı artmış ve Avrupa'ya, Hindistan'a ve öbür kıtalara yayılmıştır.

    Hıristiyanlık kimseye ana babadan geçen bir din değildir. Ülkemizde kimliklerde din ibaresi yer almaktadır, yakın bir zamanda Avrupa birliği yasalarına uyum çerçevesinde din hanesinin kaldırılması muhtemeldir, ancak bir kişinin kimliğinde Hıristiyan yazması onun o Hıristiyan olduğu anlamına gelmez. Kişinin kendi öz iradesi ile karar vermesi ve ona göre yaşamasıdır, doğru olan.

    Bu her din için aynıdır. Birinin Hıristiyan olabilmesi için gerçekten de İsa Mesih'in sunduğu kurtuluş tasarısını anlaması gerekir. Kutsal Kitap'ın Tanrı'nın sözü olduğuna inanması gerekir. Aynı şekilde kişinin, günahkar olduğunu, Mesih'in kurban kuzusu olarak dünyaya geldiğini ve O'na iman ederse kurtulabileceğini kabul etmesi ve İsa Mesih'i yaşamına davet etmesi gerekir. Bu bir karardır. Bu kararı veren Mesih İsa'nın bir izleyicisi olabilir. O durumda da kendine Hıristiyan demesi gerekmez.

    Ama Türklerin Hıristiyanlıkla ilgileri yeni değildir. Hıristiyanlık için önemli olan turistik bölgelerin çoğu Türkiye'dedir. Öyle ki İsrail ve Yunanistan'dan sonra Türkiye tam bir inanç turizmi merkezidir. Hangi kente gidilirse gidilsin bir kilise kalıntısına rastlanabilir.

    Bu arada bazı Türk boyları ve ırkları, Hıristiyanlık inancına sahip olarak yaşamını sürdürmektedir. Örneğin Gagavuzlar büyük bir Hıristiyan Türk topluluktur. Peçenekler ve Hazarlar da geçmişte gruplar halinde Hıristiyan olmuşlardır. Türk Cumhuriyetlerinde yer alan Azerbeycan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi ülkelerde kiliseler vardır.

    Tanrı ilk önce insanları kendisiyle ilişkisi olsun diye yarattı. Ancak insanlar günah işleyerek Tanrı'ya başkaldırdılar. Herkes günah işledi ve herkes Tanrı'dan uzaklaştı. Bir tek doğru kişi kalmadı. Düşünceleriyle, sözleri ve davranışlarıyla insanlar günah işlediler.

    İncil'in Romalılar kitapçığında 3.bölümün 10-12 arasındaki ayetleri, ‘Doğru olan kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrı'yı arayan yok. Hepsi saptı, tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile.' Diye yazmaktadır.

    Kutsal olan Tanrı insanları seviyordu, ama adil olduğu için günahın cezasını vermeliydi. Kutsal Kitap'a göre günahın cezası ruhsal olarak ölümdür. İsa'dan önce insanlar bu cezadan kurtulabilmek için Tevrat'ın buyrukları uyarınca kurban kesiyorlardı. Kurban aracılığıyla kendi günahlarından kurtulacaklardı. Onlara kefaret edecek kurban İsa gelene kadar kesildi. Ama İsa gelmeden yüzyıllarca önce peygamberler bütün insanların günahlarını kaldıracak bir kurban kuzusundan, İsa'dan söz ettiler. O peygamberliklere göre İsa son kurban olacak ve kendisine iman edecek herkesin günahı için kefaret edecekti.

    Böylelikle Tanrı insanları günahın etkisinden ve cezasından, ölümden kurtarmak için kendi özünden gelen İsa Mesih'i çarmıha kurban olarak gönderdi. Böylelikle iman eden herkes yaşam bulacaktır.

    İncil'den Yuhanna kitapçığında 3. bölüm 16.ayet, ‘Çünkü Tanrı dünyayı o kadar sevdi ki, biricik oğlunu verdi. Öyle ki O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun' diye yazar.
    İsa insanları günahın ağırlığından kurtarmak için bakire Meryem'den doğdu. Tanrı'nın Ruhu'ndan doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini yaşadı ama günah işlemedi. Çarmıhta öldü. İnsanların günahlarından dolayı çekmeleri gereken cezayı yüklendi.

    İsa mezara kondu ama orada kalmadı. Ölümün gücü kırıldı. Çünkü O ölümden dirildi. O kendine inananlara sonsuz yaşam verebilir. Yine İncil'in Romalılar kitapçığında 10.bölümün 9.ayetinde, ‘İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirildiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın' diye yazmaktadır.

    O'na gerçekten de günahkar olduğunuzu itiraf ederseniz, O'nu kurtarıcınız olarak yaşamaya davet ederseniz size sonsuz yaşam verecektir.

    Yine İncil'in Romalılar kitapçığında 10.bölümün 9 ve 10.ayetleri, ‘İsa'nın RAB olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın. Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır, imanını ağzıyla açıklayarak kurtulur.' Der.

    İsa yeniden dünyaya gelecek, geldiğinde halkına sağladığı kurtuluşun her yönü tamamlanmış olacaktır.



  2. #2
    HIRİSTİYANLIK FELSEFESİ

    Düşünce akımlarının temel hatlarını çizdiğimiz İlkçağın bu son döneminde yeni bir din, yeni bir örgüt olarak "Hıristiyanlık" ortaya çıkmıştır. Hıristiyanlık, kaynağı yönünden, Roma'daki çeşitli hellenistik tapınmalardan biridir.

    M.Ö. tahminen I. yüzyılda hellenistik dinlerin Roma'da tutunmaya ve örgütlerini kurmaya başladıklarını görmüştük. Ancak Doğu'dan gelen bu dinsel akımlar, zamanla, Roma'nın resmi diniyle uyuşmazlığa düşmüştür. Çünkü Roma dini gittikçe bir devlet dini durumuna gelmişti.

    Bir hellenistik dine. bağlı olmak aynı zamanda resmi dinin çerçevesinde kalmaya, imparatora karşı gerekli tapınmalarda bulunmaya bir engel oluşturmuyordu. Romalıların birçok Tanrıların varlığını benimsemesi, çeşitli dinlere aynı zamanda bağlı olmayı kolaylaştırıyordu. Ancak tüm hellenistik dinlerin temelini, "ruhun ölümsüz olduğu" düşünüşü oluşturur.

    İşte doğudan gelen dinlerin Roma'da kazandıkları büyük etkinliğin nedenini, özellikle bu noktada, yani bireye ölmezliği vadetmelerinde aramak gerekir. Oysa resmi Roma dini, bireylerin gelecekleri ile hiç ilgilenmeyen soğuk bir devlet dini idi.

    Hellenistik dinlerde ruhun ölümlü olmadığı düşüncesi, bir başka anlayışla da ilgili bulunmaktadır. Bu dinlerde önce ölen sonra da "tekrar dirilen" bir Allah kabul edilir; yani ilkin ölüme yenilen Allah'ın, sonradan ölümü yendiğine inanılır. Böyle bir Allah'a inanan bir kişiye, belli törenlerden geçtikten sonra, bu Allah'ın sonuna katılacağı, tıpkı onun gibi yeniden dirileceği vadedilir. İşte tüm hellenistik dinler için ortak olan bu görüşler, ilk Hıristiyanlığın da karakteristiğini oluşturur.

    İlk Hıristiyanlığın başlangıcında iki ana fikir ile karşılaşıyoruz: Önce ölümün nedenini "günah"ta aramak gerekir. Çünkü insanlar günah işlemekle Allah'tan uzaklaşmış, bu nedenle alın yazısına (kadere) katılamaz olmuş ve ölüme mahkûm edilmiştir. İnsanın ölümden kurtulabilmesi için günah işlememesi gerekir.

    Ne var ki insan yalnızca kendi olanaklarıyla ya da yalnızca kendi gücüyle günahtan uzak duramaz. İnsanın günahtan kurtulması için, Allah'ın "şefaat" (bağışlanma) edip onu günahtan kurtarması gerekir. Böylece Hıristiyanlığın ikinci ana fikrine gelmiş oluyoruz: Allah "Îsa"nın varlığında insan şekline girmiştir. Allah bir büyük kahraman, bir büyük imparator şeklinde görünmemiş, aksine aşağılanan, yoksul ve zavallı bir insan biçiminde görünmüş (tecelli etmiş)tür.

    Bu zavallı insan biçiminde Allah, pek çok hakaretlere uğramış, sonunda çarmıha gerilerek ölen bir insan olarak kendi ölümünü algılamıştır. Fakat ölümünden üç gün sonra yeniden dirilmesiyle, Allah ölmezliğini kanıtlamıştır. İşte önce ölen sonra yeniden dirilen bu Allah'ın alın yazısına (mukadderatına) katılan bir insan, aynı onun gibi, ölümden sonra yeniden dirilecektir.

    Bu görüşleri ile, öteki hellenistik dinlerle ortak düşünmekte olan Hıristiyanlığın, onlardan "ayrılan" yanları vardır. Hıristiyanlık öteki hellenistik tapınmalardan, Allah'ın büyük bir kişi varlığında değil de, İsa gibi "zavallı bir insan "da görünmesi (tecelli etmesi) ile ayrılır. Bu düşünce Hıristiyanlığın geniş biçimde yayılması için can alıcı bir nokta olmuştur. Bu görüş yardımıyla Hıristiyanlık, İlkçağın son dönemlerinde büyük ölçüde var olan "işçi" sınıflarının dini olmak imkânını bulmuştur.

    Hıristiyanlığı öteki hellenistik tapınmalardan ayıran ikinci nokta, aslında yahudilikten alınmış olan, "ölümün günahın bir sonucu olduğu" düşüncesidir. Evrenin iyi ve kötü güçlerin bir savaş alanı olduğu, kötülüğün Allah'a karşı gelmekten doğduğu düşüncesine Hıristiyanlık öncesi dönemlerde de rastlandığını biliyoruz. Nitekim Yeni Eflâtunculuk iyi ile kötüyü karşı karşıya getirmiş, iyi ve kötüyü Allah ile hiçliğin bir karşıtlığı olarak düşünmüştür. Hıristiyanlık ise savaşın "Allah" ile "Şeytan" arasında geçtiğini kabul eder.

    Hıristiyanlığı öteki hellenistik dinlerden ayıran üçüncü nokta, kökü yine Yahudilikte olan, Hıristiyanlığa bağlı bir kişinin "başka bir dine girme yasağı"dır. Yahudilik, İlkçağda inananları yalnızca kendisine bağlamak isteyen tek dindir. Yahudilik öteki dinlerin Tanrılarını bir "put" olarak görür.

    Başka bir deyişle: Yahudilik İlkçağda inananlarından yalnız Yahudi Allah'ına tapılmasını isteyen, onların başka Tanrılara inanmalarını yasaklayan tek "tekelci din"dir. Yahudilik, cemaati sınırlı olan ve inananlarına belli üstünlükler tanıyan dar bir dindir. Küçük bir cemaate dayanan bu din, misyonerlik yapmaya, yani Yahudiliğe yeni insanlar kazandırmaya girişmemiştir. Oysa Hıristiyanlık başlangıcından itibaren "misyonerlik" yapan bir dindir.

    Hıristiyanlık, aynı Yahudilik gibi, inananlarının başka Tanrılara tapınmalarını kesinlikle yasaklar. Bu yasağın resmî Roma dinini de kapsadığı, Hıristiyanların imparatora tapınmalarını yasakladığı açıktır. Sonraları büyük bir sorun olan Roma devleti ile Hıristiyanlık arasındaki çekişmenin kaynağını bu "Yasak"ta aramak gerekir.

    Roma dininin son zamanlarında imparatora tapınma gittikçe artan bir önem kazanmış, böylece bu din, devleti, imparatorun kişiliğinde Allahlaştıran bir "imparator dini" durumuna gelmiştir. Oysa Hıristiyanlık, kendi Allah'ı konusundaki tekelciliği yüzünden, imparatora tapınma ve kurbanlar sunmayı başından beri yasaklamıştır.

    İki din arasındaki bu görüş ayrılığı, Roma devleti ile Hıristiyanlığın anlaşmazlığa düşmesine ve bunun sonunda Hıristiyanlarla ilgili "kovuşturma" yapılmasına yol açmıştır. Ancak bu uygulama Hıristiyanlığı zayıflatacağı yerde büsbütün güçlendirmiştir. Çünkü pekçok inatçı din mazlumlarının ortaya çıkmasına neden olan bu uygulama sonunda, Hıristiyanlık direnç kazanmaya ve değerini, önemini kanıtlamaya fırsat bulmuştur.

    Önemli olan, bu uygulama sonunda Hıristiyanlığın sağlam ve köklü bir "örgütlenme" yapmak zorunda kalmış olmasıdır. Oysa öteki hellenistik dinlerden hiçbiri bir kilise, bir ümmet örgütü oluşturamamıştır. Hıristiyanlık inananlarını cemaatler halinde örgütlemekle sanki devlet için de devlet gibi bir güce kavuşmuştur. Yeni dinin tümüyle bağımsız örgütü, devletin kendisine karşı çıkmasına neden olmuştur.

    Hıristiyanlığın örgütlenmesinin güçlendiği bu dönemde, Roma devlet örgütü gücünü yitirmeye başlamış bulunuyordu. Varlığını sürdürebilmek için ağır girişimlerde bulunmak zorunda kalan imparatorluğun siyasal örgütü, birlik ve beraberliğinden çok şey yitirmişti.

    Roma devletinin çözülme döneminde Hıristiyanlık, günden güne büyüyen bir güç olarak belirmiştir. Sonuç olarak öyle bir an gelmiştir ki, Roma imparatorları Hıristiyanlık örgütüyle boğuşmaktan cayarak, bu örgüte yaslanma gereği duymuştur. Nitekim Hıristiyanlar konusunda en şiddetli ve en son uygulamayı yapan Diocletion'ın takipçisi (halefi) olan Konstantin, 300 yıllarında Hıristiyanların izlenmesine ait tüm yasakları kaldırmak ve Hıristiyanlığı resmen tanımak zorunda kalmıştır. Konstantin'in takipçisi Julianus Yeni Eflâtunculuğa dayanarak Roma dinini yeniden canlandırmak istemişse de, bu girişiminde, bilineceği gibi, başarılı olamamıştır.

    Yeni dinde "yayıncılık" dikkat çekici olmuştur. Hıristiyanlık çerçevesinde yapılan ilk yayının henüz felsefe ile ilgisi yoktur. İlk Hıristiyan eserleri "dört incil" kadrosu içinde yazılmış olup, aslında İsa'nın yaşam ve düşüncelerini açıklar. Birincisi İsa'nın ölümünden 30, dördüncüsü 90 yıl sonra yazılmış olan dört incil, kuşkusuz, İsa'nın düşüncelerini gerçekçi biçimde ele almayan, daha çok İsa'nın kişiliğine ve doktrinine duyulan inançtan kaynaklanan eserlerdir.

  3. #3
    merhaba arkadaşlar ben irem türkiyeden ankardan yazıyorum hristiyanlık yada müslümanlıktan birisi doğru ve ben bu seçeneğin hangisi olduğunu şuan bilemiyorum evet ben bir müslümanım şuana kadar şu yazıyı okuyana kadar muhammede ve kurana inanıyordum evet hala inanıyorum ama ben yani mantıklı bütün bunlar bu yazlar arkadşlar ben ağladım çok kötü hissettim kendimi acaba gerçekten ola bilir mi diye düşündüm şöle mantıklı bir cevap buldum internetten hem hristiyanlık için hemde müslümanlık için öncelikle hristiyanlıkla ilgili: TEVRATTA MÜJDELENEN PEYGAMBER HZ İSA OLAMAZ MI?=müslümanlar tevratta geçen tesniye:18-18'bölümün hz.muhammed'e işaret eddiğini iddia ediyorlar oysa hz.musadan sonra gönderilen peygamber hz.isadır NEDEN MÜJDELENEN BU PEYGAMBER HZ. İSA OLMASIN?
    MÜSLÜMANLAR İÇİN İSE:allah diye bağıran aslan,eşşek bilemiyorum arkadaşlar benim facem irem halıcı bana mesaj yollayın lütfen bu konuyla ilgili ama ben MÜSLÜMANLIĞA İNANIYORUM he unutmadan incil kelimesinin türkçesi MÜJDE ya o bu müjdeyse ya hepimiz yanlış inanıyosak ama hz.muhammed son peygamberdi...neye arkadaşlar pofff bilemiyorum sevgilerle kalın...

  4. #4
    hello I'am alex I am a 13 year old girl, Christian religion. I believe in Christ.
    the Bible, the prophet John the future of ISA then writes
    therefore, the best of both religion

  5. #5
    fakat islam dininde yani müslümanlıkta Hz. Muhammed (Sav.) ismi geçiyor . Kuran-ı Kerim son kitaptır. Bak arkadaşım ; diğer dinler yanlış veya yalan değil. Fakat bu dinler eski papalar veya din adamları her kimseler tarafından saptırılmış. En azıdan lise 2. sınıf tarih kitaplarına bakarsan bu bile yeterli olacaktır. Hiç bir meal açıp okudu mu? Okursan ne demek isteğimi anlarsın.
  6. #6
    irem kardeşim senden öncelikle hz MUHAMMED in hayatını okumanı tavsiye ederim ve KUR AN I kerim meailini oku göreceksin her ayet seni başka bir yere ***ürüyor ve göreceksin onun ALLAH ın kelamı oldduğunu oysa incil ve tevratı okusan mantık dışı şeyler bulacaksın haşa onlar ALLAH oğul edindi diyorlar böyle bir şey mümkün olabilir mi bir düşün ve ayrıca onlar isa peygamberin çarömıha gerildiğini iddaa ediyorlar HAŞA ALLAH peygamberini korumaktan aciz mi item kardeşim ayrıca sen müslümansın zaten sen bütün peygamberleri kabul ediyorsun ve aynı zmandan 4 kutsal kitabı da kabul ediyorsun diğer kutsal kitaplar rahipler papazlar tarafından bozuldu bu yüzden ALLAH yeryüzüne yeni bir din ve peygaMBER göndermiştir bu da son kitap KUR AN ve HZ RESULALLLAH s.a.v dir ayrıca KUR AN kıyamete kadar baki kalacak çünük onun korumasını biizzat ALLAH üstlenmiştir oysa tevrak zebur ve incili ise korumalrı rahip ve papazlaraına bırakılmıştır son söyleyecğim kardeşim dininizi iyi öğrenin yoksa size her mantıklı gelen şeye inanmaya başlarsınız RABBİM doğru yoldan ayırmasın
  7. #7
    iREM selam en güzeli bir cami ye imama git ve ona anlat durumunu o sana bir bir anlatacaktır. herşeyi.
  8. #8
    İsa'nın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrı'nın O'nu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen kurtulacaksın"

    demişler

    ama çok saçma Allah birdir peygamberler de onun elçisidir hiç kafan karışmasın sen en iyisi Hz.Muhammed (S.A.V) in hayatını oku
    Allah Yardımcın olsun

  9. #9
    ben cok yakında evlenıcem ve evlenıcem oldugum ınsan hırıstıyan ben ıse turkum ıkı arada kaldım ne dusuncegımı bılmıorum onnla evlensem yanls mı yapms olrm
  10. #10
    Misafir Nickli Üyeden Alıntı
    ben cok yakında evlenıcem ve evlenıcem oldugum ınsan hırıstıyan ben ıse turkum ıkı arada kaldım ne dusuncegımı bılmıorum onnla evlensem yanls mı yapms olrm
    Normalde müslüman bir erkek ehli kitaptan kız alır ama kız veremez müslüman bir kız yahudi hristiyanla asla evlendirilemez o atik sahit değildir yapılan muamele zinadır doğan çocuk veledi zinadır 4 kitabın 4 düde böyledir hak üste olur hakkın üstüne çıkılmaz.... müslüman bir erkek yahudi veya hristiyan bir kızla evlenene bilir ama evlenmesi mekruhtur ne gereği var doğan çocuğa etki edebilir ama helal haram başka evlene bilir..

    Sancakweb-Dijital Atmosfer

    Konu sancakweb tarafından (19-06-2011 Saat 06:54 ) değiştirilmiştir.
  11. #11
    ya iremcim kim bilir kaç yıllık müslümansın nasıl olurda mantıklı diye dininden şüphe edersin ben sana şu söyleyeyim asla ve asla dininden şüphe etme sen müslümansın vede öyle kal