Bitkiler dünyası 7 ana sınıfı ayrılırlar. Bu 7 ana sınıf da, kendi aralarında sınıflandırılırlar. 7 ana sınıf şu şekildedir.

Bitkilerin ayrıldığı 7 ana sınıf;

Bacteriophyta: Bakteriler
Cyanophyta: Mavi yeşil su yosunları
Phycophyta: Algler, esmer ve kızıl su yosunları, Flagellatae ve Diatomeae’ ler
Mycophyta : Mantarlar
Lichenes : Mantarlarla alglerin ortak yaşamından oluşan bitkilerdir. Bağımsız bir bölüm değildir.
Bryophyta: Kara yosunları
Pteridophyta: Eğreltiler
Spermatophyta : Tohumlu bitkiler
Gymnospermae: Açık tohumlular
Angiospermae: Kapalı tohumlular
Dicotyledoneae (Magnoliatae) : Çift çenekli bitkiler
Monocotyledoneae (Liliatae) : Tek çenekli bitkiler


Bacteriophyta: Bakteriler;



Name:	bakteriler.jpg 
Views:	8245 
Size:	21,8 KB (Kilobyte) 
ID:	27588Bitkisel alemin en alt kademesini oluşturan Bacteriophyta bölümü, tek hücre koloni ve hücre toplulukları halinde bulunurlar. Bunlardan Schizomyctes sınıfının on takımından sekizi suda yaşar ve mikroskobik tir. Üremeleri genellikle basit hücre bölünmesiyle olur. Hücreler basit yapılı olup sadece stoplazma içerisinde yer alan zarsız çekirdekleri vardır. Bu sınıfın üyeleri sularda bulunan canlı ve cansız varlıklar üzerinde saprofit, parazit, simbiyoz ve bazende autroft olarak yaşarlar. Şekillerine göre küre veya elips bakteriler, çubuksu bakteriler ve kıvrık veya spiral bakteriler olmak üzere üç grupta toplanırlar.

2.1. Eubacteriales

Bu takımın üyeleri gerçek bakteri olup, hücreler küre, düz veya çubuk seklindedirler ve genellikle dallanmazlar.

Patojen bakterilerin büyük kısmı bu takımda yer alır. Tuzlu, tatlı su, atmosfer, toprak, bitki ve hayvan bünyelerinde yaşarlar.

Corynebacterium cinsine ait bakteriler som balıklarında böbrek hastalığına sebeb olurlar.

2.2. Pseudomonadales

Bu takımın üyelerinde hücreler düz çubuk, sucuk seklinde veya küremsi olup genellikle tek hücre halinde nadirende zincir halinde bulunur. Bazı üyeleri tatlı ve tuzlu sularda çok yaygın olarak bulunur.

Saprofit türlerinin yanisira insan, hayvan ve bitkilerde patojen türleri de vardır.

Pseudomonas türlerinden P. ichthyodermis deniz balıklarında kuyruk ve yüzgeç hastalığı, P. fluorescens akvaryum balıklarının derilerinde benek hastalığını, P. putida balıklarda (Red pest) kırmızı benek hastalığını, Aeromonas salmonicida alabalıklarda furunkulozis hastalığını, Vibrio anginlaria balıklarda vibrio hastalığını meydana getirirler.

2.3. Chlamydobacteriales-Kınlı Bakteriler

Bu takımındaki bakterilerin hücrelerinin dışında bir kın bulunur. Hücreler genellikle çubuk şeklinde ve nadirende küremsi olup zincir oluştururlar. Takımın bütün üyeleri sularda bulunurlar. Chamydobacteriaceae familyası tatlı sularda Crenotrichaceae familyası tatlı ve tuzlu sularda yaşarlar.

2.4. Actinomycetales

Bu takımdaki bakteriler gerçek dallanma gösterirler ve ipliksi yapı oluştururlar ve Migrobakterium türleri balıklarda tüberkülozis hastalığını meydana getirirler.

2.5. Myxobacteriales-Cıvık Bakteriler-Musilaj Bakteriler

Hücreleri çubuk şeklinde, uçları yuvarlak ve sivri, gerçek zarsız, etrafı ince musilaj bir tabaka ile çevreli kamasız olan hücrelerin tek veya biraraya gelerek kitle teşkil eden, Chondrucoccus columnaris türü balıkların genellikle ağız, kafa ve yanaklarında “Beyaz pamuk” veya pamuk yünü diye isimlendirilen Columnaris hastalığını, Cytophaga psychorophila alabalıklarda pediskül ve soğuk su hastalığını meydana getirirler.

2.6. Spirochaetales

Bu takımdaki hücreler çok esmer olup kolayca eğilip kıvrılabilirler. Fotozentez yapamazlar, türleri tatlı, tuzlu, durgun, kirlenmiş ve çamurlu sularda yaşarlar.

2.7. Hyphomicrobiales-Tomurcuklanan Bakteriler

Bu takımda üreme tomurcuklanma ile olduğundan tomurcuklanan bakteriler olarak adlandırılırlar. Hücreler elips veya oval biçimde olup tatlı sulardaki crustacea’lar üzerinde yaşarlar.

2.8. Caryophaneles

Bu takıma giren bakterilerde 10 ile 30 hücre bir araya gelerek ipliksi yapı oluştururlar, sulardaki çürümekte olan organik madde üzerinde yaşarlar.

2.9. Beggiatoales

Bu takımın üyeleri ipliksi çubuk şeklinde olup bulundukları ortamda kayarak veya kıvrılarak hareket ederler. Kamçıları yoktur. H2S içeren veya diğer tatlı sularda kaplıca sularında ve denizlerde ve diğer ortamda yaşarlar. Bu takımın üyeleri bazen Mavi-Yeşil su yosunu içinde de incelenir. Beggiatoaceae, vitreoscillaceae, leucotrichaceae ve Achromaticaea familyaları vardır.

2.10. Önemli Su Bakterileri

Bakterilerin çoğunluğu yaralı ve zayıf balıklara hücum ederek onların hastalanmalarına neden olur.

Bazı önemli bakteriler ; Microaccus, Neisseria, Diplococcus, Staphylococcus, Sarana, Streptococus, Bacterium, Bacillus, Clostrodium, Preudomonas,s Vibrio, Spirillum ve Spirochaete’dir.

Ara notlar:

Yosunlar, tatlı veya tuzlu sularda yaşayan tek veya çok hücreli organizmalar. Su yosunları; mavi-yeşil su yosunları (Cyanophyceae) ve gerçek su yosunları Algler= Phycophyta) olarak ikiye ayrılır.



Cyanophyta: Mavi yeşil su yosunları;


Name:	mavi-yesil-su-yosunlari.jpg 
Views:	7179 
Size:	17,7 KB (Kilobyte) 
ID:	27589Sulu ortamda yaşayan tek hücreli organizmalardır.
Fotosentez yada fagositoz yaparak beslenirler.
Alglerin en çok bilinenleri mavi-yeşil olanlarıdır.
Sitoplazmalarında hem klorofil(yeşil renk) hem de fikosiyanin(mavi renk) pigmentleri bulunur.
Çoğunlukla koloniler halinde dere,göl ve denizlerde yaşarlar.
Algler suda yaşayan canlılar için çok önemlidir. Bitkilerin yeryüzünde yaptıklarını algler suda yaparlar.
Sularda yaşayan canlılar için besin ve oksijen kaynağıdır.


Phycophyta: Algler, esmer ve kızıl su yosunları, Flagellatae ve Diatomeae’ ler


Name:	Phycophyta.jpg 
Views:	6891 
Size:	14,3 KB (Kilobyte) 
ID:	27590Gerçek su yosunları (Algler= Phycophyta): Tek veya çok hücreli, çeşitli renklerde, ototrof, ipliksi su bitkileridir. Klorofil taşırlar. Hücrelerinin gerçek çekirdekleri vardır. Eşeysiz üremeleri yanında eşeyli üremeleri de vardır. Eşeyli üremeleri izogami, anizogami, ovogami şekillerinde olur. Spor ve gametleri meydana getiren organları bir hücreden meydana gelir. Bu bölümdeki su yosunları yedi sınıfa ayrılır: 1) Öglenalar, 2) Ateş rengi su yosunları, 3) Altın rengi su yosunları, 4) Yeşil su yosunları, 5) Sarı su yosunları, 6) Esmer su yosunları, 7) Kızıl su yosunları.

Bu bölümdeki su yosunları içerisinde tek hücreli ve mikroskobik formlardan, çok hücreli ve denizlerde zayıf, kısa dalgalı ışığın girebileceği yerlere (60-200 m) kadar inebilenleri, boyları 100 metreye ve ağırlıkları 100 kg’a kadar varan su yosunları ile gıdâ olarak ve sanâyide kullanılan türlerine rastlanılır. Bunlara âit bâzı misâller verilebilir. Yeşil su yosunlarından Cheorella türleri çabuk üreyen kolayca yetiştirilen tatlı su algleridir.

Protein ve vitamin A, C bakımından zengindir ve besleyici özelliktedir. Kurutularak una ilâve etmek sûretiyle gıdâî önem kazandırılır. Antibiyotik elde edilmesinde (krorellin) kullanılabilmektedir. Yine bâzı Ulva türleri salata olarak kullanılmaktadır. Bâzıları (Chara ve Nigalla) kalsiyum karbonatça zengindirler.


Mycophyta : Mantarlar


Name:	mantarlar.jpg 
Views:	6889 
Size:	8,0 KB (Kilobyte) 
ID:	27592Kök, gövde, yaprak ve klorofile sâhip olmayan renksiz, basit yapılı organizmalar. Klorofil ihtivâ etmemeleri sebebiyle suyosunların (Alg) dan; çok hücreli (bir kısmı tek hücreli) ve büyük olmaları, üreme ve hayat tarzları ve hücre yapıları bakımından bakterilerden ayrılır. Mantarları inceleyen bilim dalına da "Mikoloji" denir.

Târihçe: Mantarların tanınması çok eski zamanlara kadar uzanmaktadır. Bitkiler üzerinde mantarların ürediği ve zararlara sebebiyet verdiğine dâir ilk bilgileri Vedas (M.Ö. 1200) vermektedir. Romalılar zamânında depolarda saklanan yiyecekler üzerinde mantarların ürediğini Pliny (M.S. 23-79) bildirmektedir. Yine aynı bilgin Roma kralının oğlu ve annesinin mantardan zehirlenerek öldüğünü bildirmektedir. Daha sonraları Loncier (182), Clusius (1526-1609), Bauhin (1560-1624), Malpighi (1628-1694), Tournefort (1656-1708), Hooke (1667), Linné (1707-1778) gibi bilginler mantarlar üzerinde araştırmalar yapmışlardır. Mantarların bitki, hayvan ve insanlar üzerinde hastalık yaptıklarına dâir birçok yayın da vardır. Fantoma (1767), Kühn (1858), Lafar mayaların endüstride kullanılmaları hakkında "Technische Mykologie" (1904) adlı yayında bilgi vermiştir. Bassi (1856), ipekböceklerindeki mantar hastalıkları, Berg (1806-1887), Gruby (1810-1898) mantarların insanlardaki infeksiyonları ile ilgilenmişlerdir. Sabouraud (1864-1938) medikal mikoloji üzerinde önemli çalışmalar yapmıştır. Bugün de mantarların çeşitli yönlerini açıklayan araştırmalar yapılmakta ve devâm etmektedir.

Genel yapıları: Mantarlar genel olarak klorofilsiz ve renksiz organizmalardır. Yüksek mantarlar bâzı renk maddelerini ihtiva edebilirler.

Name:	mantarin-yapisi.jpg 
Views:	7952 
Size:	28,9 KB (Kilobyte) 
ID:	27593

Şekil bakımından en ilkelleri çıplak ve amipsidir. Diğerlerinde kitinden yapılmış bir çeper vardır ve çeşitli şekiller gösterirler. Bir kısmı tek hücrelidir. Bir kısmı ise tek veya çok hücreden yapılmış basit veya dallanmış ipliksi gövdeye sâhiptir. Mantar ipliklerine hif, bu hiflerin teşkil ettiği topluluğa da misel veya miselyum denir.

Metabolizma: Mantarlar saprofit (çürükçül) veya parazit olarak yaşayan heterotrof (dış beslek) organizmalardır. Yedek besin olarak glikojen ve yağ meydana gelir, nişasta yoktur.

Yayılışları: Mantarlar tabiatta çok yaygın bulunurlar. Dünyâ üzerinde 60.000 kadar mantar çeşidi vardır. Tatlı sularda ve karada, nâdiren denizlerde yaşarlar. Bir kısmı insan, hayvan ve bitkiler üzerinde parazit olarak yaşayıp hastalık meydana getirirler. Toprakta bulunan diğer bir kısım mantarlar da organik maddelerin parçalanmasında rol oynayarak bitkilerin beslenmesine yardım ederler. Bunun yanında birçok besinin bozulmasına da sebep olurlar. Karada yaşayan yüksek mantarların çoğu “mantar” adı altında bilinir, şapkalı olan bir kısmı yenir, bir kısmı ise zehirli olup, önemli zehirlenmelere yol açar. Bâzı mantarlar da mavi-yeşil veya yeşil suyosunları ile birlikte likenleri meydana getirirler.

Üreme: Mantarlar sporlanma ile eşeysiz veya eşeyli olarak üreyebilirler. Mantar miselleri uygun çevre şartlarında çeşitli şekillerde sporları meydana getirirler. Olgunlaşan sporlar fertten ayrılarak serbest hâle geçer ve çimlenerek kendi türüne has mantarı meydana getirir. Mantar sporları, değişen çevre şartlarına karşı çok dayanıklıdırlar. Bu sebeple tabiatta uzun süre canlı kalabilirler. Mantarların şekil ve büyüklükleri türlere göre değişir. Eşemli üremeleri, farklı eşemlere âit sporların birleşmesi ile olur.

Sınıflandırılmaları: Mantarlar da bitkilerdeki bölümler esas alınarak sınıflandırılırlar. Çeşitli görüşler altında sınıflandırılmaları, değişik şekillerde yapılabilmektedir. Kabaca 5 sınıfa ayrılarak incelenebilirler:

1) Cıvık mantarlar (Myxomycetes),
2) Algsi mantarlar (Phycomycetes),
3) Asklı mantarlar (Asomycetes),
4) Bazidli mantarlar (Basidiomycetes),
5) Gelişmemiş mantarlar (Fungi imperfecti).

Cıvık mantarlar: İlkel ve klorofilsiz organizmalardır. Tek veya çok çekirdekli amipsi hareket eden çıplak bir plazma kitlesine sâhiptirler. Beslenmeleri çürükçül, hayvanî veya parazitiktir. Çoğunluğu suda yaşamaya alışmıştır. Ancak bir kısmı karada (çamurlar, ıslak ve nemli yerlerde) hayatlarını devâm ettirir.

Algsi mantarlar: Mantarların en basit sınıfıdır. Diğer sınıflardan bölmesiz hifleri ile ayrılırlar. Tabiatta çok yaygındır. Toprakta, suda yaşarlar. Genellikle Bitkilerde, nâdiren hayvanlarda hastalık yaparlar. Bu sınıftan asmalarda hastalık yapanlar ile cansız organik maddeler üzerinde küf meydana getiren mantarlar önemlidir.

Asklı mantarlar: Çok büyük bir mantar grubunu ihtivâ eden bu sınıf fertleri (bireyleri), genellikle kara hayâtına uymuşlardır. Ancak, nâdiren tatlı veya tuzlu sularda yaşarlar. Miselleri bölme çeperli olup, zengin dallanma gösterirler. Hücre çeperleri kitindendir. Bir veya çok çekirdeklidirler. Daha çok çürükçül olup, çürümekte olan bitkilerden kendilerine gerekli gıdaları sağlarlar. Bâzıları da bitkiler ve hayvanlar üzerinde yaşarlar. Bu sınıf mantarlar, gerek tahripkâr olmaları ve gerekse endüstride kendilerinden çok faydalanılmaları sebebiyle önem taşırlar. Bira mayası mantarı bu sınıfa âit olup, şekerli eriyiklerde fermantasyona sebebiyet vermelerinden dolayı sanâyide önemlidir. Küf mantarları ekmek, peynir, meyve suları üzerinde küf meydana getirirler. Bu sınıftan olan penicillium adı verilen küf mantarlarından penisilin antibiyotiği elde edilir. Çavdar mahmuzu mantarından tıpta önemli olan alkaloitler elde edilir. Yenebilen ve kıymetli olan domalan gibi mantarlar da yine bu sınıfta bulunurlar.

Bazidli mantarlar: Bu sınıfta da bitkilerde hastalık meydana getiren mantarlarla, yenebilen ve insanlar için çok zehirli olan mantarlar bulunmaktadır. Mantar miselleri çok hücreli olup, tomurcuklanma sûretiyle spor meydana getirirler. Buğdaygillerde karapas, rastık, sürme gibi hastalık yapan mantarlar bu sınıfta olup, bitkileri tahrip ederler. Bu grubun en önemli mantarları karada ve bilhassa ormanlarda yaşayan şapkalı mantarlardır. Şampiyon, kuzu kulağı gibi mantarlar, yenebilen kıymetli mantarlardır. Sinek mantarı(Amanita muscaria) gibi bir kısım mantarlar ise çok zehirlidir. Meselâ sinek mantarı zehirli alkaloitler taşır. Mantar yendikten bir kaç dakika veya bir kaç saat sonra zehirlenme belirtileri görülür. Mantarda bulunan alkaloitler sinir sistemine etki yaptığından, hastanın kalp hareketleri, nabzı yavaşlar, bulantı, kusma, terleme, salya akması ve gözyaşı, sulu ishal ve deliliğe yakın bir sarhoşluk görülür. Hasta deli gibi her şeyi söyler. Mîde, barsak, karaciğer ve böbrekler çok zarar görür. Hastada su ve elektrolit dengesi bozulur, idrar çok azalır. Eğer mantar çok yenmişse hasta zamanla ağırlaşır ve ölür. Eğer zehirlenme erken anlaşılırsa, ilk yardım olarak ılık tuzlu su içirilir, kusturulur ve birkaç defâ tekrarla mîdesi yıkanırsa hasta kurtulabilir. İlk yardımdan sonra hastâneye kaldırılıp atropin tedâvîsi yapılır, serum verilir. Hastaya aktif kömür, toz kahve, çay ve bir pürgatif verilir. İlk günlerde karbonhidratça zengin, proteince fakir yiyecekler verilir. Hastaya hiçbir zaman alkol verilmez. Bâzan 1-2 mantar ergin bir insanı bir günde öldürmeye yeterli olabilir. Her yıl mantar zehirlenmesinden olan ölümlerin büyük bir kısmı bu amanita grubu mantarlardan ileri gelir. Zehir maddeleri, mantarı kurutmak, kaynatmak ve kızartmakla kaybolmaz. Zehirli ve yenen mantar arasındaki ayrıntıyı kesin olarak kolayca ayırt edebilecek bir metod yoktur. Kırdan toplanan mantarların yenebilmesi için mantarın çok iyi tanınması gerekir. Aksi hâlde yenmemelidir. Kültür mantarları tercih edilmelidir.

Gelişmemiş mantarlar: Bu sınıfta medikal önemi fazla olan mantarlar bulunmaktadır. İnsan ve hayvanlarda mantar hastalıklarına (mikozis) sebep olurlar. Meselâ, kellik, ağızda meydana gelen pamukçuk, deri üzerinde meydana gelen beyaz lekeler gibi. Mantar miselyumları bölmeli olup, eşemsiz üreme özelliğine sahiptirler. Eşeysiz olan üreme konidyumları aracılığıyla devâm ettirilir. Bu sınıfta bulunan patojenik mantar türleri, insan ve hayvanlarda deri, derialtı ve genel infeksiyonlara sebep olurlar. Mantar infeksiyonlarının çıkış, yayılış ve bunları etkileyen faktörlerin bilinmesi, özellikle bulaşma ve yayılma yönünden, kısa bir sürede tedbirlerin alınması bakımından değer taşır. Bir çiftlikte, yetiştirmede, barınakta veya buna benzer hayvan yetiştiren veya üreten yerlerde hastalığın kaynağını bulmak, etkeni izole ve tanımlamak, infeksiyonu etrafa yayılmadan söndürmek çok önemli ve ekonomik faydalar sağlar. Mantar hastalıkları, insanlar ve hayvanlar arasında yeryüzünde çok yaygındır. Ancak genel infeksiyonlara sebep olan mantarlardan bâzıları bir hayvandan diğerine veya insanlara bulaşma kâbiliyetine sâhip değildir. Bu durum yayılma ve bulaşma faktörünü ortadan kaldırmakta ve bulaşma zincirini kırmaktadır.

Mantar hastalıklarının teşhisi, hastalık etkeninin patolojik materyallerde tesbit edilmesi, kültürler yardımı ile izolasyonu ve tanımlanması ile gerçekleştirilir. Bunun için patolojik materyallerin alınması da önemlidir. Mantar infeksiyonlarında deri, tırnak, kıl, saç, balgam, dışkı, kan, kemik iliği, biyopsi parçaları incelenir. Patolojik materyaller ağzı vidalı, kapaklı şişelere veya petri kutularına toplanır. Âletlerin ve malzemelerin çok iyi sterilize edilmiş olmaları gerekir. Patolojik materyaller laboratuvarlarda materyalin türüne ve infeksiyon karakterine göre gruplandırılarak, muayeneye tâbi tutulurlar. Materyallerden şüphelenilen infeksiyon türüne göre uygun besi yerlerine ekimler yapılır. Besi yerleri hastalık etkenini en iyi şekilde üretebilme kâbiliyetine sâhip olmalıdır. Besi yerindeki mantar gruplarının veya kolonilerinin gelişme durumu, çaplarının ölçülmesi ile belirlenir. Yalnız üreme durumu, ortam ısısı, süresi, besi yerinin bileşimi ve miktarı ile alâkası olması yanında, türlerin kendine has gelişme kapasitelerine de bağlıdır. Bâzı mantarlar genellikle çabuk ürer ve 10-13 günde koloni çapı 3-4 cm büyüklüğüne ulaşır. Bâzıları ise 15 günden sonra olgunlaşmaya başlar. Kolonilerin şekli, yapısı, rengi yâni morfolojileri, mantarın teşhisini ve tanımını ortaya koyar. Böylece açık bir teşhise gidilmiş olur.

Mantarlar daha çok deri, solunum, mukoza yollarından vücûda girerler. Yaş, cins, meslekler infeksiyon husûsunda önemli faktörlerdir. Bâzı infeksiyonlar muayyen memleketlerde görülür.

Fizyolojisi: Mantarların hücre çeperinde kitin ve selüloz karakterde maddelerin bulunması, bunların devamlı değişen ve çok değişik olan çevre şartlarına uymalarında büyük yardımcı olurlar. Meselâ bir kısım mantarlar, bakterilerin dayanamayacakları kadar yüksek konsantrasyondaki (% 50) şeker solüsyonlarına direnç gösterirler ve bâzı türler de bu yoğunlukta kolayca üreyebilirler. Mantarlar genellikle düşük (pH) derecelerinde bile kolayca üreyebilir ve böyle ortamlara adapte olabilirler. Bu sebeple mantarların pH limitleri 2-11 arasında değişebilir. Asit karakterdeki meyveler ve meyve suları, buzdolabında olsalar bile mantarların üremeleri için iyi bir ortam meydana getirirler. Rutûbet, mantarların üremelerinde çok önemli faktörlerden biridir. Yüksek orandaki rutûbet genellikle üreme üzerine olumlu etki eder. Rutûbet azaldıkça mantarların çoğalmaları da sınırlanmaya başlar. Rutûbet ihtiyaçları da türlere göre değişir. Meselâ; insan veya hayvan vücutlarında derinin ıslak olması, mantarların yetişmesi için iyi bir ortam sayılabilmektedir. Mantarların üreme, sıcaklık limitleri de türler arasında farklılık gösterir. Bu sınırlar 0-60°C arası olabilmektedir. Patojenik mantarlar için optimal sıcaklık üzerinde veya içinde üredikleri canlının ısı derecesi olarak kabul edilmektedir. Ancak deride lokalize olan mantarların optimal sıcaklığı çevrenin sıcaklığı ile bir yakınlık gösterir. Bunun için bu sıcaklık miktarı 20-25°C’ler arasında değişmektedir.

Mantarlar genellikle oksijenin bulunduğu ortamlarda gelişir ve ürerler. Bu sebeple havada bulunan oran kadar oksijen, üreme için gereklidir. Patojenik mantarların çoğu da aerobik şartlarda ürerler.

Mantarların üremeleri için ışık önemli bir faktör değildir. Işık olmadan da gelişebilirler. Direkt güneş ışınları üremeyi ve gelişmeyi sınırlar. Mantarlar klorofilleri olmadığından fotosentez yapamazlar. Bu sebeple gıdalarını dışarıdan karşılarlar. Bâzı mantarlar basit yapıdaki ortamlarda gelişebildikleri hâlde, diğerleri üremeleri ve gelişmeleri için inorganik maddelere, özel üretme faktörlerine ihtiyaçları vardır. Mantarların bâzıları kendilerine gerekli vitamin veya diğer maddeleri sentez edebilirler. Mantarların bâzıları da kuvvetli enzimler sentezleyerek bunların aracılığıyla çevredeki gıdâ maddelerini ayrıştırır ve bunlardan faydalanırlar.

Mantarlar, toprak fertilitesinin sağlanmasında, peynirlerin olgunlaşmasında ve bâzı önemli endüstri ürünlerinin elde edilmesinde çok büyük faydalar sağlarlar. Ayrıca maya hücrelerinin sentezlediği vitaminler (tiamin, riboflavin, nikotinik asit, pantotenik asit, biotin vs.) insan ve hayvanlarda kullanılan medikal maddeler arasındadır. Mantarların sentezledikleri toksinler de insan ve hayvan sağlığı için önemlidir. Meselâ, bâzı mantarların sentezlediği aflatoksin, karaciğerde kanser meydana getirecek etkiye sâhiptir. Buna mukâbil mantarlar, insan gıdâsı olarak kullanılmaları, bir kısmının tıbbî önemi hâiz olmaları diğer bir kısmının ise endüstrideki faydası dolayısıyla önemli bir bitki grubudur.

Mantar toplamak, yetiştirmek özel bilgi ve tecrübeyi gerektirir. Çünkü zehirsizler yanındaki tek zehirli mantarın birlikte pişmesi, hepsine bulaşması demek olacağından çok dikkatli davranılmalıdır. Halk arasındaki yaygın olan, zehirli mantarın herhangi bir gümüş eşyâyı kararttığı görüşü tamâmen yanlıştır. Zehirli mantarlar genellikle renk ve şekil bakımından çok ilgi çekici olurlar. Mantarların zehirli olup, olmadıklarını bâzı belirtilerinden anlama imkânı varsa da toplarken çok dikkatli davranmak gerekmektedir. Zîrâ bir anlık dalgınlık, yiyen kimsenin zehirlenmesi demektir.

Mantarların garip dünyâları henüz ilmî açıklık kazanamamıştır. Meselâ; bâzı mantarlar, hemen hemen altı metre çapında el ile dikilmiş görünümünü uyandıran bir dâire içinde yetişmektedir. Bir çeşit mantar da bitkileri bir yüzük gibi sararak buraların yırtılıp, kalbur gibi delinmesine ve sanki içlerinde ışık yanıyor şeklini vermesine sebep olmaktadır. Coprinus mantarının olgunlaştıktan sonra renginin siyaha döndüğü ve sulanarak mürekkep hâlini aldığı söylenmekte, bir çeşit yuvarlak iplik gibi uzun Myclia mantarının da ona hafifçe dokunan bir solucanı bir uzantı ile hemen yakalayarak içinde hazmetmesi, enteresan olaylar arasında yer almaktadır.

Bâzı tür mantarlar insanlarda garip tesirler yapar. Meselâ; Meksika’nın ıslak otlu kesimlerinde yetişen Pslocybe mantarı, yenildiğinde insanın garip şeyler görmesine sebep olur. Bilhassa kızılderililer, dînî âyinlerinde bundan yiyerek güzellik, tazelik ve bilginin sırlarına sâhip olacaklarına inanırlar.

Mantarın pekçok çeşitleri olmasına rağmen, bunların arasından ancak bir iki tânesi yenmektedir. Dünyânın en çok mantar yiyen ülkesi, Fransa’dır. Kişi başına düşen yıllık mantar oranı 16 kg’ı bulmaktadır. ABD ve Avrupa’da en çok yenen Agaricus bisporus, Güney Asya’da Volvariella volvacea, Japonya’da ve Çin’de Lentinus edodes başlıca yenen mantar çeşitleridir.

Yurdumuzdaki bazı mantarlar:

Çayır mantarı: Zehirli türü de olan bu mantara dikkat etmek gerekir. Şemsiye şeklinde, kır ve çayırlarda yetişen bu mantar, açık kahverenklidir.

Şeytan mantarı: Kesildiğinde önce kırmızı, sonra mâvi olan bu mantar oldukça zehirli bir türdür. Sapı karınlı ve sarıdır. Altında koyu kırmızı karışık çizgiler vardır.

Kuzu mantarı: Çoğunlukla zehirsizler sınıfına giren kuzu mantarı, uzun külah biçimli, sarı ve koyu renklidir.

Mercan mantarı: Üzerlerinde beyaz, sarı, pembe tomurcukları olan bu mantarın parmak biçimli çıkıntıları vardır ve zehirsizdir.

Kurt mantarı: Zehirli mantarlar sınıfından olan bu tür, beyaz sert düğme görünüşünde olup, akarsu ve yol kenarlarında yetişmektedir.

Mantar, pişirildiği gün hemen yenilmelidir. Mantarı pişirmek için bilhassa emaye, ateşe dayanıklı cam veya porselen kaplar kullanılmalı, mantar kesinlikle alüminyum tencerede pişirilmemelidir. Pişirilecek mantarları çok iyi temizlemek, başındaki yapışkan deriyi çekip çıkardıktan sonra sapını keskin bıçakla kazımak gerekir. Bol suda yıkanan mantarlar, bir peçete üzerine birbirinden ayrı duracak şekilde sıralanıp, iyice süzülmesi beklenir. Daha sonra ince ince doğrayarak pişirmelidir. Mantarı pişirirken tadının kaybolmaması için yalnızca tuz, karabiber ve kıyılmış tâze maydanoz konulur.


Pteridophyta: Eğreltiler


Name:	atkuyrugu.jpg 
Views:	6759 
Size:	12,4 KB (Kilobyte) 
ID:	27595Eğreltiotları, kibritotları, at kuyrukları gibi çiçeksiz bitkileri kapsayan geniş bir şubedir. Kendibeslek (ototrof) olarak yaşayan, çoğunluğu kara bitkileridir. Bu bölüm bitkilerinin büyük gelişimlerini bundan milyonlarca yıl önce karbon devrinde yaptıkları söylenmektedir. Bu devirde cins ve türlerinin çoğunluğu ağaç şeklinde olan bitkilerin, mâden kömürünün meydana gelmesinde önemli rolleri olmuştur. Bu bölümde bugün yaşayan 12.000 kadar tür bitki vardır.




Eğreltilerin önemli sınıfları şunlardır:


1) Iycopodiatae (Kibritotları),
2) Eguisetatae (Atkuyrukları),
3) Filicatae (Eğreltiotları).

Bir eğreltiotunun hayat devri: Eğreltilerde birbirini takib eden ve birbirinden çok farklı iki hayat devri vardır. Bitkinin yapraklarının alt yüzeylerinde bulunan spor keselerine olgun sporlar düşer. Haploit (n kromozomlu) sporların çimlenmesi ile yürek şeklinde yeşil renkli yapraksı protal adını alan gametof bir bitki meydana gelir. Bu çoğunlukla bir kaç hafta yaşayan, bir kaç santimetre büyüklüğünde küçük bir bitkiciktir.

Gelişmeleri ve şekilleri sınıflarda değişiktir. Genel olarak basit, yeşil renkli bir tallusla alt yüzünden çıkan ve bulunduğu ortama bağlantısını sağlayan, topraktan su ve besin tuzlarını emmeye yarayan hortum şeklindeki kökçüklerden (rizoidler) meydana gelir. Protalin alt yüzünde kabarcık hâlinde anteridyumlar (erkek organ) ve meme başçığı şeklinde arkegonyumlar (dişi organ) gelişir. Döllenmede spermatoziodlerin arkegonyuma taşınmasında suya ihtiyaç vardır. Döllenmeden sonra zigot, diploit (2n kromozomlu) sporofitine bitkiyi meydana getirir. Eğrelti sporofiti yosun sporofitine göre daha ileri bir yapı ve daha zengin bir gelişme gösterir. Eğreltilerin çoğunda protalin gelişmesi kısa süre sonra durur ve sporofit kısa zamanda kök, gövde ve yapraktan müteşekkil ve çok yıllık bağımsız bir bitki hâline gelir. Mayoz bölünmesi ile spor keselerinde spor ana hücrelerinden dörder spor hasıl olur. Çimlenen sporlar tekrar haploit protali (gametofil) meydana getirirler. Böylece eğrelti otunun hayat devri tamamlanmış olur.


Spermatophyta : Tohumlu bitkiler


Tohumlu Bitkiler;

  1. Açık Tohumlu (Gymnospermae)
  2. Kapalı Tohumlu (Angiospermae)

olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

1. Açık Tohumlu Bitkilerin (Gymnospermae) Genel Özellikleri
Name:	Acık_Tohumlu.png 
Views:	9403 
Size:	76,3 KB (Kilobyte) 
ID:	27597Açık Tohumlu Bitkiler çoğu kez ağaçlar ya da ağaççıklar, nadiren çalı şeklinde bulunurlar. Tümüyle odunsu olan bu bitkiler genellikle herdem yeşil olup, yaprakları çoğunlukla iğnemsi, nadiren pulsu yada şeritsi şekildedirler. Genel olarak kuraklığa dayanıklı ve uzun ömürlüdürler. Odun yapıları Kapalı Tohumlulara göre daha basittir. Bu altbölüme dahil bir grup dışında çiçeklerinde örtü yaprakları (çanak ve taç yapraklar = periant) bulunmaz. Dişi ve erkek organları ayrı çiçekler üzerinde bulunduğundan çiçekleri tek eşeylidir. Erkek ve dişi çiçekler genel olarak bir eksen üzerinde sarmal olarak toplanarak erkek ve dişi kozalakları meydana getirirler.

Erkek ve dişi kozalakların (çiçeklerin) genel yapıları nasıldır?

Erkek kozalaklar (çiçekler) pul yada kalkan biçiminde bir yaprak ile (stamen) alt kısımlarında iki ya da daha fazla çiçek tozu torbasından (polen kesesi) ibarettir ve bir eksen üzerinde spiral dizilirler. Çiçek tozu keselerindeki polen ana hücrelerinin mayoz bölünme geçirmesi ile kromozom sayıları yarıya inmiş polenlerin (çiçek tozları) oluşumu sağlanır. Bu grup bitkilerde bir erkek kozalak bir kaç milyon polen üretebilmektedir .

Dişi kozalaklar da (çiçekler) genellikle erkek kozalaklara benzerler. Pulsu bir yaprak (karpel) ile altında çıplak durumda çoğu kez iki tohum taslağına sahip dişi çiçekler, bir eksen üzerinde sarmal olarak dizilerek dişi kozalakları oluşturur. Bunların tohum taslakları karpeller tarafından örtülmediğinden tohumları açıkta meydana gelmektedir. Bu tür çiçeklerde tohum taslakları iyi gelişmiş bir besi dokusuna (nusellus) sahiptir. Bu doku dıştan bir örtü ile sarılarak (integüment), uçta bir polen çimlenme odacığı ve küçük bir kapıcık (mikropil) ile dışarıya açılmaktadır. Nusellusun alt kısmında besleyici bir doku ve bu dokunun altında iki yada daha fazla yumurta hücresi bulunmaktadır. Yumurta hücresinin uç kısmında 2-4 hücreli arkegonium denilen bir boyun kısmı mevcuttur.

Tozlaşma nedir ve nasıl olur?

Tozlaşma erkek kozalaklarda oluşan polenlerin dişi kozalaklardaki yumurta hücrelerine ulaşmasıdır. Bu taşınma olayı bitkiler aleminde değişik yollarla olurken, bu gruptaki bitkilerde rüzgar yoluyla olmaktadır. Rüzgar yoluyla doğrudan doğruya dişi çiçeklerdeki mikropile ulaşan polenler, polen odacığında çimlenerek, yumurta hücresine ulaşan sperm çekirdeği ile yumurta hücresini döller ve içinde embriyoyu taşıyan tohum meydana gelir.

Açık Tohumlu Bitkilerin (Gymnospermae) Sınıflandırılması

Bu altbölüme giren bitkiler için Gymnospemae (gymnos=açık, sperma=tohum) terimini ilk kez 1829 yılında Bronqniart kullanmıştır. Gymnosperm ler değişik araştırıcılar tarafından farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır. Ancak Abbayes ve arkadaşlarının (1963) sınıflandırmaları göz önünde bulundurulmuştur. Buna göre, Gymnospermae 3 sınıfa (klassis) ayrılırlar:
1. Klassis Cycadopsida
Eski jeolojik devirlerde yaşamış olan bu sınıf üyeleri bugün yalnızca fosil kayıtlardan bilinmektedir. Tohumsuz Bitkilerle, Tohumlu Bitkiler arasında evrimsel olarak bir geçiş grubu oldukları kabul edilir.
2. Klassis Coniferales
Bu sınıfa bağlı en önemli takım (ordo) ve bu takıma bağlı çevremizde üyelerine sıkca rastlayabileceğimiz iki aileyi (familya) örnek olarak verebiliriz.

Ordo: Coniferopsida
Famiya: Pinaceae (Çamgiller)

Çiçekleri tek evcikli, herdem yeşil ve nadiren yapraklarını döken ağaç ya da çalılardır. Yapraklar demetler veya çevresel dizilişte, iğnemsi şekilde olup, reçine kanalları içerirler. Erkek kozalaklar, Mart ayından itibaren olgunlaşırken, tozlaşma Nisan ve Mayıs aylarında olmaktadır. Dişi kozalaklar, tozlaşmadan bir yıl sonra olgunlaşır ve döllenme gerçekleşir. Tohum olgunlaşmasının gerçekleşmesi için de bir yıl daha geçmesi gerekir. Bu nedenle bu aile üyelerinde aynı anda hem yeni oluşan dişi kozalaklar, hem yeni döllenmiş dişi kozalaklar ve hemde olgunlaşmış dişi kozalaklar bulunur. Oluşan tohumların da yapısı ve bağlanma şekli türlere göre değişen bir kanat içerirler. Bu aileye bağlı önemli bazı cins (genus) ve türler (species) şunlardır:

Genus (Cins): Pinus L. (Çam), Ekolojik hoş görülüğü fazla olduğu için genellikle
kuzey yarım küreden tropiklere kadar yayılış gösterirler. Bu cinse ait türler şunlardır:
Pinus nigra Arn. (Kara Çam), P. sylvestris L. (Sarı Çam), P. brutia Ten. (Kızıl Çam).
Diğer cisler ise Cedrus L. (Sedir), Abies L. (Göknar), Picea L. (Ladin) dir.

Famiya: Cupressaceae (Servigiller)
Çiçekleri bir veya iki evcikli, herdem yeşil ağaç veya çalılar. Yaprakları karşılıklı dizilişli, pulsu veya iğnemsi biçimdedir. Erkek kozalaklar küçük, uç kısımlarda veya yaprak koltuklarında küme oluştururlar. Dişi kozalaklar uç kısımlarda veya kısa sürgünlerin yan tarafındadır. Kozalak yapıları bazı türlerde odunsu, bazı türlerde deri gibi ya da etli görünümdedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde yayılış göstermekle birlikte ülkemizde doğal olarak yayılış gösteren iki cinsi vardır. Biri Cupressus L. (Servi), bu cinsin ülkemizde doğal yayılış gösteren tek türü Cupressus sempervirens L. (Adi Servi) dir. Diğeri ise Juniperus L. (Ardıç) dır. Yaprakları iğne şeklinde ya da odunsudur. Kuzey yarım kürede yayılış gösterirler. Juniperus oxycedrus L. (Katran Ardıcı) ve J. excelsa Bieb. (Boylu Ardıç) çok yaygın ik ardıç türüdür.

3. Klassis Gnetopsida
Gymnospermae' nin son sınıfı olan Gnetopsida sınıfı bitki tarihi ve evrimi açısından çok önemlidir. Çoğunlukla Gymnospermae karakterleri taşımalarına rağmen odun, yaprak yapılarındaki farklar, çiçeklerinde basit bir çiçek örtüsüne (Periant) sahip olmaları, reçine kanalları içermemeleri ve böcekler aracılığıyla tozlaşmaya rastlanması nedeniyle Açık Tohumlu Bitkilerle, Kapalı Tohumlu Bitkiler arasında geçit formu oluşturabileceği düşünülmektedir.
Bu bu sınıfa Epherda L. (Deniz üzümü) cinsini örnek olarak verebiliriz.

2. Kapalı Tohumlu Bitkilerin (Angiospermae) Genel Özellikleri

Name:	Kapali_Tohumlu.png 
Views:	11387 
Size:	80,4 KB (Kilobyte) 
ID:	27598Kapalı Tohumlu Bitkiler evrimsel bakımdan en iyi gelişmiş ve en büyük bitki grubudur.
Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 300.000 Kapalı Tohumlu Bitki üyesi bulunmakla beraber, yeni belirlenen türlerle sayıları hergün artmaktadır. Bu gruba giren bitkilerin bir çoğunun kültürüde yapılmakta olup, ekonomik değerleri de fazladır. Kapalı Tohumlu Bitkiler oluştukları andan itibaren başlayarak, diğer bitki gruplarına oranla çok daha gelişmiş özelliklere sahip olmaları, vejetatif (kök, gövde, yaprak, vb.) kısımlarının ortam koşullarına uyabilme yeteneklerinin daha fazla olmasına bağlanmaktadır.

Kapalı Tohumlu Bitkilerin genel yapısal özelliklerine bakıldığında, öncelikle organları arasında çok iyi bir iş bölümünün olduğu görülür. Bu grup içinde yer alan bitkilerde tozlaşma ve döllenme güvence altına alınmıştır.

Kapalı Tohumlu Bitkilerin (Angiospermae) Sınıflandırılması
Angiospermae grubuyla ilgili yapılan sınıflandırma Cronquist (1968) sistemine dayanmaktadır. Bu sistem biyolojik bulgulara dayandırılarak geliştirilmiştir. Buna göre Kapalı Tohumlu Bitkiler Magnoliopsida (Dicotyledoneae = Çift Çenekli Bitkiler) ve Liliopsida (Monocotyledoneae = Tek Çenekli Bitkiler) olmak üzere 2 Klassis'e (Sınıfa) ayrılmaktadır.

1. Klassis Magnoliopsida (Dicotyledoneae = Çift Çenekli Bitkiler)

Çift çenekli bitkiler odunlu veya odun içermeyen bitkilerdir. Bu gruba giren bitkiler genel olarak 2 çenek (tohum yaprağı), nadiren 1, 3 veya 4 çenek içerirler. Odunlularda ve otsuların çoğunda, kök ve gövde kambiyuma sahip olmasından dolayı ikincil büyüme (enine kalınlaşma) gösterir. Otsu türlerde gövde iletim demetleri açık (kambiyum içeren), iyi gelişmiş veya nadiren kapalıdır (kambiyum içermeyen).
Yapraklar tipik olarak ağsı damarlı, petiollü ve geniş laminalıdır. Çiçek kısımları (parçaları) belirgin sayıda olduğu zaman 5, nadiren 4 ve çok az olarakta 3 ve diğer sayılardadır. Çoğunlukla kaliks (çanak) ve korolla (taç) farklılaşması vardır.
Çevrenizde bulunan Çift Çerekli Bitkelerin çiçeklerinin yapılarını inceleyiniz.

Bu sınıf sırasıyla Magnoliidae, Hamamelidae, Caryophyllidae, Dileniidae, Rosidae
ve Asteridae olmak üzere 6 Subklassis (Altsınıf) içermektedir. Şimdi bu altsınıflar
içerisinde yer alan bazı taksonları öğrenmeye çalışalım.

Subklassis: Magnoliidae
Bu altsınıf çift çenekli bitkilerin en eski ve en ilkel olan grubudur. Açık ve Kapalı Tohumlu bitkiler arasında geçiş özelliği göstermesi nedeniyle sistematik bakımdan oldukça önemlidir. Bazı yapısal özellikleri arasında, odunlarında trakelerin bulunmayışı, çiçek organlarının sarmal diziliş göstermesi, periantın perigon şeklini alması veya hiç bulunmayışı, dişi organın tek karpelli olması, stamenlerin genellikle çok sayıda, nadiren az sayıda olması, belirgin bir flament anter ayrımı olmaması sayılabilir. Ayrıca bu grubun üyeleri, eterik yağlar, alkoloid ve tanenli maddeler gibi sekonder (ikincil) bitkisel maddeleri de içerirler.

Bu altsınıf 8 ordo ve 39 familya içermektedir. Bunlardan çevremizden tanıdığımız
bitki türlerini içeren familyalara örnek olarak,

Magnoliaceae (Manolyagiller), Ranunculaceae (Düğünçiçeğigiller), Papaveraceae (Gelincikgiller) verilebilir.

Subklassis: Hamamelidae
Çoğunlukla odunsu bitkilerdir. Çiçekleri çoğunlukla anemogam (rüzgarla tozlaşan), küçük ve petalsizdir. Sepal ve petal içerdiklerinde küçük ve pulsu yada belirsizdir.

Kuzey yarım kürenin kurak iklim kuşaklarına adapte olmuş ve yaprak döken ormanlar oluşturmuşlardır. Bu subklassis üyeleri içerdikleri bir takım kimyasal maddeler bakımından Magnoliidae subklassisinden ayrılmaktadırlar. Bu subklassis 11 ordo, 24 familya ve 3400 tür içermektedir. Bunlardan geniş yayılış alanına sahip bitki türlerini içeren familyalara

Platanaceae (Çınargiller), Moraceae (Dutgiller), Urticaceae (Isırgangiller), Juglandaceae (Cevizgiller), Fagaceae (Kayıngiller) örnek olarak verilebilir.

Subklassis: Caryophyllidae
Diğer iki altsınıfa nazaran daha ileri bir grubu teşkil etmektedir.Çoğunlukla otsu bitkilerdir. Kurak ve tuzlu ortamlara uyum sağlamışlardır. Ayrıca azotca zengin ortamlarda yetişen bitkileri de içerirler. Petalleri var yada yoktur. Stamenler genellikle iki daire halinde dizilmiş olup, her dairede 5 adet stamene sahiptirler. Bazı türlerde dış stamen dairesi ortadan kalkarak stamen sayısı azalmıştır. Bu altsınıfın çoğu üyelerinde betalsin adı verilen kimyasal maddeler üretilmektedir. Tohum yapılarında tipik olarak nişasta depo ederler. Bu altsınıf 3 ordo, 14 familya ve yaklaşık 11.000 türden oluşmuştur. Tanıdığımız ve yaygın bitki türlerine sahip familyalara örnek olarak,

Cactaceae (Kaktüsgiller), Chenopodiaceae (Kazayağıgiller), Portulaceae (Semizotugiller), Caryophyllaceae (Karanfilgiller) verilebilir.

Subklassis: Dilleniidae
Çoğunlukla kimyasal olarak tanenli, betalsinsiz ve alkoloidlerce fakirdir. Birkaç familyası hardal yağlarını içermeleri ile karakteristiktir. Çiçekleri çok petalli, nadiren petalsiz yada birleşik petallidir. Birleşik petalli oldukları durumda ya korolla loplarından daha çok stamen içerirler ya da stamenler korolla loplarının karşısında bulunur. Plasentasyon (tohum taslaklarının ovaryuma bağlanma şekilleri) değişik şekillerdedir. Bu altsınıf 13 ordo, 77 familya ve yaklaşık 25.000 tür içermektedir. Önemli ve tanıyabileceğimiz bitki türlerini içeren familyalara örnek olarak,

Theaceae (Çaygiller), Tiliacea (Ihlamurgiller), Malvaceae (Ebegümecigiller), Violaceae (Menekşegiller), Cucurbitaceae (Kabakgiller), Salicaceae (Söğütgiller), Brassicaceae (Hardalgiller) verilebilir.

Subklassis: Rosidae
Bu altsınıf içerdikleri tür sayısı itibarıyla zengin bir gruptur. Kimyasal bileşikler olarak, çoğunlukla tanenli, seyrek olarak iridoid bileşikleri bazende triterpenoidleri içerirler. Çiçeklerinde petalleri belirgin, ayrık veya seyrek olarak dipte birleşmiş, nadiren tüp şeklinde olabilir. Bazen çok indirgenmiş veya hiç olmayabilir. Ovaryum diğer çiçek organlarının altında yada üstünde bulunabilir. Stamenleri çok sayıda olduğu zaman gelişmelerini dıştan merkeze doğru tamamlarlar. Plasentasyon çeşitli tiplerde, bileşik ovaryumlarda genellikle eksene bağlı durumdadır. Rosidae altsınıfı 18 ordo, 114 familya yaklaşık olarak 58.000 türden oluşmaktadır. Günlük yaşamımızda kullandığımız birçok ekonomik kullanımı olan türleri de içermektedir. Familyaları sayısınca Angiosperm lerin en büyük altsınıfıdır . Fakat tür sayısı bakımından bundan sonra göreceğimiz Asteridae ile hemen hemen aynı büyüklüktedir.

Örnek olarak Rosaceae (Gülgiller), Fabaceae (Leguminosae) (Baklagiller) (Şekil 3.5). Elaeagnaceae (İğdegiller), Punicaceae (Nargiller), Cornaceae (Kızılcıkgiller), Euphorbiaceae (Sütleyengiller), Vitaceae (Asmagiller), Hippocastanaceae (Atkestanesigiller), Rutaceae (Turunçgiller), Apiaceae (Umbelliferae) (Maydonozgiller) verilebilir.

Subklassis: Asteridae
Kimyasal olarak çok çeşitli ürünleri, genellikle iridoid bileşikler, alkoloidler, eterik
yağlar, acı maddeler bulunan tıbbi ve zehirli bitki türlerini içeren familyalara sahiptir. Çiçeklerde ovaryum, diğer çiçek organlarının altında ya da üstünde olabilir. Çoğunlukla iyi gelişmiş ve gösterişli, nadiren indirgenmiştir. Petaller birleşerek huni ya da çan biçimini almışlardır. Stamenler corolla tüpüne yapışık, lop sayısı kadar, apetal (indirgenmiş petal) olup çiçeklerde stamen hiçbir zaman beşden fazla değildir. Stilus bazen ginobaziktir (ovaryumun tabanından çıkan), bazende uç kısımdan çıkar. Plasentasyon değişik tiplerde ve embriyo çoğunlukla tohuma oranla büyüktür. Bu altsınıf 11 ordo, 49 familya ve yaklaşık 56.000 türden oluşur. Bu türlerin 1/ 3'ü Asteraceae familyasında toplanmıştır.

Örnek olarak başlıca Apocynaceae (Zakkumgiller), Solanaceae (Patlıcangiller), Lamiaceae Labiatae, Ballıbabagiller bu familyaya ait türlerin büyük bir bölümünün içerdikleri uçucu ve aromatik yağlar nedeniyle ilaç ve parfümeri sanayiinde oldukça ayrı bir yeri vardır.

Oleaceae (Zeytingiller), Scrophulariaceae (Sığırkuyruğugiller), Pedaliaceae (Susamgiler), Campanulaceae (Çançiçeğigiller), Rubiaceae (Kökboyasıgiller), Caprifoliaceae (Hanımeligiller), Asteraceae (Compositae) (Papatyagiller) familyaları sayılabilir.

2. Klassis: Liliopsida ( Monocotyledoneae = Tekçenekli Bitkiler)
Otsu yada çok nadir olarak odunsu bitkilerdir. Bu grup içindeki bitkilerde embriyo, tohum çimlenmesi esnasında tohum içinde bulunan besi dokudan, yedek besin maddesi emebilmek için emeç ödevi gören bir kotiledon (çenek) içermektedir. Bu çenek, fidecik biraz gelişip yeşil renk kazanarak fotosentez yapabilecek büyüklüğe gelinceye kadar beslenmeyi sağlamaktadır. Tek çenekli bitkilerde bitkinin gereksinim duyduğu madde taşınımını sağlayan iletim demetlerinin yapısında kambiyum yapısının bulunmaması nedeniyle sekonder (ikincil) kalınlaşma da görülmemektedir. Bu tip iletim demetlerine "kapalı koleteral iletim demetleri " denir. Gövde yapısındaki iletim demetleri dağınık biçimde dizilmiştir.

Bu gruba dahil olan bitkilerde ana kök kısa sürede ortadan kalkarak yerini ana kökün etrafında gelişen çok sayıda ek köklere (adventif kökler) bırakır. Toprak üstü organları çiçek durumları dışında dallanmamaktadır. Yaprakları tipik olarak paralel damarlı, yaprak ayası çok zayıf petiolsüz (sapsız) dür. Çiçek örtüsü perigon tipindedir. Çiçek kısımları belirgin sayıda olduğunda tipik olarak üçlü, nadiren ikili veya dörtlü. Bitkilerin çoğu toprak altı yaşamına uyum sağlamış rizom, yumru, soğan gibi yer altı organlarına sahiptirler. Bu tür bitkilere genel olarak geofitler denir. Çiçekleri genellikle sepalden türevlenen nektaryumlar (balözü bezi) içermektedir. Liliopsida 5 subklassis içermektedir. Alismatidae, Arecidae, Commelinidae, Zingiberidae ve Liliidae.

Subklassis: Alismatidae
Değişik özelliklerdeki sulak ya da bataklık alanlarda yetişen otsu bitkilerdir. Yaprakları basit almaşlı, nadiren karşılıklı dizilişli, paralel damarlı, geniş ayalı veya ayasız olabilir. Çiçekleri geniş ve gözalıcı görünümden, çok küçükten belirgin olmayana kadar değişen yapıdadır. Bu subklassis 4 ordo, 16 familya ve 500 kadar tür içerir.

Subklassis: Arecidae
Otsu, çalı, ağaç ve sarılıcı bitkileri içerir. Tropik ve subtropik bölgelerde yayılış gösterir. Çiçekler çok sayıda ve genellikle küçüktür. İki serid , üç tepallidir. Yapraklar almaşlı dar ve paralel damarlıdan, geniş ve ağsı damarlıya kadardır. Meyva üzümsü yada etli veya kuru eriksi tiptedir. Bu altsınıf 4 ordo, 5 familya ve 5.600 kadar türden oluşmuştur. Örnek olarak Arecaceae (Palmae/Palmiyegiller), Araceae (Yılanyastığıgiller), Lemmaceae (Sumercimeğigiller) verilebilir.

Subklassis: Commelinidae
Çoğunlukla otsu, seyrek olarak odunsu bitkilerdir. Karasal, nadiren suculdurlar. Yapraklar sarmal, tabanda, paralel damarlı çoğunlukla kınlıdırlar. Çiçekleri genellikle iki eşeyli veya tek eşeyli, küçük görünümlüdür. Periant ilkel familyalarda üçlüdür; sepal ve petal ayrımı belirgindir. Gelişmiş familyalarda ise indirgenmiştir. Ovaryumları üst durumludur. Besi doku büyük ve nişasta depo etmiştir. Tozlaşma anemogamdır. Meyva çoğunlukla kuru, nadiren etlidir. Bu altsınıf 7 ordo, 16 familya ve yaklaşık olarak 15.000 türü içermektedir. Tanıdığımız bazı türleri içeren familyalara Juncaceae (Hasırotugiller), Cyperaceae (Papürüsgiller), Poaceae (Gramineae) (Buğdaygiller), Typhaceae (Sukamışıgiller) örnek olarak verilebilir. Bunlardan özellikle Poaceae (Buğdaygillerin) önemi büyüktür (Şekil 3.7). Meyvası nişasta bakımından zengin olan bu familya üyelerinin bir çoğu tahıl bitkisi olarak kullanılır. Ayrıca şeker ve yağ içeren türleri de vardır. Öte yandan hayvanlar açısından büyük değer taşıyan çayır ve meraların önemli bitkileri bu familyaya aittir. Kozmopolit olan bu familya 9000 kadar tür içermektedir.

Subklassis: Zingiberidae
Nadir olarak basit, dalsız gövdeli küçük ağaçlar yada epifit (başka bitkiler üzerinde yaşayan bitki) otsu bitkilerdir. Çiçekleri genellikle iki yada tek eşeyli, göz alıcı, büyük ve parlak renklidir. Sepal ve petaller üçer adet serbest yada bileşiktir. Stamenler iki dairede üçer olmak üzere 6 adettir. Bu altsınıf 2 ordo, 9 familya ve yaklaşık olarak 3000 türden oluşmaktadır.

Örnek familyalar olarak Musaceae (Muzgiller) ve Zingiberaceae (Zencefilgiller) verilebilir.

Subklassis: Liliidae
Bazıları epifit nadiren sucul genellikle karasal (rizom, yumru veya soğanlı) geofit otsulardır. Çiçekleri büyük ve göz alıcı renklidir. Çiçek örtüsü perigon şeklinde, 2 serili ve her seride 3 tepal yaprağı içermektedir. Çoğunlukla sepal nektaryumludur. Yapraklar alternat nadiren karşılıklı veya dairesel, dar paralel damarlı, kenarları dar, dişli veya hafif parçalıdır. Ginekeum 3 karpelli ve 1 pistillidir. Stamenler 1, 3 veya 6 tanedir. Meyva genellikle kapsüladır.
Liliidae subklassisi 2 ordo, 19 familya ve yaklaşık 21.000 tür içermektedir.

Örnek
olarak Liliaceae (Zambakgiller), Iridaceae (Süsengiller) ve Orchidaceae (Salepgiller) familyaları verilebilir. Ancak türlerinin 4/5 inden fazlası Liliaceae ve Orchidaceae familyalarında toplanmıştır.