Küresel Çevre Kirlenmesi Hakkında Makale Örneği

 Küresel Çevre Kirlenmesi Hakkında Makale Örneği

  Okunma: 12027 - Yorum: 0
  1. #1
    Küresel Çevre Kirlenmesi

    Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.

    Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?

    Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon’da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü…

    Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin’in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika’nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.

    Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin “Su ile şaka olmaz” özdeyişini hatırlatıyor.

    Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus’ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993′te Endonezya’da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine’de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.

    Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus’ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?

    Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.

    Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.

    Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan ‘Çernobil’ olayından kim sorumlu? Bugün ‘Çernobil’den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya’nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.

    İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.

    Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz.

    Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.

    Mavi Ağladığında..

    *Bir yokluk zamanıydı. İnsanlar işlerine gider,aşıklar parklarda gezinir ,çocuklar top peşinde koşturur,yalnızlar köşelerine ağıtlarsa yüreklere çekilirdi. Bir yokluk zamanıydı. Onu görürdüm belli belirsiz aynaların yüzüme yansıyan zamanlarında. Gözlerinde iki mavi damlacık yüreğime akardı. Mavi ağlardı. Mavi ağlar ben yürek sıkıntılarıma çare arardım. Mavi ağlar,ben duygu depremlerimden arta kalanlara sarılırdım...

    Yastaydım siyahtı her yanım. Herkesin bildiği yerlerde herkesin bildiği şeyler yapılırken dolardı mavinin gözlerisiyah bir hüzünle. Martıların denize dokunup kaçtığı yerlerde yakardı ışıklarını yaktığı ışıklarla ışıl ışıl olurdu mavinin gözleri,yüzünde mavi bir tebessüm ve dudaklarında umut mavisi kelimeler...

    Ben maviliğine ,maviliği ışıklarıyla aydınlattığı denize karışırdı. Denizse bildik hüzünleri savururdu dalgalarıyla mavi bir iklimde...Bir yokluk zamanıydı...Ben yok olurdum,mavi ışığını kapatır. İnsanlar işlerinden evlerine döner,aşıklar parklarından eski yalnızlıklarına karışır,yalnızlar durdukları köşeden sıkılır daha yalnız köşeler ararlardı kendilerine. Siyah duvarlarımdan siyah hüzünler akardı. Gölgem saklandığı yerden çıkardı. Mavi konuştukça susardı. Mavi sustukça katardı maviliğini hüzünlerime. Kattıkça umut beyazına dönerdi hüzünlerim anlık siyahlığından.

    Umut edemezken yarım kalmış şarkıların tamamlanmasını. Mavi, notalar yazardı siyah çizgilerin üzerine. Mavi ağlardı ve ben mavi gözyaşları biriktirirdim yüreğimde. Mavi ağladığında vazgeçerdim günlük intiharlarımdan. Yaşamın karmaşasına döner,parklarda gezen yalnız aşıklara laf atar,işlerine koşuşturan insanların ayaklarına yaşamsal çelmeler takar,çocukların oyunlarına karışır,yalnızları çekildikleri köşelerde rahatsız ederdim. Buna rağmen mavi durmaz tüm sessizliğiyle ağlardı. Mavi gözyaşları çoğalırdı yüreğimde. Mavi bir ölüm olurdu yaşam,mavi yapraklar dökülürdü zamansız dallarından. Bir yokluk zamanıydı. Siyahlığımın arasından geçip bilmediğim bir yere doğru giderken görmüşlerdi onu,güneşin bile gözünü açmadığı bir zamanda...Giderken de ağlamıştı mavi,Mavi gözyaşlarına..

    MAKALE ÖRNEĞİ

    BEŞ KURUŞLUK MALİYETİ DAHİ OLMAYAN TEBESSüMüN HİKAYESİ


    Küçük kiz,hüzünlü bir yabanciya gülümsedi. Bu gülümseme adamin kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava icinde yakin geçmiste kendisine yardim eden bir dosta tesekkür etmedigini hatirladi.Hemen bir not yazdi,yolladi.

    Arkadasi bu tesekkürden o kadar keyiflendi ki,her ögle yemek yedigi lokantada garson kiza yüklü bir bahsis birakti. Garson kiz ilk defa böyle bir bahsis aliyordu.Aksam eve giderken,kazandigi paranin bir parçasini her zaman köse basinda oturan fakir adamin sapkasina birakti.

    Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki ki gündür bogazindan asagi lokma geçmemisti. Karnini ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasinin yolunu islik çalarak tuttu. Öyle neseliydi ki, bir saçak altinda titreyen köpek yavrusunu görünce,kucagina aliverdi.

    Küçük köpek gecenin sogugundan kurtuldugu için mutluydu. Sicak odada sabaha kadar kosusturdu.Gece yarisindan sonra apartmani dumanlar sardi.Bir yangin basliyordu.Dumani koklayan köpek öyle bir havlamaya
    basladi ki,önce fakir adam uyandi, sonra bütün apartman halki...

    Anneler,babalar dumandan bogulmak üzere olan yavrularini kucaklayip, ölümden kurtardilar ...

    Bütün bunlarin hepsi,bes kurusluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.


    Konu Aunsorm tarafından (27-11-2013 Saat 14:13 ) değiştirilmiştir.